Mor ve bedensiz

Bedensizlik özlemi son tahlilde nefes almak kadar normaldir.
Bedensizlik özlemi son tahlilde nefes almak kadar normaldir.

"Uyusam uyanmasam" derler sıkıntıda olan kimseler. Ölümden çok sürekli olarak rüya âleminin içerisinde kalma özlemidir bu. Hayalmatiğe kapılıp eskisinden çok daha olumlu bir gerçekliğe, daha keyifli, katlanılır bir hayata ulaşma özlemini kastederler. Ünlü şarkının sözleri olan "Öyle sarhoş olsam ki, bir daha ayılmasam" da bu isteğin dillendirilmesidir. Değişik bir algı düzeyinde sürekli var olma özlemi. Her şeyin rüyadan ibaretliğini özlemek ve unutmayı kutsamaktır.

Matrix filmi yirmi yıl geride kaldı. O zaman için alışılmadık şaşırtıcı olan film tekniği şimdilerde sıradan ve eskimeye yüz tutmuş bir beceri. Hikâyesi de çok çiğnenmiş toprak artık, ama filmin en temel mesajı az önce dillendirilmiş gibi taze. Önümüzdeki yüz yılda başımıza geleceklerin bir özeti hatta. Ünlü bilimkurgu yazarı Stanislaw Lem Summa Techonologiae adlı kitabında Phantomat adlı sanal gerçeklik yaratan bir makineden söz etti. Daha internet, akıllı telefon ve 5G falan yokken, 1964'te. Benzerlerinden onlarca yıl önce.

Daha internet, akıllı telefon ve 5G falan yokken, 1964'te.
Daha internet, akıllı telefon ve 5G falan yokken, 1964'te.

Phantomat'ın içinde yeni bir hayat seçmek mümkündü. İnsan böyle bir şeyi arzu eder mi? Eder. Phantomat'a yıllar önce kaleme aldığım bir yazımda "Hayalmatik" ve "Düşomat" isimlerini uygun görmüştüm. Seksen başlarında bir ara bilgisayar oyunları sapığı olmuştum. Amsterdam'da şehir merkezindeki bir mekânda kocaman kasalı oyun cihazlarının başında zamanı, kim olduğumu falan unutur saatlerce oyun âleminde yaşardım. Sonrasında sokağa çıktığımda kimlik bilgilerim geri gelir ve demek aslında ben böyle biriyim duygusuyla sarsılırdım.

"Tanrım beni baştan yarat" arzusunun şarkılara, sanata, romanlara ve operalara konu olmuş çok güçlü ve yaygın bir duygu olduğu unutulmasın. Materyal dünyadan ve ölümlülükten sıyrılma; suya, yemeğe, uykuya ihtiyacı olmadan sonsuza dek olmasa da uzun bir süre sanal bir âlemde var olmak… "Uyusam uyanmasam" derler sıkıntıda olan kimseler. Ölümden çok sürekli olarak rüya âleminin içerisinde kalma özlemidir bu. Hayalmatiğe kapılıp eskisinden çok daha olumlu bir gerçekliğe, daha keyifli, katlanılır bir hayata ulaşma özlemini kastederler. Ünlü şarkının sözleri olan "Öyle sarhoş olsam ki, bir daha ayılmasam" da bu isteğin dillendirilmesidir. Değişik bir algı düzeyinde sürekli var olma özlemi. Her şeyin rüyadan ibaretliğini özlemek ve unutmayı kutsamaktır. Gel de şimdi E . A. Poe'nun "A Dream Within a Dream" (Rüya İçinde Bir Rüya) adlı şiirini hatırlama. Yazarın ruhu şad olsun diyerek birkaç mısrayı buraya alıyorum.

...

In a night, or in a day,

In a vision, or in none,

Is it therefore the less gone?

All that we see or seem

Is but a dream within a dream.

...

Bedensizlik üzerine düşünmeye başladığımda bazı tanınmış yazarların röportaj ya da anı metinlerinde bedensiz olmayı çok arzu ettiklerini belirttiklerini hatırladım. Ben de onlardan biriyim. Özellikle çocukluk ve ilk gençliğinde çok yoğun, sonrasında da sürekli olarak astral yolculuklar yapmış biri olarak istediğim zaman bedenden sıyrılmayı daima arzu etmişimdir. Sürekli farkındalık hâlinde kalmayı, yorulmamayı, uykusuz kalabilmeyi ve istediğinde fişi çekebilmeyi kim istemez? Bunun çok insani bir arzu olduğunu düşünüyorum. Sufiler az yiyerek, az uyuyarak, ibadetle ve tefekkürle sürekli farkındalık yükselterek sıradan insana kapalı duran mertebelere ulaşmaya çabalar. Bazı rüyalar bize bu mertebeleri işaret etmez mi? Bedensizlik özlemi son tahlilde nefes almak kadar normaldir. Lem insanların rüya âlemini kargaşa ve kavgalarla dolu gerçek dünyaya tercih edeceklerinden korkuyordu.

