Tarihe tanıklık eden eşsiz sanat eserleri Ayasofya'nın hat levhaları

Ayasofya Camii
Ayasofya Camii

Ayasofya Camii'nde ana mekân olan harim (naos) ve hünkâr mahfilinde Osmanlı Devri'ne ait çeşitli levhalar bulunmaktadır. Yapılan araştırmalar sonucunda mevcut bulunan levhaların dışında günümüze ulaşmayan levhaların da var olduğu bilinmekte.

İstanbul'un en eski yapılarından biri olan Ayasofya, şehrin en büyük kilisesi olarak günümüzdeki yerinde 532-537 yılları arasında Anadolulu iki mimar Anthemios ile İsidoros tarafından inşa edilmiştir. Fatih Sultan Mehmed 29 Mayıs 1453 tarihinde İstanbul'u fethedince, yine onun ihsanıyla camiye çevrilen Ayasofya'nın diğer camiye çevrilen kiliselerden farklı olarak adı değiştirilmez ve bu sefer de Müslümanlar için bir ibadethane olarak varlığına devam eder. Başta Fatih Sultan Mehmed olmak üzere tahta geçen padişahların çeşitli birimleri ekletmesiyle külliye formunu kazanan Ayasofya Camii, şehrin en büyük camii olmasının yanı sıra Topkapı Sarayı'ndan dolayı "saray camii" olarak da bilinir. Ayasofya Camii, içinde barındırdığı birbirinden kıymetli renkli mermer levhalar, mozaikler, hat levhaları ve taş işçiliği gibi tezyin unsurlarıyla mimari açıdan bir bütünlük arz etmektedir. Bu yazının konusu ise Ayasofya Camii içerisinde bulunan ve yapının "cami" bütünlüğünü tamamlayan hat levhalarıdır. O levhaların önemli bir kısmı, insanoğlunun tüm sanat yolculuğu boyunca bütün dünyada ortaya koyduğu en önemli sanat eserlerindendir. Ayasofya Camii'nde ana mekân olan harim (naos) ve hünkâr mahfilinde Osmanlı Devri'ne ait çeşitli levhalar bulunmaktadır. Yapılan araştırmalar sonucunda mevcut bulunan levhaların dışında günümüze ulaşmayan levhaların da var olduğu bilinmekte. Ayrıca Ayasofya Camii'nde bulunurken bir dönem Sultan Ahmed Camii'ne taşınan bazı levhaların da varlığından haberdarız. Günümüzde Ayasofya Camii içerisinde toplam 23 hat levhasının varlığı biliniyor. Bu 23 levhadan 7 tanesi mihraba yakın bir yerde bulunuyor ve buradaki levhalar en son 2010-2011 yıllarında restore edildi.

  • SULTAN II. MUSTAFA TARAFINDAN YAZILAN BESMELE-I ŞERIF
  • Söz konusu levhalardan ilki caminin en eski levhası olmasıyla da bilinen Sultan II. Mustafa'ya ait 1693 tarihli Besmele-i Şerif'tir. Hocazâde Mehmed Enverî (ö.1695) ile Hafız Osman (1642-1698)'dan hat dersi alan Sultan II. Mustafa'nın bir kalemde celî muhakkak yazıyla yazdığı levhanın sağ ve sol köşelerinde Ahzab suresinin 56. ayeti sülüs yazıyla yer alıyor. Besmele-i Şerif beyaz aharlı kâğıt üzerine siyah mürekkeple yazılmış olup 120x200 cm ebatlara sahip. Yazının harflerinde ve harekelerinde kapalı kalan yuvarlak kısımlar altın ile boyanmıştır.

SULTAN II. MUSTAFA TARAFINDAN YAZILAN DUA LEVHASI

İkinci levha yine Sultan II. Mustafa'ya aittir. Mihrabın sağında bulunan ve celî sülüs yazı türüyle ele alınan levha siyah zemin üzerine zerendud ile yazılmıştır. Bir dua metni olan ve 50x250 cm ölçülere sahip olan levhanın okunuşu ise şöyledir: "Allahümme edhilna el-cennete bi şefaati Muhammed aleyhi's-selam." Yani; "Allah'ım, Muhammed (s.a.v.)'ın şefaati ile cennete bizleri kabul eyle."

