Seçilmemiş seçkinler, gökten zembille inmiş elitler

cns
cns

Özgürlük, rasyonalite ve gerçekliğe dair sarsak fikirleri basit ezberlerden ibaret. Toplumuniplerinden kurtulmakla övünüyorlar, sömürgecilerin zincirlerine baş uzatarak. Bildikleriekran nevalelerinden, gördükleri dayatmanın resimlerinden ve tanıdıkları tamtamcılardanibaret. Hepsinde müthiş bir kent yobazlığı ve tabutta sergilenen cesetlere hayranlık.

Hayatın içindeyken yani gerçekten içindeyken dünya o kadar da yaşanmaz değil. Yağmur yağıyor, trafik karışıyor, deniz betona kafa atıyor, güneş açıyor. İnsanlarsa bildiğin insanlar; çalışan, okula giden, gülen, ağlayan, günlerine hata payı bırakmakta cömert davranan, pişmanlığa hazır, Müslüman, Türk, Kürt, Çerkes, Arnavut... Biraz Nişantaşı biraz Fatih, biraz Gazi Köşkü biraz Ali Paşa Mahallesi, biraz dram biraz komedi.

Medyaya, özellikle sosyal medyaya baktığında safi gerilim. Sıkıcı, ölümcül, vahşi, riyakar. Gerçeğe yaslanan vahim hadiseler, olduklarından daha sert daha keskin bir şekilde üstüne geliyor. İntiharını erteleyen adamlar milleti intihara teşvik ediyor. Asabi kırkayaklar kulak memesi kıvamında isyan davetiyeleri çıkarıyor. Züppeler cephesindense pazara sövgü manzumeleri dökülüyor. Her sarsılış, yalpalayış ve düşüşleri dillerinde hakarete dönüşüyor; gerici, lümpen, makarnacı, bidon kafalı ve son keşifleri Anadolu Çomarı. Neymiş bu Anadolu çomarı; bilmediğini bilmeyen, cimri, bencil, eşine ihanet eden, kabadayı, ayyaş, sapık…

Halbuki çizdikleri çerçevenin içindekinin kendi fotoğrafları olduğunu fark edemeyecek kadar şaşkınlar. Özgürlük, rasyonalite ve gerçekliğe dair sarsak fikirleri basit ezberlerden ibaret. Toplumun iplerinden kurtulmakla övünüyorlar, sömürgecilerin zincirlerine baş uzatarak. Bildikleri ekran nevalelerinden, gördükleri dayatmanın resimlerinden ve tanıdıkları tamtamcılardan ibaret. Hepsinde müthiş bir kent yobazlığı ve tabutta sergilenen cesetlere hayranlık.

Halkı kabadayılıkla suçlayanların karakol basan, savcı vuran, çocuk öldüren eşkiyayı alkışlaması biraz tuhaf değil mi? Tuhaf demişken, elalemin özel hayatına burnunu sokanlar cinsel özgürlükten dem vuruyor, alkol tüketerek çağdaşlığını cihana ispatlayanlar meyhane kuşlarından rahatsız! Dünyada en çok sosyal yardım yapanlar listelerinde hep ön sırada olan ülkenin halkına cimri diyor cebinde akrep taşıyanlar.

Ancak kalbi temizdir onların, akıllarını kiraya vermemişlerdir ve büyük savaşçılardır sözde. Ama her zora düştüklerinde bir Kilise ve başkalarının günahını yüklenecek Mesihler aramaktadırlar. Ordu göreve, Atam sen kalk ben yatam, bir de şuraya Bob Ross üç fedai çizse mi?

Ölüm korkusu ve kibir, mistik konulara ilgisini tetikler. Halk için halk adına karar veren halktan üstün bu varlık neden şükreden bir kul olsun ki. O tanrılaşmalıdır. Mistisizmi, İslam tasavvufu yerine ikame etmelidir. Hür ve kabul edilmiş yüksek egosu ve alçak hevesleriyle İslam toplumunda lafta Mevlevi oluyor, Melami oluyor, Bektaşi oluyor ve girdiği her şeyi bozma özelliğini burada da gösterip o yolları da tarumar ediyor.

