Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

İyisi de var kötüsü de var. Gülü de dikeni de.
İyisi de var kötüsü de var. Gülü de dikeni de.

Bizim buralarda bak her hanenin Çanakkale'de şehidi vardır. Çok şehit vermişler. Karşı köyümüzde bak şehitlik var yeni şehitler hem de. Toprağımızı niye verelim? Atalardan kalmış. Bedel verilmiş. Bak kurdu, kuşu, insanı herkes burada doyuyor, geziyor, gülüyor. Çoluk çocuk. Allah zeval vermesin. Görüyoruz her gün televizyonda dünyada neler neler oluyor.

ŞÜKRÜ ERBAŞ

SÖYLEŞİ: HAKKI ÖZDEMİR

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar ağır kanlı adamlardır

Değişen bir dünyaya karşı

Kerpiç duvarlar gibi katı

Çakır dikenleri gibi susuz

Kayıtsızca direnerek yaşarlar.

Aptal, kaba ve kurnazdırlar.

İnanarak ve kolayca yalan söylerler.

Paraları olsa da

Yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.

Her şeyi hafife alır ve herkese söverler.

Yağmuru, rüzgarı ve güneşi

Bir gün olsun ekinleri akıllarına gelmeden

Düşünemezler...

Ve birbirlerinin sınırlarını sürerek

Topraklarını büyütmeye çalışırlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar karılarını döverler

Seslerinin tonu yumuşak değildir

Dışarda ezildikçe içerde zulüm kesilirler.

Gazete okumaz ve haksızlığa

Ancak kendileri uğrarlarsa karşı çıkarlar.

Adım başı pınar olsa da köylerinde

Temiz giyinmez ve her zaman

Bir karış sakalla gezerler.

Çocuklarını iyi yetiştiremezler

Evlerinde, kitap, müzik ve resim yoktur.

Bir gün olsun dişlerini fırçalamaz

Ve şapkalarını ancak yatarken çıkarırlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar köpekleri boğuşunca kavga ederler.

Birbirlerinin evlerine ancak

Ölümlerde ve düğünlerde giderler.

Şarkı söylemekten ve kederlenmekten utanırlar

Gülmek ayıp eğlenmek zayıflıktır

Ancak rakı içtiklerinde duygulanır ve ağlarlar.

Binlerce yılın kalın kabuğu altında

Yürekleri bir gaz lambası kadar kalmıştır.

Aldanmak korkusu içinde

Sürekli birbirlerini aldatırlar.

Bir yere birlikte gitmeleri gerekirse

Karılarından en az on adım önde yürürler

Ve bir erkeklik işareti olarak

Onları herkesin ortasında döverler.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar yanlış partilere oy verirler

Kendilerinden olanlarla alay edip

Tuhaf bir şekilde başkalarına inanırlar.

Devlet, tapu dairesi, banka borcu ve hastanedir.

Devletten korkar ve en çok ona hile yaparlar.

Yiğittirler askerde subay dövecek kadar

Ama bir memur karşısında -bu da tuhaftır- Ezim ezim ezilirler.

Enflasyon denilince buğday ve gübre fiyatlarını bilirler.

Cami duvarı, kahve ya da bir ağaç gövdesine yaslanıp

Onbir ay gökyüzünden bereket beklerler.

Dindardırlar ahret korkusu içinde

Ama bir kadının topuklarından

Memelerini görecek kadar bıçkındırlar

Harmanı kaldırdıktan sonra yılda bir kez

Şehre giderler!

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar otobüslerde ayaklarını çıkarırlar

Ayak ve ağız kokuları içinde kurulup koltuklara

Herkesi bunalta bunalta, yüksek perdeden

Kızlarının talihsizliğini ve hayırsız oğullarını anlatırlar.

Yoksulluktan kıvrandıkları hâlde, şükür içinde

Bunun, Tanrının bir lütfu olduğuna inanırlar.

Ve önemsiz bir şeyden söz eder gibi, her fırsatta

Gizli bir övünçle, uzak şehirdeki

Zengin bir akrabalarından söz ederler.

Kibardırlar lokantada yemek yemeyi bilecek kadar

Ama sokağa çıkar çıkmaz sümküre sümküre

Yollara tükürürler..

Ve sonra şaşarak temizliğine ve düzenine

Şehirde yaşamanın iyiliğinden konuşurlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar ilk akşamdan uyurlar.

Yarı gecelerde yıldızlara bakarak

Başka dünyaları düşünmek gibi tutkuları yoktur.

Gökyüzünü, baharda yağmur yağarsa

Ve yaz güneşleri ekinlerini yetirirse severler.

Hayal güçleri kıttır ve hiçbir yeniliğe

-Bu verimi yüksek bir tohum bile olsa-

Sonuçlarını görmeden inanmazlar.

Dünyanın gelişimine bir katkıları yoktur.

Mülk düşkünüdürler amansız derecede

Bir ülkenin geleceği

Küçücük topraklarını ipoteği altındadır.

Ve birer kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden

Zamanın derin ırmakları önünde...

KÖYLÜLERİ, SÖYLEYİN NASIL NASIL KURTARALIM?