  • SULTAN III. AHMED TARAFINDAN YAZILAN HADIS-I ŞERIF LEVHASI
  • Mihraba yakın yerde bulunan üçüncü levha ise Hafız Osman'dan ders alan Sultan III. Ahmed (1703-1730)'e aittir. 70x200 cm ölçülerine sahip olan levha celî sülüs yazı türüyle siyah zemin üzerine zerendud ile yazılmış bir hadis-i şerif örneğidir. Levhanın okunuşu; "Resû'l-Hikmeti mehâfetu'llahi" şeklindedir. Türkçe meali ise; "Hikmetin başı Allah korkusudur." şeklindedir.

SULTAN II. MAHMUD TARAFINDAN YAZILAN HADIS-I ŞERIF LEVHASI

Mihrabın sağındaki dördüncü levha Kebecizade Mehmed Vasfi (ö. 1831) ve Mustafa Rakım (1758-1826)'dan ders alan Sultan II. Mahmud (1808-1839)'a aittir. 70x240 cm ölçülerine sahip olan levha celî sülüs yazı türünde, siyah zemin üzerine zerendud ile yazılmış bir duadan oluşmaktadır. "Subhannallahi ve bi-hamdihi subhanallahi'l- azîm" şeklinde okunan duanın Türkçe meali şu şekildedir: "Sübhan olan Allah'ı, ona hamd ederek tesbih ederim; azîm olan Allah'ı tesbih ederim."

  • SULTAN II. MAHMUD TARAFINDAN YAZILAN KELIME-I TEVHID
  • Mihrabın sağında en üst sırada yer alan levha yine Sultan II. Mahmud'a ait celî sülüs yazı türüyle siyah zemin üzerinde zerendud olarak yazılmış kelime-i tevhidin farklı bir metnidir. Mihraptaki en büyük levha olma özelliğini taşıyan levhanın ölçüleri 350x280 cm'dir. Levhanın okunuşu; "Lâ ilâhe illallah Hû Rabbi ve Rabb'i-âlemîn, Muhammed Nebi sallallahu âleyhî ve sellim" şeklinde olup Türkçe anlamı; "Allah'tan başka ilah yoktur, O Rab'dır ve âlemlerin Rabbi'dir; Muhammed (O'nun üzerine salat ve selam olsun) O'nun peygamberidir." şeklindedir.

VELIYÜDDIN EFENDI TARAFINDAN YAZILAN DUA LEVHASI

Mihrabın sol tarafında Veliyüddin Efendi (ö.1768)'ye ait celî ta'lik yazı türüyle siyah zemin üzerine zerendud olarak ele alınmış altıncı bir dua levhası bulunmaktadır. 60x100 cm ebatlara sahip olan levhanın okunuşu; "Barekeallahû Teâla", şeklinde olup Türkçe anlamı; "Allâhû Teâlâ bereketli kılsın." şeklindedir.

  • MUHAMMED ESAD YESARÎ TARAFINDAN YAZILAN DUA LEVHASI
  • Mihrabın solundaki ikinci ve son levha Muhammed Esad Yesarî (ö. 1798)'ye ait celî tâ'lik yazı türüyle siyah zemin üzerine zerendud olarak yazılmış bir dua levhasıdır. 80x150 cm ebatlara sahip olan levhanın okunuşu; "Hasbiyallahû vahdehu" şeklinde olup anlamı; "Bir olan Allah bana yeter" şeklindedir.

