Danişmendli Emir Gazi

Anadolu’da Bizans, Ermeni ve Haçlılara karşı mücadele eden bir beyliktir Danişmendoğulları.
Anadolu’da Bizans, Ermeni ve Haçlılara karşı mücadele eden bir beyliktir Danişmendoğulları.

Danişmendoğullarını duymayan yoktur. Peki Selçuklu hâkimiyetindeki toprakları ele geçirip 12. yüzyıl başında Anadolu’nun en önemli gücü haline geldiklerini biliyor muyuz? Danişmendoğullarının en haşmetli hükümdarı, Haçlıların, Bizanslıların ve Ermenilerin korkulu rüyası Emir Gazi’nin hayatına nefes nefese bir yolculuğa ne dersiniz?

Danişmendoğulları Beyliğinin Anadolu’nun fethinde, İslamlaşmasında ve savunulmasında büyük pay sahibi olduğundan kaç kişi haberdar? Bu beylik taşıdığı değere layık bir itibar görememiştir ne yazık ki. Ders kitaplarında üstünkörü anlatımlarla geçilir, merkezî sınavlarda ise onun hakkında asla soru çıkmaz. Bize yakışmayan bir vefasızlık örneği! Oysa bir dönem Anadolu’da en güçlü Türk beyliği olmayı başarmışlardı.

Danişmendli Beyliği Malazgirt Zaferi’ni takip eden yıllarda, muhtemelen 1080-85 arasında Danişmend Gümüştekin Ahmed Gazi tarafından kuruldu. Beylik Sivas merkez olmak üzere Tokat, Niksar, Amasya, Çorum, Kayseri, Zamantı, Develi ve Elbistan topraklarını içine alıyordu.

Danişmend Gazi, Bizans İmparatorluğu ve Haçlılara karşı başarıyla mücadele etti. Haçlılardan Antakya Prinkepsi Bohemund ve kuzeni Richard de Salerno’yu ele geçirmeyi başardı. 1101’de Anadolu’ya gelen 3. Haçlı ordusuna karşı Sultan I. Kılıç Arslan’la birlikte kahramanca savaştı ve bertaraf edilmesinde büyük pay sahibi oldu. Ancak çok değil, bir sene sonra eski dostlar düşman olacaktı. Nasıl mı?

1102’de Danişmend Gazi Malatya’yı fethetti. Ne var ki müttefiği I. Kılıç Arslan’ın da gözü bu şehirdeydi. İki Türk hükümdarı arasında 1103’te Maraş yakınlarında gerçekleşen savaşta Gümüştegin Gazi mağlup oldu. Ertesi yıl da Sivas’ta vefat etti.

Danişmendlilerin başına Gümüştegin Gazi’nin oğullarından en yeteneklisi olan Emir Gazi (1105-34) geçti. Emir Gazi’nin hükümdarlık öncesindeki hayatına dair bir bilgimiz yok. Bir kaynağa göre Çorum şehrinin o zamanki adı olduğu iddia edilen Yankoniye’nin fethedildiği gün dünyaya geldi. Melik Danişmend, fetih ve doğumdan dolayı çifte mutluluk yaşamış, oğluna “Gazi” adını vermişti. Emir Gazi başlangıçta Türkiye Selçuk lularına bağlandı. Ancak I. Kılıç Arslan’ın 1107 yılında Habur Nehri kıyısında Bü yük Selçuklulara karşı giriştiği savaşta ölmesi Anadolu’daki güç dengesini bozdu. Emir Gazi Selçuklu Devleti’ndeki iktidar boşluğundan ve Sultan’ın oğulları arasında başlayan taht kavgalarından faydalanarak hâkimiyet sahasını genişletmeye çalıştı. Taht mücadeleleri sırasında aynı zamanda damadı olan Mesud’u destekledi. Nitekim Mesud onun sayesinde Türkiye Selçuklu tahtına çıkacak; böylece Danişmendliler Anadolu’da önemli bir güç haline geleceklerdi.

Emir Gazi daha iktidarının ilk yıllarında büyük bir feraset örneği göstermiş, Anadolu’daki güç dengesini gözeterek rakiplerini korkutan bir kuvvet haline gelmişti.

