Muhammed İzzet Derveze: Filistin davasının 100 yılı

Muhammed İzzet Derveze.
Muhammed İzzet Derveze.

Müslüman ve Hristiyanların, Osmanlı döneminde sorunsuz bir şekilde bir arada yaşadığı şehir, İngiliz işgalinin ardından da Müslüman-Hristiyan ittifakının ilk kurulduğu yerlerden birisi olmuştu.

27 Ekim 1933 günü, Filistin’in en güzel şehirlerinden Yafa’da toplanmaya başlayan protestocular birkaç saat içerisinde 50.000 kişilik muazzam bir kalabalığa ulaşmıştı. İçlerinde Şam, Beyrut ve Bağdat gibi şehirlerden gelen çok sayıda insan da vardı. Ancak sadece meydana çıkan yollar değil Yafa’nın bütün sokakları demir bariyerlerle kapatılmıştı. Zira İngiliz manda hükümeti, her türlü gösteri haklarını ellerinden almıştı. Üstelik 2 hafta önce Kudüs’te çıkan olaylar nedeniyle bu kez işi daha da sıkı tutuyorlardı. Cuma namazının ardından yürüyüşe başlayan Müslüman heyeti, yolda Hristiyan gruplarla birleşerek gösterinin olacağı alana doğru ilerlemeye başlamıştı.

Ancak demir bariyerleri aşamayınca, bir anda fikir değiştirerek, yakındaki İngiliz karakolunun önüne yürümeye karar vereceklerdi. İngilizlerin ilk yaptığı, karakolun önüne toplanan kalabalığın üzerine rastgele ateş açmaktı. Bir yandan, halkın arasına karışmış, ellerindeki coplarla önlerine çıkan herkese büyük bir hırsla vuruyorlardı. Bu şiddetten ilk nasibini alanlardan birisi, İngilizler tarafından görevden alındıktan sonra Filistin Ulusal Yürütme Komitesi başkanlığı yürüten, eski Kudüs Belediye Başkanı Musa Kazım el Hüseyni’ydi. O sırada 80 yaşında olan el-Hüseyni, İngiliz askerler tarafından acımasızca dövülüyordu.

Musa Kazım el Hüseyni, 100’den fazla Filistinlinin katledildiği bu çatışmalar esnasında aldığı ağır yaraların etkisiyle 5 ay sonra şehit oldu. Orada birisi daha vardı ki, İngilizlerin açtığı ateş sonucu başından yaralanan bu genç adam, arkadaşları tarafından kurtarılarak büyük bir gizlilik içerisinde tedavi ettirilecek ve Allah’ın mucizesi ile başındaki kurşun çıkarılacaktı.

O genç adam ileride Filistin davasının en önemli simalarından birisi olacak Muhammed İzzet Derveze’den başkası değildi. Meşhur tefsiri ve İslami ilimler konusunda yazdığı Kur'an ve Kadın, Kur'an ve Sosyal Güvenlik, Kur'an'ın Meşrutiyeti ve Hayat İşlerinde Peygamberin Sünneti, Hz Peygamber’in Biyografisi, Hadis Tefsiri, Kur'an-ı Kerim'de Yahudiler, Kuran ve Misyonerler gibi eserlerin yanı sıra Filistin tarihini ve direnişini anlatan Filistin Trajedisi, Çeşitli Yönleriyle Filistin Davası, Siyonist İşgalin Sebebi, Nekbe, Filistin Uğruna, Filistin Cihadı gibi kitaplardan, romana ve tiyatro oyununa değin pek çok alanda dev bir külliyat bırakacaktı arkasında.

Ancak Muhammed İzzet Derveze’nin ilmi çalışmalarının yanı sıra başdöndürücü hayat hikayesini de konuşmamız gerekiyor mutlaka.

Bu hayat hikayesi 1888 senesinde, Filistin’in en güzel şehirlerinden Nablus’ta başlamıştı. Babası, Nablus’un tarihi çarşısının esnaflarından, tanınmış kumaş tüccarı Abdulhâdî bin Dervîş Derveze’ydi ve Muhammed İzzet bu çarşının tozunu yutmaya başladığında, henüz ilkokul çağında bile değildi. Nablus’taki lise öğrenimini bitirdiğinde, takvimler 1905 senesini gösteriyordu. Varlıklı Arap ailelerin çocukları, liseyi bitirdikten sonra genellikle eğitimlerine devam etmek için Kahire, İstanbul ya da Şam gibi büyük şehirlere giderlerdi. Ancak artık çalışması gerektiğini düşünüyordu zira çok iyi bir esnaf olmasına rağmen babasının kazancı günden güne düşmeye başlamıştı.