KAZASKER MUSTAFA IZZET EFENDI'NIN HAT LEVHALARI

Ayasofya Camii'nin bilinen en meşhur levhaları şüphesiz Kazasker (Kadıasker) Mustafa İzzet Efendi (1801-1876)'ye ait olan fil ayaklarındaki sekiz büyük levhadır. Bu levhaların mekânda oluşturduğu etkinin ne kadar güçlü olduğu camiden içeri giren herkes tarafından fark edilir. Ayasofya Camii Sultan Abdülmecid'in hükümdarlık yıllarında, 1847-1851 yılları arasında, Mimar Gaspare Fossati (1809-1883) aracılığıyla büyük bir onarım geçirir. Onarım sırasında 1651 yılında Teknecizâde İbrahim Efendi (ö.1674) 'nin hattı ile yazılmış, eski büyük levhalar indirilir ve devrin en büyük hattatlarından biri olan Kazasker Mustafa İzzet Efendi'nin yuvarlak levhaları asılır. Mustafa İzzet Efendi'nin bu yazılar için birkaç ay yoğun bir şekilde çalıştığı bilinmekle birlikte, madden ve manen bu kadar ağır bir işin içinden birkaç ay gibi kısa bir sürede çıkabilmesi de onun bu alanda ne kadar kudretli ve başarılı olduğunu göstermektedir. 7,5 metre çapında ve 13 metre yüksekliğinde olan İsm-i Celâl, İsm-i Nebi, Çehâr-i Yâr-i Güzin ve Hasaneyn isimlerinin bulunduğu sekiz adet levhada geçen ibareler şöyledir: "Allah celle celaluhû", "Muhammed aleyhi's-selam", "Ebubekir Sıddîk radıyallahu anh", "Ömer el-Faruk radıyallahu teala anh", "Osman radıyallahu anh", "Ali radıyallahu anh", "Hasan radıyallahu anh", "Hüseyin radıyallahu anh." Hat sanatında ülkemizin önde gelen isimlerinden olan Uğur Derman Hoca, bu yazıların muşamba üzerine altın varak geçilerek yapıldığını ifade eder.

Levhaların yazımı kumaş veya keten tuval üzerine olup, üzerlerine koyu yeşil bir zemin yağlı boya tablosu gibi hazırlanarak; yazı altın ve fırça ile zerendud olarak yazılmıştır. Vesikalara göre levha çerçevelerinin hafif ve dayanıklı olan ıhlamur ağacından yapıldığı bilinmektedir. Bu levhaların kaba işçiliği Ayasofya Camii dışında yapıldıktan sonra, levhalar parçalar hâlinde camiye getirilerek yerlerine kumaşla birlikte monte edilmiştir. Bu devasa eserler Ayasofya Camii müzeye çevrildiğinde asıldıkları yerlerden indirilip Sultan Ahmed Camii'ne taşınmak istenmişti, fakat Ayasofya'nın kapılarından daha büyük ölçülere sahip oldukları için camiden dışarı çıkarılamadı ve 1949 yılına kadar Ayasofya'nın zemininde bekletildi. Camiden çıkarılamayan levhalar söz konusu tarihte tekrardan eski yerlerine asılmıştı.

  • KAZASKER'İN, KUBBE'NİN İÇ YÜZEYİNDEKİ HAT YAZISI
  • İstanbul'un en büyük kubbesi Ayasofya Camii'ne aittir. (Çamlıca Camii'nin kubbe çapı daha büyük olsa da betonarmeden yapıldığı unutulmamalı.) Kubbenin iç yüzeyinde, göbek kısmına denk gelen bölümünde Kazasker Mustafa İzzet tarafından müdevver celî sülüs hat ile ele alınmış Nur suresinin 35. ayetinin bir kısmı bulunmaktadır. Bu ayetin, Diyanet İşleri Başkanlığı'na göre Türkçe meali; "Allah göklerin ve yerin nûrudur. Onun nûrunun misali, içinde kandil bulunan bir kandilliktir. Kandil bir cam içindedir, cam inciyi andıran bir yıldızdır; (bu kandil) doğuya da batıya da ait olmayan, yağı neredeyse ateş dokunmasa bile ışık veren mübarek bir zeytin ağacından yakılır. Nûr üstüne nûr. Allah nûruna dilediğini kavuşturur. Allah insanlar için misaller veriyor, Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir." şeklindedir. Tabii Osmanlı Devri'nde eklenen bu hat yazısından evvel acaba Bizans Devri'nde kubbenin göbeğinde ne bulunuyordu? Bununla ilgili çoğu araştırmacının ortak fikri, tam merkezde evrenin hâkimi olarak ikonografide bilinen Pantokrator İsa figürünün bulunduğu yönündedir.

MUSTAFA İZZET EFENDI'YE AIT DIĞER LEVHALAR

Ayasofya Camii içerisinde yer alan başka bir grup levha yine Kazasker Mustafa İzzet Efendi'ye ait olan, mihrap duvarında pencere aralıklarına iki sıra hâlinde asılmış sekiz adet küçük ebatlı levhadır. Ortalama 50 cm çapında olan bu levhalar koyu yeşil tuval üzerine zerendud ile yapılmıştır. Levhalarda yer alan ibareler fil ayaklarında yer alan büyük dairesel levhalarla aynı olsa da bu levhalar onların küçük hâli değildir. Nispeten farklı bir terkiple yeniden yazılmış hâlleridir diyebiliriz.

