Nur heykelleri

İşrakiliğe göre insan mutlak hakikati ve ilahi gerçeği ancak işrak yolu ile yani bir iç aydınlanması şeklinde idrak edebilir.
İşrakiliğe göre insan mutlak hakikati ve ilahi gerçeği ancak işrak yolu ile yani bir iç aydınlanması şeklinde idrak edebilir.

“Sen mi üstünsün yoksa İbn Sina mı?” şeklindeki bir soruya Sühreverdi’nin pek de mütevazı olmayan bir tarzda “bahse dayalı konularda İbn Sina ile ben, ya eşitiz ya da ben ondan daha büyük olacağım. Fakat keşfe ve zevke dayalı ilimlerde ben ondan çok üstünüm” şeklinde cevap verdiğine dair iddialar göz önüne alınırsa Sühreverdi’nin İbn Sinacı felsefi mirası “eleştirel temellük”üyle kasdımız amacına ulaşır.

Orta Çağ İslam düşüncesindeki iki büyük felsefi gelenekten biri olan İşrakiliğin (diğeri Meşşailiktir) kurucusu, 38 yaşında Halep’te zindanda tutulurken Halep Emiri’nin babası Selahaddin Eyyubi’nin talimatıyla katledilmiş bir isim Şihabüddin Sühreverdi el-Maktul. Sühreverdi’nin, aynı zamanda Fahreddin Razi’ye hocalık etmiş Mecdüddin el-Cili’nin başka bir talebesi olarak ondan fıkıh usulü, mantık ve felsefe tahsil ettiğini biliyoruz.

“İlk Muallim”, dolayısıyla üstad olarak Aristoteles’i gören el Kindi, Farabi ve İbn Sina’nın temsil ettiği Meşşai geleneğe karşı Seyyid Şerif Cürcani’ye göre İşrakiyyun, “üstadları Platon olan feylesoflar”a verilen isimdir.


Meraga’daki bu eğitiminin ardından İsfahan’a geçerek mantık eğitimi ve İbn Sina felsefesi hakkındaki bilgilerini pekiştiren Sühreverdi Irak, Diyarbakır, İç Anadolu ve Suriye’de bulunup Artuklu, Danişmendli, Selçuklu ve Halep emirlerinin himayesinde eserlerini telif eder.

Şemseddin Şehrezuri (ö.l288), İbn Kemmine (ö.l284), Kutbuddin Şirazi (ö. 131 I), Nasireddin Tusi (ö.l274), Celaleddin Devvani (ö. 1502) ve Molla Sadra (ö.l 640) gibi filozoflar üzerinde de kalıcı tesirler bırakan ve hatta bu sebeple onların da İşraki olarak anılmasına yol açan Sühreverdi’nin kendi felsefesini en son İbn Sina’da temeyyüz ettiğini söyleyebileceğimiz Meşşailik’in kapsamlı bir eleştirisi ve temellüğü üzerine inşa ettiği vurgulanabilir.

“Sen mi üstünsün yoksa İbn Sina mı?” şeklindeki bir soruya Sühreverdi’nin pek de mütevazı olmayan bir tarzda “bahse dayalı konularda İbn Sina ile ben, ya eşitiz ya da ben ondan daha büyük olacağım. Fakat keşfe ve zevke dayalı ilimlerde ben ondan çok üstünüm” şeklinde cevap verdiğine dair iddialar göz önüne alınırsa Sühreverdi’nin İbn Sinacı felsefi mirası “eleştirel temellük”üyle kasdımız amacına ulaşır. Yine de “İlk Muallim”, dolayısıyla üstad olarak Aristoteles’i gören el Kindi, Farabi ve İbn Sina’nın temsil ettiği Meşşai geleneğe karşı Seyyid Şerif Cürcani’ye göre İşrakiyyun, “üstadları Platon olan feylesoflar”a verilen isimdir.

İşrakiliğin anlamlarına dair

Peki, işrakilik ne anlama gelir? Sühreverdi ve ardıllarına işraki dendiğinde ne anlamalıyız? Gerek Farabi’nin, gerek İbn Sina’nın gerekse de İbn Tufeyl’in bir şekilde Antik Yunan köklerden azade tamamen Doğu’ya, İslam kültürüne has bir İşrak felsefesi oluşturma çabası sarf ettiklerini ve hatta İbn Sina’nın son teliflerinden birinin Hikmet-ül Meşrikiyyin ismini taşıdığını biliyoruz. Ancak bütün bu çabaların Sühreverdi’ye katkı sağlamaktan öte kâmil anlamıyla bir İşrakilik olarak değerlendirilemeyeceği de açık.