Sonraki yıllarda Anadolu’daki Selçuklu topraklarını sınırları içine aldı. Damadı Sultan I. Mesud’a bıraktığı Konya ve çevresi hariç Malatya’dan Sakarya’ya uzanan topraklar üzerinde hâkimiyet kurdu. 1129’da Ankara, Çankırı, Kastamonu ve Karadeniz sahillerini kontrol altına aldı. Şaşırtıcı ama Karadeniz kıyılarına akınlarda bulunduğu sırada Kasianus adlı Bizans valisi emri altındaki sahil şeridini kendi isteğiyle Emir Gazi’ye teslim etti. Bunun üzerine Emir Gazi valiyi hizmetine aldı.

Kurulduğunda Sivas merkez olmak üzere Tokat, Niksar, Amasya, Çorum ve Elbistan topraklarını içine alan Danişmendoğulları Emir Gazi zamanında Selçuklu topraklarını ele geçirip Anadolu’nun en kudretli Türk beyliği haline gelmişti.
Kurulduğunda Sivas merkez olmak üzere Tokat, Niksar, Amasya, Çorum ve Elbistan topraklarını içine alan Danişmendoğulları Emir Gazi zamanında Selçuklu topraklarını ele geçirip Anadolu’nun en kudretli Türk beyliği haline gelmişti.

Bağdat’a müjde! Kuzey Anadolu hattında önemli bir bölgeyi ele geçiren Emir Gazi için güneye inme vakti gelmişti. Kilikya Ermeni Prensi I. Thoros (Toros)’ un ölümünden (1129) istifade ederek 1130’da Çukurova’ya indi. Kendisi gibi Ermeniler üzerine yürümekte olan ve Anazarba’yı (Anazarva, Dilekkaya Kalesi) işgal eden Antakya Prinkepsi II. Bohemund’u mağlup etti.

Süryani yazarı Ebu’l-Ferec, Türklerle Haçlıların ansızın karşılaşarak savaşa tutuştuklarını, savaş sonunda Danişmendlilerin galip geldiklerini yazar. Ayrıca Türklerin II. Bohemund’u, kral olduğunun farkına varamadıkları için öldürdüklerini, Ermeni Prensi I. Leon’un ise iki taraf arasındaki savaşa müdahalede bulunmadığını, Türklerin mücadeleyi kazanmaları üzerine de kaleye kapanarak Türklerden birçoğunu öldürdüğünü kaydeder.

Emir Gazi, Bohemund’un kellesini bazı hediyelerle birlikte Abbasi hilâfet merkezi Bağdat’a, Büyük Selçuklu Sultanı Sencer’e yollayarak zaferini müjdeledi. İlginçtir, Bohemund’un babası Gümüştegin Gazi tarafından mağlup ve esir edilmiş; kendisi de Gümüştegin’in oğlu Emir Gazi tarafından aynı akıbete uğratılmıştı.

Emir Gazi’nin Çukurova bölgesinde bulunmasından istifade eden Bizans İmparatoru Ioannes Komnenos Kastamonu’yu istila etti.

İmparatorun kalabalık bir ordu ve ağır kuşatma makineleriyle üzerine geldiğini haber alan vali mücadeleye girmeden şehri terk etmeyi uygun görmüştü. Bu nedenle imparator hiç zorlanmadan, barış yoluyla şehri ele geçirdi. Beraberinde çok sayıda esir de götürdü.

İmparator bu seferi sırasında Kastamonu dışında yine aynı bölgede bulunan iki kaleyi daha zapt etti. Ancak adlarını bilemediğimiz bu kaleler imparatorluk kuvvetleri karşısında savunma yaparak direndikleri için ele geçirilince tahrip edildiler.

Bizansın korkulu rüyası İmparator Ioannes’in başkente döndüğü zaman Kastamonu’nun zaptını İstanbul halkı nazarında yüceltmek için zafer alayı düzenlemiş olmasına şaşmamalı. Zira bu, Bizans imparatorlarının çok sık başvurdukları bir uygulamaydı. Bizanslı tarihçi Niketas, eseri Historia’da bu şaşaalı töreni ballandıra ballandıra anlatır.

Ioannes, 1131 yılında Türkler üzerine tekrar sefere çıkarak sahilde bir kale inşa ettirdi. Ancak tam Türklerle savaşacağı sırada kardeşi Isaakios tahtı ele geçirme teşebbüsünde bulununca derhal İstanbul’a dönmek zorunda kaldı. Isaakios ise başarılı olamayarak önce Sultan Mesud’a, sonra da Emir Gazi’ye sığındı. Danişmendli hükümdarı ona gereken itibarı gösterdi tabii; bir süre sonra da Trabzon Rum Dukası Konstantin Gabras’ın yanına gönderdi.

