Seküler vaizlerin cilalı ayini: TED Talks ve Bhutan Başbakanı, modern ejderhalara karşı

Bu ağıtın içinde mümkünse bir müddet durmalıyız. Ağıtı bile yakılamayacak bir çağın içinden geçiyoruz çünkü.
Bu ağıtın içinde mümkünse bir müddet durmalıyız. Ağıtı bile yakılamayacak bir çağın içinden geçiyoruz çünkü.

Cilalı bilgi çağında, pop vaizlerin modern sayıklamalarının büyük bir iştahla vitrine çıkarılmasının bir anlamı var elbette. Vitrinin en önünde duran ve 10 bin dolarlık biletleriyle etrafa ışık saçan TED konuşmaları mesela, emlakçılarla kişisel gelişimcileri ya da sözgelimi Elif Shafak’ları aynı motivasyon üzerinden pazarlayan bir seküler vaizler toplantısı olarak, epeydir dikkatleri üzerine çekiyor.

Malum, artık rock yıldızlarının değil Elon Musk’ların çağındayız. Dijital devrim “imge”yi dönüştürdü. Popüler kültür de ikonografisini, yani kendi aksini yenilemek zorunda kaldı. Hayranlık duyulan pop-ikonların değişime uğraması, iktisat ve estetiği olduğu kadar kültürel kodları da içeren bir mesele. Burası tamam. K. Marks’ın kültürü tanımladığı biçimiyle, “doğa”nın yarattıklarına karşılık “insan”ın ürettiği her şey, örnekleminden yola çıkarak varacağımız yer, kültürün biçimlendirilmesine değin uzanan bir “ilginç zamanlar ağıt”ı olacaktır o hâlde. Bu ağıtın içinde mümkünse bir müddet durmalıyız. Ağıtı bile yakılamayacak bir çağın içinden geçiyoruz çünkü. Bu yüzden ağzımızda dinmeyen bir plastik tadı. Her şey ama her şey fena hâlde vitrinlik artık. Doğal bir sonuç olarak; vitrine çıkan her şey gibi, vaazlar da, içeriklerinden bağımsız olarak, “vaaz edilen”in anlamını muğlaklaştırmakla meşgul. Seküler vaazlar da buna dahil elbette.

Doğal bir sonuç olarak; vitrine çıkan her şey gibi, vaazlar da, içeriklerinden bağımsız olarak, “vaaz edilen”in anlamını muğlaklaştırmakla meşgul.
Doğal bir sonuç olarak; vitrine çıkan her şey gibi, vaazlar da, içeriklerinden bağımsız olarak, “vaaz edilen”in anlamını muğlaklaştırmakla meşgul.

Cilalı bilgi çağında, pop vaizlerin modern sayıklamalarının büyük bir iştahla vitrine çıkarılmasının bir anlamı var elbette. Vitrinin en önünde duran ve 10 bin dolarlık biletleriyle etrafa ışık saçan TED konuşmaları mesela, emlakçılarla kişisel gelişimcileri ya da sözgelimi Elif Shafak’ları (her ülkeden en az 3 Elif Shafak istihdam edilir) aynı motivasyon üzerinden pazarlayan bir seküler vaizler toplantısı olarak epeydir dikkatleri üzerine çekiyor. “Hayata hazırlayan” bu ayinlerin dünya çapındaki takipçileri ve bağlıları bir hayli fazla. Bir Victoria’s Secret mankeni, bir butik ülke başbakanı ya da Afrikalı bir yazar hiç fark etmez, “etkileyici” olmak ön şartıyla konuşma eylemini performans kriterleriyle sunan TED’in çizdiği, devasa bir ideolojik evren var. Eğer gülmeyecekseniz ordaki durum şöyle; bildiğimiz manadaki politik konuşmalar yasak bu ışıltılı sahnede. O sahnenin bizatihi kendisi politik değilmiş gibi.

