Suriyelileri niçin öldürmeliyiz?

Suriye konusu müthiş bir klişe olarak duruyor önümüzde. Kanlı bir klişe olarak.
Suriye konusu müthiş bir klişe olarak duruyor önümüzde. Kanlı bir klişe olarak.

Mülteciler konusunda bütün sıkıntımız "Suriyeliler şeytandır diyenlerle, Suriyeliler melaike diyenlerdir". Her iki görüş de ülkeyi zor durumda bırakanların görüşüdür. Suriyeliler insan. Hata yapacaklar ve iyilik yapacaklar. Doğal bir akışta kendi gündelik hâllerimize bakarak bunu görebiliriz zaten.

"Temiz giyinmez ve her zaman Bir karış sakalla gezerler. Çocuklarını iyi yetiştirmezler Evlerinde kitap, müzik ve resim yoktur. Bir gün olsun dişlerini fırçalamaz" (Şükrü Erbaş, Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz) Öncelikle Suriyelilerin kim olduğunu biliyor muyuz? Basit bir soru. Yanlış bile olsa, Suriyeliler, Türkiye'deki Arap nefreti halkasına giremeyecek nitelikte olan, insanlar topluluğu. Çünkü Arap nefretine dahil olmaları için gerekli nitelikleri taşımıyorlar. Mesela klişe tabirlerden ilerlersek, bedevi değiller. Petrol zengini değiller. İsrail denen oluşumla araları iyi değil. Amerika ve Rusya desen, evlerini başına yıktı. Toptancı sosyal medya şarlatanları, Arap nefretini Suriyeliler üzerine taşırken, o kadar konusuz kaldılar ki mevzu, motorlu taşıtlar vergisine kadar geldi. Ki bu bile yalandı. Vergi veriyorlardı. Bu benim şahitliğim. Arabası olan kişi sayısı da yüz kişi içerisinden üçü geçmiyordu.

SURİYELİLER KONUSUNDA BAZI YANILGILAR

Suriyelileri; Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerle aynı pakete koyup eleştiriyoruz. Her şey dahil bir paket. Mülteci konusunda bütün sıkıntımızın sebebi: Suriyeliler şeytandır diyenlerle, Suriyeliler melaike diyenlerdir. Her iki görüş, Türkiye'de hangi konu konuşulursa konuşulsun, ülkeyi zor durumda bırakanların görüşüdür. Suriyeliler insan. Hata yapacaklar ve iyilik yapacaklar. Doğal bir akışta kendi gündelik hâllerimize bakarak bunu görebiliriz zaten. Suriyeliler kim? Suriye bulunduğu bölge itibarıyla, Arap coğrafyasından ziyade, yüzü ve kültürü Türkiye'ye bakan bir bölge. Bunun birkaç sebebi var. Öncelikli sebep coğrafya. Bir çöl yaşamı yok orada. Dünyanın ilk şehirlerinden Şam'a ev sahipliği yapıyor. Hatta bu açıdan, özellikle Şam'dan gelmiş olan Suriyeliler, çoğu Anadolu'dan 30-40 sene önce gelmiş, çakma İstanbullulardan daha medeni.

Örneğin benim babaannem 40 sene evvel dağda koyun ve keçi güdüyordu. Ama onlar da durum farklı. Mesela en az 100 senedir şehirde yaşayıp ticaretle ilgileniyorlar. Bu yüzden bazı konularda o kadar inceliyorlardı ki sinirleniyordum artık. Nazik ve usul bilen insanlar. Suriyelilerin bir başka cephesi ise Şam dışındaki bölgelerden gelen insanlar. Yani savaş oluyor ve adam köyünden çıkıyor, Şam'a değil, Türkiye'ye iltica ediyor. Ve doğrudan İstanbul'a geliyor. Çankırı'dan veya Urfa'nın bir köyünden çıkan insanın, doğrudan İstanbul'a gelmesini beşle çarpmak gibi bir şey. Bir de dil sorununu ekleyelim üzerine. İşin en garibi, buradaki dil sorunu sadece Türkçe için değil, Arapça için de geçerli. Kendi dilini bile iyi öğrenememek. Buna fırsatlarının olmaması. Bu açıdan herhangi bir formel eğitim çabası da zorlaşıyor. Suriyelilerin genç nesli, çocukluk eğitimlerini ya da örf ve adaplarını öğrenmeleri gereken yaşta, ülkelerinden buraya ve hatta İstanbul'a geldiler. Bu durumda suçlanacak olan kimdir? Çocuk yaşta, anasız babasız hayatta kalmayı başarıp buraya gelenler mi? Savaşın sorumluları mı? Siyasiler mi? Öyle çetrefilli bir konu ki herkesin haklı olduğu, bir işe yaramayan yüzlerce cevap var.

Bu işin daha da derin boyutları için bakabileceğimiz bir diğer nokta, Suriye'nin kuzeyinde ypg terör örgütünün kontrol noktalarında bulunan, Işid terör örgütünden bakiye kalan binlerce yetim ve çocuk... Mesela bu çocukları ve yetimleri nereye koyabiliriz? Her açıdan. O kamplarda muhtemelen terör propagandası altında yaşıyorlar. Binlerce çocuk, arz-ı mev'ud projesi olarak yine bizim karşımıza çıkacak. Şu an evlerimize gidiyoruz. Yemek yiyoruz. Saçma kurallar arasında yaşamaya çalışıyoruz. Ama orada duran yetimler, her saniye büyüyor. Tüm durumlar başka bir şeye evrilecek. Bir yetimden, terörist çıkaran sistem.