Matrix filminde bu korkuyu simgeleyen Cypher ihaneti karşılığında sadece eski konumuna dönmeyi isterken, bildiği gerçekliği de tümden unutmak ister.
Matrix filminde bu korkuyu simgeleyen Cypher ihaneti karşılığında sadece eski konumuna dönmeyi isterken, bildiği gerçekliği de tümden unutmak ister.

Matrix filminde bu korkuyu simgeleyen Cypher ihaneti karşılığında sadece eski konumuna dönmeyi isterken, bildiği gerçekliği de tümden unutmak ister. Matrix filminde Neo Mesih olarak takdim edilir. Dünya eskiden de şu anda da bir Mehdi-Mesih pazarı gibidir. Hakikat tokmak gibi kafama inene dek hayatım boyunca din algım, inanç çizelgem inişli, çıkışlı, kamburlu, çukurlu olmuştur, ama hiçbir zaman Mesih gelecek fikrini ciddiye alamadım. Hz. Muhammed son peygamberdi ve bu sayfa onunla birlikte kapanmıştı. Mehdi arayışını da hep mazlumların karizmatik ve başarılı bir lider özlemi gibi algıladım. Matrix filminde kırmızı hap bilinçlenip gerçeği fark etmek, mavi hapta "hayalmatik" âlemde kaldığın yerden devam etmek anlamına geliyordu malum. Ben zamanımızda iki gerçekliği bir arada yaşadığımız için iki hapı bir arada yutmamızı salık verdiğim bir yazı yayımlamıştım fi tarihinde. Çünkü mor bir gerçekliğin içerisinde yaşadığımızı düşünüyordum.

Ülkemizde resmi ve alternatif tarihin bir arada bulunması mor bir gerçekliktir örneğin. İkiz Kuleler'in içeriden bombalanması ve terörist saldırı sonucunda yıkıldığı mavalının bir arada yaşaması da öyle. Batı'nın çok demokrat olduğu iddiası mavi hap değil midir? Filmdeki Neo karakteri Mesih, Cypher da hain değildir. İkisi bir arada tektir. Mor tişört vardır üzerlerinde. Bu yazıyı yayımladıktan bir yıl kadar sonra popüler düşünür Slavoj Zizek'in de üçüncü bir seçimden söz ettiği The Pervert's Guide to Cinema – Lacanian Psychoanalysis (Sinema için Sapıklar Kılavuzu - Lacancı Psikoanaliz) başlıklı bir film izledim. İllüzyonun- mavi ya da gerçekliğin - kırmızı hapını yutmanın değil, illüzyonun içindeki gerçekliği bulmanın önemine değiniyordu. Tek farkımız bakış tercihiydi. Ben gerçekliğin içerisindeki illüzyonun keşfini daha fazla önemsiyordum. Aklın yolu bir derler. İllüzyonun içerisine gizlenmiş olan gerçekliğin keşfi daha romantik gelebilir.

Zamanımızda doğallıktan uzaklaşmış ya da uzaklaştırılmış istek ve arzular en yeni teknolojiyle, bir çeşit bedensizlik özlemiyle yani, içine kaçabileceği güvenli ve sorumluluktan azade bir kovuk arıyor.

Birinde illüzyona, diğerinde gerçeğe rağmen hayat devam ediyor. Kitlesel medyanın insanlar üzerinde yarattığı illüzyonun bu aşamadaki başarısı bile müthiş. Teknoloji gerçekte insan hayatını sanıldığı kadar değiştiremez. Gerçeklik ve illüzyon hakikatin içinde birlikte barınır. Neo-Liberal tezgâh bize markalı giysiler, yeni arabalar, hızlı bir bilgisayar, bitcoin, 5-6-7 G ve bir kaçış yolu verir. Ve ardından illüzyon birden çöker ve onun yerini alan şey üzerimize çullanır. Mortgage krizi, korona virüsü ve ardından gelmesi beklenen dalgalar gibi. Zamanımızda doğallıktan uzaklaşmış ya da uzaklaştırılmış istek ve arzular en yeni teknolojiyle, bir çeşit bedensizlik özlemiyle yani, içine kaçabileceği güvenli ve sorumluluktan azade bir kovuk arıyor. Çocuklar ve gençler en çok buna özendiriliyor. Depresyona karşı prozak kullanan, telefonuyla 7/24 yapışık olan, sürekli kulaklıkla müzik dinleyip çevreden kopuk duranlar korona virüsünün de ittirmesiyle kendini tereddütsüz içeriye atacak durumda.

Deccalizm yıllardır özenle bu kovukları, mağaraları inşa ediyor. Toplamda kurulan yapı bir Dijital Kafes. İnsanlığın Demir Kafes'ten sonra ağırlanacağı sistem. Yakında köhne bir metafizik öğretisi pozitivist ve materyalist cahiliye devrini bitiren bir kurtuluş reçetesi gibi sunulursa hiç de şaşırtıcı olmaz. Koronadan bunalmış yığınlara Doğu dinlerinden füzyonlanmış bir öğreti yegâne kurtarıcı gibi sunulabilir. Tabii bunun yanında bir hediyesi de olacak: "@hiret". Sahte ahirette lüks ağırlanmalar vaat edilecek. İşte S. Lem'in elli küsur yıl önce gerçekleşmesinden korktuğu gelecek bizim şimdiki zamanımız.