Sil baştan

İllüstrasyon: Cemile Ağaç
İllüstrasyon: Cemile Ağaç

Müslümanlar olarak bizler Rabb’iyle akdimizi günde beş kez yapabildiğimiz,beş vakit sil baştan diyebildiğimiz, seher vaktinden gecenin zifirikaranlığına kadar beş kez tefekkür edebildiğimiz kadarıyla Müslümanız…Her vaktimiz bir tevbe, her rekatımızbir muhasebe, her secdemiz bir tefekkür işaretidir.

Türkiye’de komünist-sosyalist hareketi başlatan ve yürütenlerin genel olarak Osmanlı umumi düşüncesi ve yaklaşımından ayrı durduğunu söylemek zor. Sosyalist tezler savunulurken “İslam da emrediyor… İyi bir Müslüman olmak için gerekli” yaklaşımları meşruiyet kazanmanın İslam ile mümkün olduğunun bir kanıtıydı.

Tarihi birikimi yok saymaktan bahsetmiyorum; hiçbir zaman da an’aneyi, modernleşmeyle ortaya çıkan “gelenek” kavramını, örfü görmezlikten gelme taraflısı olmadım. Niçin yok farz edelim ki… Kişilerin olduğu kadar toplumların ve devletlerin de karakteri vardır. Karakter aşınabilir ama bir manada töz gibidir; cevher her zaman olmasa da ara ara ışıldayabilir.

Bir milletin, bir insan gibi sabit, durağan, oturmuş bir özünün olduğunu düşünmüyorum, insanlar ve milletler iradelerini ortaya koyup, olaylar karşısında tepkilerini, tercihlerini, kendiliklerini gösterdikleri zaman bünyelerine bir öz yakıştırabilirler.

Bir milletin, bir insan gibi sabit, durağan, oturmuş bir özünün olduğunu düşünmüyorum, insanlar ve milletler iradelerini ortaya koyup, olaylar karşısında tepkilerini, tercihlerini, kendiliklerini gösterdikleri zaman bünyelerine bir öz yakıştırabilirler.

İnsanlar, milletler süs bitkisi değildir; bir bitkinin özü, doğası yeşermek, çiçeklenmek, meyve vermek, oksijen-karbondioksit alışverişini sağlamaktır. “Dışarıdan müdahale”de bulunmadığınız sürece bitkiler de hayvanlar da “özlerini-doğalarını” canlı kılabilirler. Fakat insanlar ve milletler “dışarıdan müdahale” olsun ya da olmasın “hep aynı tonda” yaşama becerisi gösteremezler…

Mükemmellik gibi acizlik, mazlumluk da baki değildir…

Zalimler mutlak manada, hiç aksatmadan aynı zalimliği sergileyebilir mi; mehtaplı zamanlarda bir muhasebe gerçekleştirebilecekleri ihtimaller arasında. Ara sıra merhamet ya da zulümden bıkkınlık da zalime uğrayabilir. Bu tabi insan olmanın getirdiği bir haslet, sıkılır insan, acelecidir, alışır…

Makine olmadığımız için insanız.

Makineler aynen bitki ve hayvanlara benzer, kuruldukları gibi çalışırlar. İnsanı başta kursanız, denetimi ve gözetimi eksik etmesiniz bile eninde sonunda “su koyverir.”

Milletler büyük olmaya yazgılı olsa bile büyüklüklerini her daim gösteremezler… Dünyada bir tane İmparatorluk vardır; Roma’dır İmparatorluk! Osmanlı bile bir Roma olamamıştır, episteme’nin başıdır Roma, kurucudur, ilkeleri, davranış örüntülerini, hiyerarşiyi inşa etmiştir.

Konformizm yıkar!

Kurulduğu gibi işleyen bir Roma olmadı hiçbir zaman. Çünkü inşa etmek, kurmak, başlamaktır heyecan verici olan. Medeniyet donukluktur, lüks, şatafat, büyüklük, ihtişam arzuları hareketlendiremez artık!

Keltler, Romalılara en büyük korkuyu yaşatan topluluklardı, Roma ile yaşadıkları için artık Roma’da yaşamaya, Roma için yaşamaya,Roma için savaşmaya başladılar.

Aynen Hannibal gibi…

Roma’yı yıkmak için değil yola getirmek için çıktı sefere Hannibal.
Roma’yı yıkmak için değil yola getirmek için çıktı sefere Hannibal.

Roma’yı yıkmak için değil yola getirmek için çıktı sefere Hannibal, Roma’ya girebilirdi, girmedi sonra Romalılaştı, topraklarını lejyonlar işgal etti!

Viyana’yı kuşattı Merzifonlu ama Viyana’nın güzellikleri bozulmasın, medeniyeti yıkılmasın diye şehre girmeyip kuşatmayı sürdürünce şehri alamadığımız gibi Avrupa’yı medenileştirme fırsatını da kaçırdık…

  • Osmanlı’nın batışının Kanuni ile başlaması, zirvedeki yalnızlık, ümitsizlik, idealsizlikle ilgili! Makine olsa, tekno-insan yürürlükte kalsa, bitki-hayvan gibi kodlanan varoluş insana ve millete nüksetse batmayan İmparatorluklar yapardı insanoğlu.