Konuşan: Kamil Türkeri, 75, Çankırı.

Köylüler için neler önemlidir?

Köylüler için maddiyat önemlidir. Toprak, mal... insanı köyde evi barkı bahçesi bostanı ayakta tutar. Çoluğu çocuğu, torunu tombalağı, nasıl büyüteceksin? Gelip de birinin para verecek hâli yok ya... Toprağı ekini, şimdi de şehirlere gidiyorlar. Şehirliler de köye gidip gelirler ama bir hafta on gün kalırlar. Gelsinler bir ay yaşasınlar bakalım. Uzaktan güzel şey. Ha burada rahatız, bir lokma nefesimiz var orası ayrı.

Köylüler birbirleriyle iyi geçinir mi?

İyisi de var kötüsü de var. Gülü de dikeni de. Bak ben sana şöyle söyleyeyim... Kimle menfaat ilişkin yoksa iyi geçinirsin. Kimle de menfaat işin varsa nane limonlu gider biraz. Mesela bizim büyükler atalar akıllı adamlarmış. Mesela beş parça yirmi dönüm tarlası var babamgilin. Beş de çocuk var. Bu tarlaları beşe bölmemişler. Şu Ahmet'in şu Mehmed'in diye. Ne demişler bu sene Ahmet dereyi eksin, bu sene Mehmet şu depeyi eksin. Sene Ahmet depeyi eksin, Mehmed şu dere tarafını eksin. Tarlaları her sene döndürmüşler. Ama dememişler ki depe tarafı Ahmet'in olsun dememişler. Niye? Ayırırsa tarlayı herkes dağılır. Ama kardeşler içinde her sene dolaşırsa herkes beraber sahiplenir. Bilmem anlatabildim mi?

Köylüler eğer boş zamanları olursa ne yaparlar?

Köylünün boş zamanı olmaz da bazen bi daralır camii önüne doğru gidilir. Bi yürünür. Mesela kışın mallara (hayvanlara) su veririz. Verirken herkes aynı vakitlerde su verir. Sonra akşam sokak gezmesine gideriz. Çay içeriz. Yazın kapı önlerinde otururuz. Çoluğu çocuğu büyütenler malı melali (hayvanları) çoluğa çocuğa emanet ederler. Hacca umreye giderler. Kimi danası koyunu yoktur. Onlar da kışlık İstanbulcu olur. Oraya giderler. Yazın da İstanbulcular köye gelir.

Köylülerin evlerinde kitap ve resim var mıdır?

Babalarından kalma resimler varsa olur durur duvarda. Eskidir onlar. Divan altlarında, kıyıda köşede saklanır öyle bakılır. Özal'dan önce fotoğraflar meydandaydı. Sonra niye tam hatırlamıyorum da Özal'dan sonra bir resim günah münah dedilerdi çok ortalıkta yoktu bi ara öyle bir söylenti vardı o zamanlar. Kitap dediğinde işte ne olacak cüz kitabı olur Kur'an olur. Asarız onu duvara yüksekte. Biri iyi okur evde o okur. Öyle işte. Eskiden köylerde derin hocalar olurdu millet giderlerdi onlara.

Köylüler yeni bir şeyi cihazı, kıyafeti, eşyayı hemen kabul ederler mi?

Eskiden hemen yeni bir alet makina falan alınmazdı. Günah mı sevap mı bilinmezdi o zaman. Para da çok yoktu öyle. Para da harcanmazdı. Yağın kaymağın evden ekmeğin tarladan. Para bile kullanmazdık. Arada çerçi gelince ıvıra zıvıra öyle para verilirdi nadirattan. Şimdi parasız gidilmiyor bir yere. İnternet var ya şimdi her şey alınır. Bir de caka satılır biraz usul usul tabii. Herkesin elinde bir telefon cik cik. Şimdi ekmek bile bakkal ekmeği. Eskiden ayıptı bu. Valla ekmek sırası falan oluyor bayramda seyranda İstanbulcular gelince. Eskiden söyleseler gülerdik valla.

Köylüler dışarda lokantalarda yemek yemeği severler mi?

Severler. Eskiden hele çok severlerdi. Fukaralık vardı. Millet lokantaya giderdi bir saat otururdu. Köye gelip anlatırdı bir gün. Bir kere – Allah uzun ömür versin şimdi doksan yaşında – anamı lokantaya götürdüydüm İstanbul'da geçmiş gün. Yirmi – yirmi beş sene evveli. Sosis mi ne geldiydi, anam da onları görünce, "ben bu kızıl kızıl şeyleri mi yicem dediydi". Çok bilinmezdi o zamanlar.

Köylüler vatanlarını düşünürler mi?

Düşünürler tabii düşünmezler mi. Bizim buralarda bak her hanenin Çanakkale'de şehidi vardır. Çok şehit vermişler. Karşı köyümüzde bak şehitlik var yeni şehitler hem de. Toprağımızı niye verelim? Atalardan kalmış. Bedel verilmiş. Bak kurdu, kuşu, insanı herkes burada doyuyor, geziyor, gülüyor. Çoluk çocuk. Allah zeval vermesin. Görüyoruz her gün televizyonda dünyada neler neler oluyor.