Nur Heykelleri, Sühreverdi, çev. Saffet Yetkin, MEB, 1988
Nur Heykelleri, Sühreverdi, çev. Saffet Yetkin, MEB, 1988

Yine Sühreverdi’nin kurduğu İşrak felsefesinin de Farabi ve İbn Sina’nın arzulayıp teşebbüs ettikleri, ama gerçekleştiremedikleri türden İslam kültürüne has bir sistem oluşturmadığını da vurgulamalıyız. Hikmet-ül İşrak yapı itibariyle Platon ile Neo-Platonculuğun fikirleri, Zerdüştlük ve eski Mısır’ın gelenekleri, Sabiilik, Hint düşüncesi ve Gazali ile tasavvufun esinlemelerini barındıran bir sistematiği bize yansıtır. Epistemolojik olarak bilgi edinmede “nazari keşf” diyebileceğimiz türden bir sezgiciliğe ve ilhama değer veren İşrakilik bu bakımdan Tasavvuf ile Meşşa’ilik arasında orta bir yerde kabul edilebilir.

  • İşrakiliğe göre insan mutlak hakikati ve ilahi gerçeği ancak işrak yolu ile yani bir iç aydınlanması şeklinde idrak edebilir. İşrakiyyun için akıl insanı belli bir sınıra kadar götürebilen bir yetidir, ancak bu yeti nihai hakikati kavrayamaz.

İşrakilik’e göre insan, mükaşefe ile derece derece karanlıktan Nur’a doğru yükselir. Allah ise bütün ışıkların birleştiği ışık olup Nurlar Nuru (Nuru’I-Envar) olarak kabul edilir. Her mistik ruh, peygamberler gibi, sözlerin anlaşıldığı ve hakikatlerin görüldüğü Mana ve Melekut Alemi ile temasa geçer. İşte bu vecd haline işrak adı verilir. Sühreverdi’nin, varlığı, nur kavramıyla açıklamaya çalışarak bir çeşit nur metafiziği yaptığını söyleyebiliriz. Kur’an’daki “Allah göklerin ve yerin nurudur” gibi ayetleri kendine mehaz edinen Suhreverdi’ye göre önemli varlık, sadece nurun belli bir tertip üzere zuhur etmesinden oluşan hiyerarşik bir yapı görünümü taşır, ancak bu görünümü sağlayan da yine nurdur.

Sühreverdi'nin kendine seçtiği silsileler

Sühreverdi, Tufan’dan önce yaşamış İdris peygamberle özdeşleştirilen Hermes’e verildiğini iddia ettiği hikmetin kendisine; Hermes > Agathedemon (Şit) > Asklepius > Pytnagoras > Empedokles > Platon > Zünnun-u Mısri > Ebu Sehl et-Tüsteri yoluyla Mısır ve Yunan kanalından; Hermes > Agathedemon (Şit) > Fars rahip kralları > Gayümers > Feridun >Keyhüsrev > Ebu Yezid Bistami > Hallac-ı Mansur > Ebu’l-Hasan el-Harrakani silsilesiyle de İran kanalından ulaştığını da öne sürer. Sühreverdi’nin İşrakiliğindeki Zerdüşti etki belki en çok Işık ve Karanlık düalizminde aranabilir. Ancak, Zerdüştlükte Işık ile Karanlık arasında tam bir karşıtlık vaz edilmiş ve uzlaşmaları mümkün değilken İşrakilik nur ve zulmetin, aynı şeyin mahiyet değiştirmiş biçimi olduğunu söyler.

Her ne kadar Sühreverdi temelde Platon’un fikirlerine bağlı kalmışsa da Aristoteles’le de görüştüğünü öne sürmüştür. Aristo’nun düşüncelerini de zaman zaman muarızlarına karşı kullanmaktan çekinmemiştir. Hilmi Ziya Ülken bu bakımdan onu Alman ilahiyatçısı Rudolph Steiner’e benzetir. Ülken’e göre Sühreverdi, tasavvufçular ile meşşailerin ortasında bulunur ve tasavvufçulara saldıracağı zaman Aristoteles’e, meşşailere saldıracağı zaman ise tasavvufçulara dayanır. Sühreverdi’ye ait Nur Heykelleri son derece kısa bir risale olmasına karşın İşrak felsefesine iyi bir başlangıç eseridir.