Osmanlı’da bir posta memuru

Böylece Osmanlı Posta İdaresi’nde işe girerek, çalışmaya başladı. İlk görev yeri, doğup büyüdüğü Nablus şehri olacaktı. Ancak Filistin’deki Osmanlı Posta İdaresi geniş bir alanda etkinlik gösteriyordu. Posta memuru olarak sık sık seyahate çıkıyordu artık. Böylelikle İslam dünyasının çeşitli yerlerinde çıkan gazeteleri de takip ediyor ve bir yandan da yazıyordu. Yazılarını ilk gönderdiği yer, Beyrut’ta çıkan Osmanlı Kardeşliği gazetesiydi. Bu gazete, Ahmed Sâkir et-Tîbî tarafından kurulmuştu ve geniş bir sahada yayın yapıyordu. Aynı zamanda Beyrut’ta çıkan başka bir gazetede daha ve Îsâ el-Îsâ’nın sahibi olduğu “Filistin” ile Necîb Nassâr’ın “el-Kermil” gazetelerinde haftalık makaleleri yayınlanmaya başlamıştı.

Bu arada, önce 1911 senesinde, doğup büyüdüğü şehir Nablus’taki Arap İlim Cemiyeti’nde üyelik ve sekreterlik görevi üstlenecek, ardından Bu arada 1913 senesinde arkadaşlarıyla birlikte Filistin’deki arazi satışları konusunda halkı bilinçlendirmek için bir grup kuracaktı. 18 Haziran 1913 senesinde, Paris’te toplanan 1.Ulusal Arap Kongresi’ne Nablus şehrini temsilen giden heyet arasındaydı. Kongrenin açılış konuşmasını yapan İskender Ammûn, sözlerine Arapların Osmanlı’dan ayrılmak istedikleri iddialarının gerçeği yansıtmadığını söyleyerek başlamış ve şöyle devam etmişti; Biz bir Osmanlı hükümeti istiyoruz, ne Türk ne Arap. Tüm Osmanlıların eşit hak ve yükümlülüklere sahip olduğu bir hükümet istiyoruz...

Muhammed İzzet Derveze, Paris’teki kongreden döndükten sonra başka bir hayalini gerçekleştirmeye çalışmış, Arap dili ve kültürü üzerine çalışmalar yapacak Arap Bilim Derneği'ni kurmuştu. Ancak bir anda patlak veren savaş, derneğin çalışmalarını da sekteye uğratacaktı. Bu arada, tüm bu gelişmeler yaşanırken, önce Nablus Postanesi'nin komiser yardımcılığına atanmış, ardından da posta pulu satış müdürü olarak Beyrut’a gönderilmişti.

İngiliz mandası altında büyük bir direniş önderi

General Allenby 11 Aralık 1917 günü muzaffer bir edayla Kudüs’e girdiği zaman, yanında savaşlara katılan Fransız ve İtalyan kuvvetlerinin kumandanları da vardı. Şehrin her yeri İngiliz bayraklarıyla donatılmıştı. Ve Allenby, o gün yaptığı konuşmada Haçlı Seferleri’ne değiniyor ve konuşmasının sonunda şu ifadeyi kullanmıyordu; Ve artık şimdi Haçlı Seferleri bitti.

Oysa Filistin’de herşey aslında şimdi başlıyordu. Muhammed İzzet Derveze, İngiliz işgalinden kısa süre önce Nablus’ta kurulan Necâh Okulu’nda görev yapmaya başlamıştı. Büyük bir deprem olmuş, her şey temelinden sarsılmıştı ve yeni bir sayfa açılıyordu onun da şimdi karşısında. 5 sene süren idareciliği sırasında, gelecekte sadece Filistin değil, Arap tarihi içerisinde çok önemli roller oynayacak birçok öğrenci yetiştirecekti. Bunlardan birisi, ileride Ürdün Başbakanı olacak Süleyman el-Nâbulsî’ydi. Bir diğeri ise Filistin’in önemli diplomatlarından Ekram Zu‘aytir’di. Büyük Filistinli şair İbrahim Tûkân da öğrencileri arasındaydı.

Pek çok önemli siyasi görevin yükü de omuzlarındaydı. İşgal karşıtı Müslüman-Hristiyan Derneği’nin Nablus’ta yeni kurulan şubesinin genel sekreterliği bunlardan sadece birisiydi. Müslüman ve Hristiyanların, Osmanlı döneminde sorunsuz bir şekilde bir arada yaşadığı şehir, İngiliz işgalinin ardından da Müslüman-Hristiyan ittifakının ilk kurulduğu yerlerden birisi olmuştu.