Cilalı bilgi çağında, yani her şeyin “değilmiş” gibi olduğu çağda TED’in anlattığı hikâye de, kişisel deneyimlerin “ambalajlanmış bilgi” efektiyle tebliğ edilmesi meselesidir. Yapımı uzun zamandır devam eden “modern birey”in, bu tebliğe ve tebliğin tekrarlarına fena hâlde ihtiyacı var çünkü. Sözgelimi günde 1 dolara geçimini sağlayan milyonlarca insanın; motivasyon, özgüven ve kişisel iletişim konularındaki hayati eksikliklerinin giderilmesi için, TED konferanslarının acilen turneye çıkması gerektiğini herkes biliyordur. Ama Afrikalı bir yazarın “Nijeryalı’yım ama kimliklerimiz bizi yüceltmez, aidiyet anlamlı değil, dünya vatandaşıyız.” tadındaki emperyal rüşvete tav olan bir konuşması, yeteri kadar Afrikalı bulunduğu için buna gerek kalmayabilir de. TED sahnesi, dünyadaki tek sorunun özgüven ya da motivasyon falan olduğuna inandırabilir sizi. Evet siz de başarabilirsiniz!

Hidrojen bombasının icat edildiği bu çağda, ejderhalar, “dehşet”in değil, masumiyetin simgesi olabilirler ancak. Modern ejderhalara karşı da kimsenin bir sözü yok zaten!

Küresel ısınma ve ejderhalar

TED konferansları tarihinin en ilginç konuklarından biri, hiç tartışmasız Bhutan Başbakanı Tshering Tobgay’dı. Yerel kıyafetleriyle (ghos) çıktığı sahnede yaptığı -büyük övgülere mazhar olan- konuşmasının çatısını elbette ekolojik denge ve dünyaya yaptığımız fenalıklar oluşturuyordu. Tshering Tobgay iletişim becerisi yüksek, sempatik bir adam, doğayı sevip, yeşili canı pahasına koruyor. Mütevazı ve güler yüzlü, Budist ayrıca. TED izleyicileri için “e daha ne olsun” kâbilinden bir adam. Ülkemizde yabancı, ama muhakkak “steril” siyasetçilere karşı duyulan ilgi ve alakaya bakılırsa, pekâlâ, bir dönem moda olsa da, malum nedenlerden ötürü gündemden düşen Uruguay Cumhurbaşkanı’nın yerini alabilir Tobgay. Biraz daha piar ve güzellemeye ihtiyacı var sadece. Uruguay Cumhurbaşkanı olmadı, o zaman Bhutan Başbakanını verelim. Önden buyurun. (Keşke bizim başımızda da böyle politikacılar olsa şekerim. Ama kapkara Ortadoğu işte, biz buna layığız.)

Himalayalar’ın eteğinde Çin-Hindistan sınırında yer alan, nüfusu bir milyona yaklaşmayan küçük bir Budist krallığı.
Himalayalar’ın eteğinde Çin-Hindistan sınırında yer alan, nüfusu bir milyona yaklaşmayan küçük bir Budist krallığı.
Bhutan bayrağında karizmatik bir ejderha motifi mevcuttur.

Bhutan’a gelirsek; Himalayalar’ın eteğinde Çin-Hindistan sınırında yer alan, nüfusu bir milyona yaklaşmayan küçük bir Budist krallığı. Ülkenin yerel ismi aşırı karizmatik; Gürleyen Ejderhalar Ülkesi. Başbakanları Tobgay TED konuşmasında öncelikle “demokrasi”den söz ediyor, kuralları iyi bildiği belli. Ülkenin kralı kendi iradesiyle parlamenter sisteme geçişi sağlamış Bhutan’da. Herkes şunu bilir ki, o kral Amerika’ya lazım olsaydı şahsi irade de hemen değişirdi. Tobgay, demokrasiye vurgu yaptığına göre aynı zamanda Batılı değerler sistemi diye bir şeye inanmamızı da bekliyor olabilir? Mısır’ı ya da S. Arabistan’ı kimin yönettiği önemli mi? Kullanışlı oldukları sürece, bu asla bir sorun değil. Yine de Batı için her diktatörün bir son kullanma tarihi vardır mutlaka.