Özellikle diğer İslam ülkelerinde, Türkiye'ye karşı olan ilgi her anlamda büyük. Fakat bu ilgiyi modern ve modern öncesi ilgi olarak ikiye ayırmamız gerekir.

TÜRKLER KONUSUNDA BAZI YANILGILAR

Evet bu başlığı seviyoruz da. Çünkü başlık bir olumsuzluk belirtse de Türk olduğumuzu belirterek başlıyor. Özellikle diğer İslam ülkelerinde, Türkiye'ye karşı olan ilgi her anlamda büyük. Fakat bu ilgiyi modern ve modern öncesi ilgi olarak ikiye ayırmamız gerekir. Modern öncesi ilgiyi kendi kaynaklarımızda zaten görmekle birlikte, yabancı kaynaklarda da görüyoruz. Ülkemizde Macar Türkolog unvanıyla tanınan, dil bilimi kisvesi altında bize anlatılan, Armin Vambery, Avrupa üzerinden başlayarak Türkistan sahasına, Çin sınırına kadar bütün Türki ülkeleri dolaşmıştır. Örneğin onun hatıratlarında, Türkmenistan, Özbekistan bölgeleri civarında yaşayan halklarla ilgili anekdotlar bulunur. Orada Türkistan halkının, Osmanlı padişahlarına karşı olan sevgi ve saygısını hatta Osmanlı padişahları üzerinden oluşan algıyı net olarak görebiliriz.

Mesela, Osmanlı padişahını, İstanbul'dan Mekke'ye çok kısa sürede gidip geldiğini, olağanüstü bir güç olarak anlatırlar. Bunun dışında da çok sayıda olumlu düşünceyi de Vambery, notlarında anlatır. Modern öncesi algı din üzerinden ve güç üzerinden, sözlü kültür öğeleriyle sağlanmıştı. Modern sonrası ilgi ise yine şu anda içinde bulunmadığımız ama hedefimiz olan idealleri, hissettirme anlamında diziler üzerinden gerçekleşiyor. Tarihi diziler ve siyasi mesajlar bu ilgiyi diri tutuyorlar. İşin en garibi ise, dizilerden etkilenen diğer ülkelerde yaşayan insanların, Türkiye'ye geldikleri zaman ideallerine uymayan bir yaşantıya şaşkınlıkla dahil olmaları. Aslında buradaki problem Türkiye'nin kıymetinin anlatılma biçimlerinde. Gerçek değil de idealler üzerinde inşa edilen bu ilgi, televizyonu kapatınca sönen bir ilgi. Türkiye geçmişte büyüktü. Şimdi de büyük. Her şeye rağmen. Hatta bize rağmen. Onu doğru anlamak ve anlatmak işimizi kolaylaştıran bir şey olacaktır. Bugün büyük olmasıyla / geçmişte büyük olmasının farklı izdüşümleri olduğunu bilerek...

Suriyeliler arasında tartışma yaşadığım insanlar da vardı. İstatistiki bir veri gibi düşünebiliriz belki bunu. Yüz kişi üzerinden düşünürsek, beş veya altı kişiyle münakaşaya girdiğim olmuştur. Ve bu insanlar genellikle üniversite mezunu olan insanlardı. İnternet üzerindeki yapay Suriyeli nefretini gelip, her gün anlatan birisini tanımıştım mesela. Bunun her gün anlatılması, Suriyeliler içindeki çok küçük bir kesimin, gelecekte neye evrileceğiyle alakalı bir resim de ortaya koyuyordu. Tartıştığım kişilere genellikle derdimi anlatarak, tartışmayı bitirdim. Faydalı da oldu bir bakıma. Her şeye rağmen, Suriyeliler, İstanbul'un merkezinde, Fatih'te çoğunluk olarak rahat bir şekilde yaşıyorlar. Emniyetli bir yerde. Ticaret, eğitim vb. alanların hepsinde özgürler. İnternet, insanlara hayatın dolu dolu akan kısmını unutturabiliyor. Bir insanın kendisinin ve ailesinin; emniyeti, barınması ve yiyecek ekmeği varsa, geri kalan her şey en azından umut edilebilir olmasıyla kıymetlidir. Ölümün olduğu yerde bu yoktur... İlginç şekilde Türkiye büyük oranda bunu sağlayan bir şey. Olağanlığını sürdürebildiğin, akışa katılabildiğin, İbni Battuta'nın "Anadolu merhamet, Şam bereketin diyarıdır" dediği kadar var.

KANLA KIRLENMIŞ KLIŞE: KUZEY SURIYE

Suriye konusu müthiş bir klişe olarak duruyor önümüzde. Kanlı bir klişe olarak. Bilad'üş-Şam'ın üzeri boşaltılıyor. Bilad'üş-Şam bildiğiniz üzere Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgesi'nin bir kısmını da içeriyor. Birkaç sene önce Şair Eren Safi bir konuşmasında, son on sene içerisinde "Van'dan göç ettirilmek zorunda kalan" ailelerden bahsetmişti. Bu nüfus değiştirme projesi bir şekilde ilerliyor. Şimdi de "Kuzey Suriye" diye bir şey duyuyoruz. Bütün gazeteler ve haber kanalları geçiyor bu kalıbı. Kuzey Irak gibi. Bir bölünmenin adı olarak. Bu tarz ayrımlar yapmanın, bizim işimize yarayıp yaramadığını yine yaşayarak göreceğiz. Irak tecrübesinde yaşadığımız gibi. Barzani'yi meşrulaştıran şeyin, bir gün Mazlum Abdi denen teröristi de başkan yapabileceğini unutmadan...