Kebikeç

Cumhuriyetin ilk sühreverdi kitabı

Şihabeddin Sühreverdi ve Nur Heykelleri, Yusuf Ziya Yörükan, İnsan, 1998
Şihabeddin Sühreverdi ve Nur Heykelleri, Yusuf Ziya Yörükan, İnsan, 1998

Cumhuriyet döneminde Sühreverdi üzerine yapılan çalışmaların ilki olan eserinde Yusuf Ziya Yörükan Sühreverdi’nin hayat hikâyesini detaylarına varıncaya dek irdeliyor ve onun kurduğu İşrakiliğin nasıl anlaşılması gerektiğine ilişkin önemli ipuçları veriyor. Yörükan, genelde Meşşai karşıtı olarak bilinen Sühreverdi’nin Telvihat, Mukavemat, Meşari gibi temel eserlerinde, Meşşailiğe has kıyas ve çıkarım yolunu takip ettiğini, Hikmetü’l-İşrak’ta ise hem kıyas ve çıkarımı hem de keşf ve sezgiyi kullandığını belirtiyor. Yörükan kitabında Hikmetül İşrak üzerinden Sühreverdi’nin temel düşüncelerini de yorumluyor.

İslam felsefesi geleneği ve işrakilik

Platon ve Aristoteles felsefelerinin harmanlandığı Yeni Eflatuncu metinlerin İslam dünyasına aktarılmasıyla Meşşai felsefenin İslam düşünürleri tarafından tetkik edildiği, anlaşıldığı ve geliştirildiği rahatlıkla söylenebilir. Sühreverdi’nin İbn Sina’da temsiliyetini bulan meşşai felsefeyi eleştirerek klasik İslam felsefesi çizgisinden farklı ve hakikate ulaşmada alternatif bir yol/metod olarak sunduğu düşünce sistemi ise İşrak felsefesidir.

3 ismin editörlüğünde hazırlanan kitapta İşrakiliğin Meşşai felsefeden farklılaşan yönleri kadar İslam felsefesi geleneğine yaptığı özgün katkılar da ele alınıyor. İşrakiliğin İslam felsefi geleneğinde son derece kısıtlı bir şekilde ilgi görmesi ve üzerinde pek az araştırma yapılan alanların başında gelmesi ise kitabın kıymetini artırıyor.

(Sühreverdi ve İşrak Felsefesi, ed. M. Nesim Doru-Kamuran Gökdağ- Yunus Kaplan, Divan Kitap, 2017)

Sühreverdi meşşailiği nasıl eleştirdi?

Sühreverdi’nin İbn Sina Eleştirisi, Tahir Uluç, İnsan, 2012
Sühreverdi’nin İbn Sina Eleştirisi, Tahir Uluç, İnsan, 2012

Aristoteles ve Platon’u Neo-Platonculuk ekseninde birlikte ele alan Meşşai felsefeye has kılabileceğimiz burhan ve istidlal yöntemini tamamen reddetmemekle birlikte onların hakikat araştırmasındaki yetersizliklerini riyazet, müşahede ve mukaşefe ile tamamladığını iddia eden Şihabüddin Suhreverdi el-Maktul’un İbn Sina’ya yönelttiği eleştirileri kapsamlı bir şekilde irdeleyen Tahir Uluç, Gazali ve Şehristani gibi diğer İbn Sina eleştirmenlerinin eleştiri ve görüşlerine de değinerek Sühreverdi’nin tartışmaya yaptığı özgün katkıları ortaya çıkarıyor. Sühreverdi’nin İslam Felsefesi geleneğindeki yerini ortaya çıkarmada önemli bir yer tutan Meşşai felsefesine yönelik eleştirileri İşrakiliğin amaçlarını kavramada da önemli.

İşrakiliğin ilk dönem şarihleri

Şeyhü’l İşrak’in İzinde
Şeyhü’l İşrak’in İzinde

İslam Felsefesi’nin kurucu epistemolojilerine ilişkin son yıllarda artan bir ilgi olmasına karşın bu ilgiden Sühreverdi ve İşrakiliğin nasibinin az olduğunu gözlemlemek mümkün. İşrâkîlik düşüncesinin ‘farklılık’larını ihtiva eden ayrıştırıcı vasfını kendi bütünlüğü içinde anlama ihtiyaç kadar tamamlayıcı bir parçası olduğu İslam felsefesi geleneğinin diğer ekolleriyle olan paylaşımları bakımından onu anlamak da bu bakımdan büyük bir önem arz ediyor. Sühreverdi’nin ilk dönem şarihlerine yer verilen eser Şehrezuri, Kutbuddin Şirazi, İbn Kemmûne, Devvani gibi şarihlerin Sühreverdi’nin İşrak felsefesinin anlaşılmasına katkılarını soruşturuyor.

(Şeyhü’l İşrak’in İzinde, Ed. M. Nesim Doru-Kamuran Gökdağ- Yunus Kaplan, Divan Kitap, 2017)