Bhutan Başbakanı’nın anlattığı esas hikâyeye dönecek olursak; mesele şu ki, dünyayı elbirliğiyle mahvediyoruz. Teklif ise çok net; gelin artık mahvetmeyelim. Özellikle şu beş ülkenin, yani; Gine-Bissau, Sierra Leone, Moritanya, Nikaragua ve Zimbabve’nin dünyaya ettiği fenalıkları anlatmaya kitaplar, konferanslar yetmez. Hatta Paris’te -ki bunun Paris’te yapılanı mühim- düzenlenen toplantıda bu beş ülke başta olmak üzere dünyayı atıklarıyla, hatta varlıklarıyla kirleten ülkelere büyük tepki gösterilmiş. Tobgay da o toplantıda bulunmuş. Beş ülkenin adları işin şakası tabi, ama şaka gibi gerçekler çağında, ekolojik dengeyi hangi beş ülkenin sarstığı gün gibi ortadayken “mış gibi” yapmanın çiçeği işte! Hem de Himalayalar’dan.

Sera etkisi nedeniyle şiddeti giderek artan küresel ısınma, yaşadığımız dünyayı tehdit etmeye devam ediyor. Bhutan dünyadaki tek karbon nötr ülke, parçası olduğu gezegene hiç zarar vermiyor yani. Aferin Bhutan’a. Alkışlar. Zarar verenler kim peki? Dünyayı bu hâle getirenlerden alkış alarak çevreci sayılmanın getirisi, karbon nötr kalmaya devam etmek için, biraz fon bulmak olabilir mi? En fazla o da. Doğanın dengesini bozan, sömürgecilik sistemiyle milyonlarca insanı açlık ve sefalete mahkûm eden, nükleer santrallere sahip olan ve nükleer atıklarını Afrika topraklarına fırlatan kim? “Dünya neden bu hâlde?” sorusu; Gine-Bissau, Sierra Leone, Moritanya, Nikaragua ve Zimbabve’nin cevap olarak işaretleneceği bir soru mudur? Tabi ki değil.

Nasılsa “dünya barışı” dediği zaman, Myanmar meselesini kimse sormayacak Tobgay’a.

Ama Bhutan’ın öyküsü ilham verici, tam bir örnek ülke, çünkü dünya sistemini tehdit etmiyor. Çomak sokamayacak kadar butik. Çünkü barışçıl, çevreci ve Budist. Himalayalar’ın eteğinde takılmasına müsaade var bu yüzden. Tam “aferin sana” dedikten sonra, başı hafifçe okşanacak şirin bir ülke. Söylemiş miydim, Budist üstelik. Nasılsa “dünya barışı” dediği zaman, Myanmar meselesini kimse sormayacak Tobgay’a. Uruguay Cumhurbaşkanı’na da -üstelik belediye belediye gezdirilirken- “katliamcı Türkiye” çığlığı atmaktan utanmazken, neden İspanyolların yakasına yapışmadığını da kimse sormamıştı. Onun da kırmızı “vosvos” u vardı çünkü.

“TED konferansında efsane konuşma.” Başlıklar hep böyle atılır. Beni -örneklerden bir örnek olarak- Bhutan Başbakanı ile oyalayıp, “Bhutan örneği” falan diyerek, kocaman bir yalana alkış tutmamı sağlarlarken mesela; perde arkasında neyin tahkim edildiğini sormayacak mıyım? Sorsam iyi olur. Ya da boş ver TED Talks çok ilham verici işte.

Son olarak; Bhutan bayrağında karizmatik bir ejderha motifi mevcuttur. Şöyle söyleyelim o hâlde; hidrojen bombasının icat edildiği bu çağda, ejderhalar, “dehşet”in değil, masumiyetin simgesi olabilirler ancak. Modern ejderhalara karşı da kimsenin bir sözü yok zaten!