Muhammed İzzet Derveze, çok yoğun çalışmasına rağmen Beyrut ve Kahire’deki dergilere yazı göndermeyi sürdürüyordu. Kudüs’te kurulan Arap-Filistin Kongresi, Suriye Umumi Kongresi ve yine Arap-Filistin Cemiyeti gibi kurumlarda da üyelikleri vardı. Hatta hepsinin kuruluşlarında da bizzat yer almıştı. Kudüs gazetelerinde de makaleleri yayınlanıyor ve bunların tamamı geniş bir okuyucu kitlesi tarafından takip ediliyordu.

Bu arada başka bir göreve daha getirilmişti. Nablus’taki İslam Vakıfları İdaresi’nin müdürüydü artık. Burada çalışmaya başlamasından kısa bir süre sonra, Nablus’ta çok büyük bir deprem olmuştu. Tarihler 1927 yılını gösteriyordu. Sıcak bir Temmuz günüydü. Depremin, 6 şiddetinin üstünde olduğu söyleniyordu ve geniş bir bölgede hissedilmişti. Nablus’taki birçok tarihi yapı, devlet binası ve 300’den fazla ev yıkılmış, 200 kişi de hayatını kaybetmişti.

İslam Vakıfları İdaresi Müdürlüğü, gerek Nablus şehrinin tarihsel konumu ve sahip olduğu zengin İslami doku, gerekse içlerinden geçtikleri tarihsel süreç düşünüldüğünde fevkalade kritik bir işti. Siyonist yerleşim alanları her geçen gün büyümeye devam ederken, işgalciler sadece halka değil Filistin’in sahip olduğu tüm kültürel mirasa da savaş açmışlardı çünkü. Nablus çarşısının küçük İzzet’i büyümüş ve çocukluğunda gölgesinde serinlediği İslam eserlerinin izzetini savunmak için gece gündüz çalışır olmuştu.

Muhammed İzzet Derveze; Ekram Zu‘aytir, Accâc Nuveyhid, Avnî Abdulhâdî, Subhî el-Hadrâ, Raşîd el-Hâcc İbrahim, Mu‘în el-Mâdî, Fehmî el-‘Abûşî, Hamdî el-Hüseynî, Selîm Selâme gibi dönemin önde gelen vatanseverleriyle birlikte Bağımsızlık Partisi’nin kurucuları arasındaydı. İlk amaçlarından birisi, Filistin halkı arasında, siyasi bilincin artması için çaba göstermekti. İkincisi, farklı inanç mensupları arasında ulusal birliğin sağlanmasıydı. Üçüncüsü, İngiliz mandasına karşı direnişe odaklanmaktı. Dördüncüsü, Siyonist tehdide karşı 7’den 70’e herkesin uyarılması gerektiğiydi. Beşincisi, onların bu hedeflerine zarar verecek siyasi ya da dini Arap liderlerle mücadele etmekti. Altıncısı da, özellikle Filistin gençliğine yönelik özel çalışmalar yapılmasını ve onların enerjisinin bu mücadele içerisinde en doğru biçimde yer almasını sağlamaktı. Haftalık olarak 1500 nüsha basılan el-Arab gazetesi, partilerinin yayın organı olmuştu.

1933 senesinde Yafa’da başından vurulduğu zaman, işte böyle bir mücadelenin içerisindeydi Muhammed İzzet Derveze. Ölümden dönmüştü ancak hemen ardından tutuklanarak 10 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Büyük Filistin İsyanı’nın (1936-1939) başlamasının ardından ise Filistin’den sınırdışı edilecek ve Şam’a gitmek zorunda kalacaktı. Yakın dostu ve dava arkadaşı Hacı Emin el Hüseyni de oradaydı. Acil olarak, mâli olarak toparlanmanın çareleri üzerine düşünmeleri gerekiyordu. Ve Hacı Emin el-Hüseyni bir süre sonra Beyrut’a giderken, Muhammed İzzet Derveze Filistin direnişinin idâri ve mâli sorumlusu olarak Şam’da kalacaktı.

Ancak burada da Fransızların baskısı günden güne artmaya başlamıştı. Filistin direnişinin, Suriye’de Fransızlara karşı devam eden mücadele ile olan bağlantısı çok büyük bir takip altındaydı. Ve sonunda, 5 Haziran 1939 günü, Filistin direnişinin yöneticilerinden olduğu suçlamasıyla çıkarıldığı mahkemede tutuklanarak Mezzeh Hapishanesi’ne gönderilecekti.

Artık çok genç değildi, 50 yaşını doldurmuştu. Hapishane yarı yaşında gençlerle doluydu. Onlarla olan sohbetlerinin dışında kendini tamamen okumaya ve yazmaya adamıştı. En çok da Kuran-ı Kerim okuyordu. Hafızdı. Her bir âyet üzerine günlerce düşündüğü oluyordu. Mezzeh’de 4 ay kaldıktan sonra Şam hapishanesine götürülmüştü. Ancak burada da okumaya ve düşünmeye devam edecekti.