Tarih, insanlara ve milletlere, hep aynı yanlışları tekrarlayacaklarını yüzlerine çarpar.

Bu yüzden insanın ve milletin tarihi olur; tarihine baktıkça hata oranını azaltacağını bekleriz insanoğlundan… Çok şey mi bekliyoruz, evet hem de çok. İnsanın bir özü varsa o da hatalarından ders alma becerisini gösterememesidir. Belki o yüzden İslam insanlara ve milletlere “tevbe” etmelerini öğretir.

Tevbe insanın ve milletlerin doğasına daha uygundur; insan pürhatadır çünkü.
Tevbe insanın ve milletlerin doğasına daha uygundur; insan pürhatadır çünkü.

Tevbeyle başlamak

Tevbe insanın ve milletlerin doğasına daha uygundur; insan pürhatadır çünkü.

İnsan demek bile bile hata yapan demektir.

Maharet tevbe edebilme iradesini, mutabakatını, hüsnüniyetini gösterebilmektir. Yaradıcı’nın karşısına insan olarak çıkanlar hatasız olanlar değil çokça tevbe edip, tevbelerinde, ahitlerinde, sözlerinde duranlardır. Her tevbe yeni bir arınma, arınma denemesidir.

Tevbe eden geçmişiyle, yanlışlarıyla birlikte yaşar.

Tevbe eden geçmişteki zulümlerini unutuvermez tam tersine o zalimliklerini her an yaşar, yaşadığı için tevbe ederek hayata “sil baştan” der.

Silinmeyen kusurlar hafızada kaldıkça insanlar ve milletler başlangıcı yeniden yapabilir, sil baştan, diyebilir. Bu nedenle silmek aslında bir irade beyanıdır, iyi niyet göstergesidir, Rabb’ine karşı kusurlarını gördüğünü ve bir daha tekrarlamayacağını ikrar etmektir.

Sil baştan tarihi silmez, bizim sürekli yüzleşme ve hesaplaşmamız için geçmişimizi geleceğimizle yaşamamıza vesile kılar.

Ân’ı yaşarken geleceği kurgularız, geçmişte yaşayarak ân’a kaçar, gelecekte sıfırdan başlama planları yaparız.

Sil baştan demek, sıfırdan başlamanın imkansızlığını göstermektir.

  • İnsanların ve milletlerin hafızası resetlenmez, sıfırlanmaz… milletler tecrübelerin üzerinde yükselir. Büyük milletler büyük tecrübeler geçirir; köklü acılar, büyük sancılar, bıçak sırtı geçişler, uçurumda soluklanışlar, ipten dönüşlerle şekillenen organizmalardır.

Milletlerin özü savaş meydanlarında, diplomasi masalarında, ganimet dağıtımında, düşmanının yaptığı tekliflere yaklaşımında şekillenir. Büyük milletler, ihtiyar bilgeler gibidir; yerinde, zamanında hareket etmesini becerir. Müslümanlar olarak bizler Rabb’iyle akdimizi günde beş kez yapabildiğimiz, beş vakit sil baştan diyebildiğimiz, seher vaktinden gecenin zifiri karanlığına kadar beş kez tefekkür edebildiğimiz kadarıyla Müslümanız… Her vaktimiz bir tevbe, her rekatımız bir muhasebe, her secdemiz bir tefekkür işaretidir. Sil baştan diyebilmenin, tevbe etmenin, yeniden başlamanın vakti olmaz.

Müslüman tevbe edebilen, yeniden başlamayı bilendir… ama aynı zamanda tevbe etmeyi gerektirecek davranışları terk edendir!

Tarihi resetlemek

Modernizmin başta Osmanlı ve İslam dünyasına olmak üzre Müslüman zihnine en vurucu darbesi “tarihi sıfır noktası”ndan başlatmak, bulunduğu yerden itibaren hayatı, dini, toplumu, devleti ele almak oldu.

Kemalistler Cumhuriyet’i kurduklarında üzerine aldıkları Osmanlı borçlarına rağmen Türkiye’nin Osmanlı’nın devamı olmadığını iddia etti; İstiklal Harbi’nde, Padişah’a verilen arizalar başta olmak üzere her platformda, Meclis konuşmalarında Hilafeti ve vatanı kurtarmanın amaçlandığının deklare edilmesine rağmen…

Kemalistler, sadece yeni bir devlet değil yeni bir millet de, tarih de, insan da inşa edebilecekleri zehabına kapıldı.
Kemalistler, sadece yeni bir devlet değil yeni bir millet de, tarih de, insan da inşa edebilecekleri zehabına kapıldı.

Kemalistler, sadece yeni bir devlet değil yeni bir millet de, tarih de, insan da inşa edebilecekleri zehabına kapıldı.