Yeni Dünya Düzeni’nin şuursuz müritlerine rehberlik eden kalem ve kelam takımıysa İngiliz vesayeti altında, Fransız mektebinde yetişmiş, Rus ruhu taşıyan Alman hayranı, paramparça adamlar. Anadoludan ve İslamdan uzaklaştıkça kendini aydınlanmış hisseden karanlık tipler.

Aydın titrini kuşa çeviren ve milleti küçümseyerek yükseleceği hesabını yapanlar içinde ilk sırayı Türkiye solu/solcusu alıyor. Dünyada en kolay solculuk Türkiye’de denebilir. İdeolojik eğitime koca kitaplar devirmeye gerek yok; bira içmen ve dine sövmen yeterli. Üstüne her seçim sonrası halkı aşağılama ayini. Anlaşılan o ki solumuz halka değil halk kelimesine tutkuyla bağlı. Zira bu kelime parti adına hava, slogana renk, marşa ahenk katıyor.

Özgürlükçülerin ise halkla arasında 814, 578 kilometrekare var. Banknottan tanrılarının görünmez eli, Amerika’yı ve Kraliçe’yi koruyorken söz ve itibarın kara kafalı adamlarca gasp edilmesine izin verilemez elbette.

Ve İslami camianın yarı bilgeleri; kah sufi kah selefi, itikatta anarşist amelde konformist, kendine hazcı millete zahit… Çoğu, Allah’a koşulsuz teslimiyetin yüceliğinde arıza görecek zavallı bir kibrin pençesinde halkın cehline hükmediyorlar. Öyleyse buyur irşad et diyorsun; kelime-i tevhidin ”la” ibaresinden sonra hepsinin pilleri tükeniyor. Yozlaşmaya dair söylevlerde İslamcı aydınların kimse ellerine su dökemez. Reçeteniz nedir sorusuna ya şairane bir coşku veya müflis tüccar edasıyla; Müslümanlar yönetimde söz sahibi olmasın öz yurdunda parya olarak kalsın, diyorlar. Yenilgi öylesine içlerine işlemiş ki emir sahiplerini uyarmanın değil tüm inançlı insanları hendeğe atmanın bir yol olduğunu zannediyorlar. Büyük çoğunluğunda idare iktisat hukuk görüşü yok. Devlet düşüncesi; ‘devletin Allah belasını versin.’ Pekala önerdiğiniz toplumsal sözleşme türü ne? Hocam bir hal çare nasıl değişecek bu düzen diye soruyorsun, devrim diyor hüzzam bir tonda. Ah ama bitmek bilmez devrim lakırdıkları Suriye’de hitama uğruyor mesela. Baas rejimine karşı mücadeleye düşünmeksizin emperyalizmin uşaklığı damgasını vuruyor. Çünkü savaşın gerçekliği kafasındaki düşsel formüle uymuyor, uymayacak da. Çünkü İslam alemini tanımıyor, kitaplardan öğrendi, belki de oraya dair tek fikri sınırların cetvelle çizildiği. Çünkü İslam alemini tanımıyor, güneye yolu düştü mü insanlara dokunmak yerine restoran ve müze gezdi.

Sevgili seçilmemiş seçkinler, gökten zembille inmiş elitler, halkı küçümseyerek yüceleceğini düşünenler, kronik muhalifler yapıcı değil bilakis yıkıcı eleştiriler ortaya koyun buna bir lafım yok. Fakat zeka nimetinin parlak ürünü taşlamalarınız edebi lezzetten başka bir şey sunmuyorsa sizce de burada bir arıza yok mu? Siz o kadar akıllıyken nasıl oluyor da aklını kullanamayanlara yol gösteremiyorsunuz? Siz o kadar demokratken neden siz değil de korkak ve sünepe kalabalık tanklara karşı duruyor?

Sevgili büyük başlar; kendinize bir iyilik yapın şaşaalı burnunuzu pudralamak dışında da aynaya bakın. Kendinize bir iyilik yapın camdan evde oturuyorken başkasının evine taş atmayın. Hiç olmazsa kendinize bir iyilik yapın dışarı çıkın, demli bir çay söyleyip etrafı izleyin. Neşeli aptallıkların biraz olsun yüzünüzü güldürmesi için hayata bir şans tanıyın. Dilerseniz evinize döndükten sonra tableti açıp tutunamayışınızın suçlusu olarak halkı gösterebilir ve depresyona kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.