Nekbe sonrası devam eden mücadele

Muhammed İzzet Derveze, hapisten çıkmıştı ama vatanı Filistin’e girişi hala yasaktı. Bu yüzden, sığınabileceği en uygun ülke Türkiye’ydi. Böylelikle, 1941 senesinin ilk aylarında, uzun ve yorucu bir seyahatten sonra Türkiye’ye geldi. Sınırdan izinsiz giriş yaptığı için kısa bir süre Manisa Hapishanesi’nde tutulduktan sonra serbest bırakılarak, Bursa’ya geldi ve şehrin en eski yerleşim yeri olan, güzeller güzeli Çekirge mahallesine yerleşti.

Türkiye savaşa girmemişti. Ancak günlük gazeteler Avrupa’yı kasıp kavuran savaş haberleriyle doluydu. Seneler olmuştu Filistin’i görmeyeli. Yüzlerce öğrencisi olmuştu şimdiye kadar. Neredelerdi şimdi acaba? Bazıları ile yakın zamana değin haberleşmeyi sürdürmüş, bazılarının ise izini kaybetmişti ne yazık ki. Büyük İsyan esnasında şehit olan ne çok öğrencisi olmuştu. Henüz çocuk denecek yaşta gençler, İngiliz askerlerinin ve Siyonistlerin kurşunlarına hedef olmuştu. Hepsinin ismi silinmemek üzere kazınmıştı zihnine ve kalbine. Çekirge Mahallesinin minarelerinden ezan sesleri yükselirken onları düşünüyor ve durmaksızın çalışmaya devam ediyordu. En önemli eserlerinden birisi olan tefsirini de Bursa’da kaleme almaya başlayacaktı.

1945 yılında, yaklaşık 5 senesini geçirdiği Türkiye’den ayrılırken, Suriye artık bağımsızlığına kavuşmuştu ancak vatanı Filistin’de her şey günden güne kötüye gitmeye başlamıştı. Filistin’e girişi hala yasaktı. Ancak Filistin’de olmadan da destek verebilirdi direnişe. Şam’a geri dönmesinin sebebi buydu. Vatanına daha yakın olmalıydı. Dönecek ve Filistinli gönüllülerin eğitimi görevini üstlenecekti. Sadece Filistin’den değil, diğer Arap ülkelerinden de gelen çok sayıda genç vardı. Eğitim aldıktan sonra gizli yollardan Filistin’e girerek, Siyonist çetelere karşı gerilla savaşı sürdürmeye çalışıyorlardı.

Ancak Filistin halkının idam fermanı olan büyük felaket hızla yaklaşıyordu. Nekbe yani İsrail’in kuruluşu, on binlerce Filistinliyi yerinden yurdundan ederek, bir anda mülteci durumuna düşürecekti. 2. Dünya Savaşı’ndan galip çıkan İngiltere, Siyonist otoritelere verdiği sözü tutmuş ve Filistin topraklarını onlara bir yurt olarak bırakmıştı.

Bütün gücüyle mücadele etmesine rağmen, vatanının ellerinden kayıp gitmesini engelleyememek derin bir kedere boğuyordu Muhammed İzzet Derveze’yi. Sağlık durumu da bozulmaya başlamıştı ancak onun lugatında pes etmek diye bir kelimenin olmadığını söylüyordu herkes. Bitti denilen yerde yeni bir sayfa açmak için çalışmaya devam etmeliydi, tüm gücüyle çalışmaya devam etmeliydi.

1987 senesinde Şam’daki evinde vefât edene değin, mücadele etmeyi sürdürdü İzzet Derveze. Son yıllarını, darbeyle iktidara gelen ve bir avuç azınlığın tüm gücü elinde topladığı Nusayri mezhepçisi Baas Partisi’nin baskısı altında geçmişti.

Nablus’un tarihi çarşısında kumaş tüccarı bir babanın oğlu olarak başladığı hayatta, sayısız olaya şahitlik etmişti. Osmanlı’nın son dönemlerine, ardından gelen İngiliz işgaline ve Yahudi göçüne… İsrail’in kuruluşuna, Arap-İsrail savaşına ve yüzlerce katliama... Kan, gözyaşı, taş, top, tüfek ve halkının büyük direnişini görmüştü. Filistin’in 100 senelik tarihinin tanığıydı o. Yaşadığı her acının ardından daha güçlü ayağa kalkmış, yazmaya devam etmişti. Ve Filistin’de 1. İntifada’nın başladığı 1987 senesinde bu dünyadan ayrılırken, izi asla silinmeyecek bir isim bir isim bırakıyordu geride.