  • ŞEFIK BEY'E AIT HÜNKÂR MAHFILINDEKI LEVHALAR
  • Ayasofya Camii'nin hünkâr mahfilinde, Kazasker Mustafa İzzet'in öğrencisi Şefik Bey (1820-1880) tarafından ele alınmış İsm-i Celâl, İsm-i Nebi, Çehâr-i Yâr-i Güzin ve Hasaneyn isimlerinin yazılı olduğu 8 levha bulunmaktadır. 35 cm çapında olan bu levhalar mihrap duvarında yer alıyor.

SULTAN ABDÜLMECID'E AIT MOZAIK TUĞRA

Yukarıda zikrettiğimiz levhaların dışında, Ayasofya'nın 1934 yılında camiden müzeye dönüştürülmesiyle iç mekândan alınıp depolara kaldırılan levhalar da vardır. Envanter kayıtlarında ikona ve kilise/ cami eserleri deposuna ait 75 adet el yazması, 31 adet levha bulunuyor. Ayasofya Külliyesi içerisinde yer alan türbe eserleri koleksiyonunda ise 4 adet yazı levha, ikona ve kilise eşyaları; etütlük eserlerinde ise 7 adet bez üzerine hat levhası ve 1 adet özel kâğıt üzerine kaligrafik yazı olduğu kayıtlıdır. Meraklıları için, depoda yer alan 10 adet hat levhasının Selçuk Üniversitesi'nde Yasemin Sönmez tarafından ele alınan yüksek lisans tezinde incelendiğini söylemek gerek. Bu levhaların tekrardan cami vasfını kazanan Ayasofya'nın içerisinde sergilenip sergilenmeyeceği açıkçası merak konusu. Şu anda cami içerisinde göremediğimiz depodaki levhaları bu sebeple yazımızın içeriğine almadık. Hat levhaları dışında Ayasofya Camii'nde yapının ihya çalışmalarına katkı sağlayan padişahların eklettiği kitabe yazıları bulunmaktadır.

Bunlar cami içerisine çini kuşak yazısı, mihrap ve minber ayeti, kubbe göbeği ve mihrap duvarındaki vitray pencerelerde, karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca kütüphanede, şadırvanda, sebillerde, imarette, hazine binasında, hünkâr kasrında ve padişah türbelerinde çeşitli yazı türlerinde ele alınmış kitabeler vardır. Bu kitabelerden bir tanesini yazımızın içine dâhil etmek istedik. 1847-1849 yıllarında gerçekleşen Fossati onarımları sonrasında Sultan Abdülmecid'in mozaik tuğra kitabesi yapıya dâhil edilmiştir. 50 cm çapında olan mozaik levhanın zemini altın tuğra ise yeşil mozaik ile yapılmıştır. "Abdülmecid Han Bin Mahmud El-Muzaffer Daima" şeklinde düzenlenen mozaik tuğra, Ayasofya Camii içerisinde yer alan Bizans mozaikleri dışındaki tek Osmanlı mozaiği olarak bilinmektedir.

  • 1642-1643 YILLARINA AIT EN ESKI KÂBE TASVIRLI ÇINI
  • Kitabelerin yanında Ayasofya Camii ayrıca Türk çini sanatı için oldukça önemli bir detaya da ev sahipliği yapmaktadır. Tabakzade İznikli Mehmed Bey tarafından 1642-1643 yıllarında yapılan Kâbe ve Medine tasvirli çini pano mihrabın sağındaki dehlizin içindedir. Buradaki Kâbe tasvirli çini pano bu türün bilinen en eski örneği olarak kabul ediliyor. Günümüzde ise Kâbe'nin denk geldiği çini karosu yerine 16. yüzyıla ait bir başka çini parçası ziyaretçileri karşılıyor. 24 Temmuz 2020 Cuma günü yeniden cami vasfına kavuşarak tamamen ibadete açılan Ayasofya Camii'ni ziyaret edecek okurlarımıza yukarıda zikrettiğimiz levhalara ve detaylara dikkat etmelerini tavsiye ederiz. Zira Ayasofya muazzam bir mimari yapı olmasının yanı sıra Türk-İslam sanatı ve medeniyeti hakkında da bize pek çok şey söylüyor.