Bugün Cumhuriyet’in bu yaralarını sarmakla uğraşıyoruz, 100 yıl geçmiş üzerinden Türkiye kurulalı, İmparatorluk bakiyesi karakterimizi ve özgüvenimizi yerleştirmeye, 1071 sonrasında inşa ettiğimiz İslami nizamı ideal olarak milli kimliğimize nakşettiğimizi hatırlamaya çalışıyoruz, 100 yıl kaybettikten sonra…

Yalnızca Kemalistler değil İslamcılar da tarihi sıfırlamak, hafızayı resetlemek, geçmişi düşmanlaştırmak istedi…

İslami birikimi yok sayarak bir neo-selefilik ile ilk kaynaklarımıza Kur’an ve Sünnet’e dönmeyi teklif etti. Halbuki Osmanlı’nın resmi devlet ideolojisi olan İslamcılık rahatlıkla sil baştan diyebilir, tarihi birikimi de esas alarak yeniden yükselmenin, tefekkürün, hikmetin başlangıcını, başladığı ama ileriye taşıyamadığı Hanefi- Maturidi temelle sağlayabilirdi.

  • 1950 yılından sonra da sil baştan diyebilirdik… olmadı, ya millet bağımızı cahiliye olarak karalamayı ve yok saymayı ya medeniyet kavramı etrafında “Binbir Gece Masalları” fantezisi geliştirmeyi yeterli gördük.

Sil baştan diyebilecek cesarete sahip olamadık… Ya tarihten kaçtık ya tarihe sığınıp tarihte donduk… Ya yok etmeyi-hiçleştirmeyi ya doyurulmamış arzuları idealize ettik.

Müslümanlar sil baştan diyebilse, tevbe edip yeniden başlama iradesi ve dirayeti gösterseydi, Lale devrinde kaçırdığımız imkanı Meşrutiyet’te, Osmanlı ile elimizden uçan fırsatları Cumhuriyetle, Kemalistlerin heba ettiği birikimi 27 Mayıs sonrasında, dirilişçi fantezilerin imkansızlaştırdığı hedefleri 90’larda gerçekleştirme ihtimali uç verebilirdi.

Bugün sil baştan diyemesek bile bunun kapıları açılmış gözüküyor. Tevbe ederek kaybettiklerimizi hatırlayabiliriz.

Cins’teki yazılarımın üst başlığı olarak Sil Baştan, dedim. Çünkü ne cüruf üzerinde bitki yetiştirmek mümkündür, ne hatırlamadan yol tarifi yapmak…

Tefekkür, şeyler, olgular, nesneler, fikirler, geçmiş-bugün… arasında ilişki kurma, mukayese yapmaktır.

Anadolu’yu silmeyeceğiz, yeniden düşüneceğiz.

İslami hassasiyetlerimizi sıfırdan değil yaptığımız hatalarla birlikte ele alacağız.

Modernliği, Kemalizmi, Cumhuriyet birikimini, Osmanlı’yı, Medeniyeti, ahlakı, ideolojileri, devleti, millet bağını… hasılı bizi bugüne getiren yarına taşıyacak olan ne varsa hepsini kendi tarihiyle birlikte düşünüp yeni baştan ele almalıyız.

Elbette ilk kaynaklarımızdan başlayacağız; gerektiğinde Hz. Ebubekir’e gerektiğinde İbn Arabi’ye, Gazzali’ye, Taşköprülüzade’ye, Kınalızade’ye, Mevlid’e döneceğiz…

Sil Baştan derken eski yorumları, deneyimleri, okumaları, siyasetleri gözden geçireceğiz, dinamik bir varoluş-irade-şuur ile yola revan olacağız.

Sil Baştan diyebileceğiz ki… hiçbir hata tekrarlanmasın! Sil Baştan diyeceğiz ki, ağıt yakılması gereken yorumlara, uygulamalara, kişilere kurtarıcı rolü vermeyelim.

  • Tevbe etmek aynı zamanda Sil Baştan demektir; Hira’da, Sevr’de, Akabe’de… Malazgirt’te, Ankara Savaşı’nda, İstiklal Harbi’nde Sil Baştan dilebildiğimiz için bugünlere geldik.

Ramazan her yıl yeni tevbelerin, sil baştan diyebilmenin, yeniden başlamanın adıdır.

Peygamber Efendimiz’in yaşadığı gibi yaşama ihtimaline en çok Ramazan’da erişiyor, unuttuğumuz İslami gündelik hayatın varlığını, ezanla-Allah ile-rahmet ve asıl dünya hayatıyla bir arada bulunmayı Ramazan sayesinde gerçekleştiriyoruz.

Ramazan Bayramı her yıl yeni bir ben doğuruyor; bizler o arınmış ben’i tekrar dünya diline çeviriyoruz.

Sil baştan diyemediğimiz, nasuh tevbesi etmediğimiz için bir sonraki Ramazan’a kadar aynı hataları tekrarlıyoruz… Ramazan arındırıyor, biz kirletmeye devam ediyoruz!