Haçlıların 1130’da mağlup edilmesinden sonra Misis, Tarsus ve Adana’yı ele geçirmiş olan Kilikya Ermeni Prensi Thoros’un yerine geçen oğlu I. Leon, Danişmendliler için tehlike arz etmeye başladı. Dahası Ermeniler kazanılan başarılardan sonra Türk topraklarına yağma amacıyla saldırılar düzenleyerek halka zarar veriyorlardı.

I. Leon’u cezalandırmak üzere harekete geçen Emir Gazi, 1131’de Kilikya topraklarına girdi ve bazı kaleleri ele geçirdi. Bu sırada I. Leon Danişmendlilerle savaşı göze alamayarak Emir Gazi’ye bağlılığını arz etti. Danişmendli topraklarına saldırmayacağına söz vererek haraç vermeyi kabul etti. Ancak Emir Gazi ülkesine döner dönmez verdiği yemini ve yaptığı antlaşmayı unuttuğunu, haraç da göndermediğini belirtelim.

Ölürken arslan gibi kükredi Emir Gazi 1132’de Kastamonu’yu Bizanslılardan geri aldı. Muhtemelen bu seferinde yanında damadı I. Mesud da bulunuyordu. İmparator Ioannes, Kastamonu’nun yeniden Danişmendlilerin eline geçtiğini haber alınca Batı Karadeniz bölgesi üzerine yeni bir sefere çıktıysa da yolda karısının ölümü ve tahtının vârisi olan oğlunun hastalandığı haberlerini alınca İstanbul’a dönmek zorunda kaldı.

Emir Gazi ve Sultan Mesud sahil civarında yaptıkları akınlar sırasında Zinin adlı bir kaleyi kuşattılar fakat ele geçirmeyi başaramayınca kaledeki Haçlılardan 4 bin dinar alıp barış yaptılar.

Emir Gazi’nin Bizans seferleri bu kadarla bitmiyor tabii. 1133’te Bizans’a ait Albara adlı bir kaleyi kuşatmış, direnen kale bir süre sonra kılıç zoruyla ele geçirilmiş, yıktırılarak halkı esir alınmıştır.

Kısa sürede rakiplerinin korkulu rüyası haline gelen Emir Gazi nasıl biriydi?

Süryani yazar Patrik Mikhail’e göre zalim, katil ve birçok karısı olan sefîh bir adamdı. Onun hakkında “Emir Gazi cesur, kuvvetli ve hilekâr bir adamdı. Bizans Devleti’ne akınlar düzenleyip burada bulunan Türk asileri kılıçtan geçirmiştir. Bundan dolayı devletinin sınırları içinde sürekli asayiş hüküm sürmüştür. Hırsızları ve yağmacıları fena halde sindirmişti. Askerleri çok severdi. Öldüğü esnada bir arslan gibi kükremişti” demektedir.

Süryani Mikhail eserinin bir başka yerinde Malatya Meliki Nâsırüddin Muhammed’den bahsederken Emir Gazi’nin Mar Bar Çauma Manastırı’ndan alınan vergileri çok artırdığını kaydeder. Bu kayıttan anlaşılıyor ki, Mikhail Emir Gazi’yi “zalim ve katil” diye eleştirirken hissî davranmıştır. Zira sonradan Malatya meliki olan Danişmendlilerden Nâsırüddîn Muhammed’in, çok kötü bir idareci olmasına rağmen Mar Bar Çauma Manastırı rahiplerince sevilmesi ve destek görmesi, Emir Gazi’nin koyduğu vergileri düşürmesinden kaynaklanıyordu.

Öte yandan Emir Gazi’nin Hıristiyanların inançlarına saygılı olduğu anlaşılıyor. Mikhail’in kayıtlarına göre 1132 yılında Malatya’da bir İranlı, Hıristiyanları aşağılamak için onlarca kutsal sayılan haçı tenasül uzvunun ucuna takmıştı. Bu durum karşısında galeyana gelen Hıristiyan ahali onu valiy şikâyet etti. Vali de adamı Hıristiyanlara teslim ederek uygun buldukları cezayı vermelerini istedi. Hıristiyan halk da adamın yüzünü siyaha boyayıp bir eşeğin üstünde Malatya sokaklarında dolaştırdı. Emir Gazi ise adamın yaptıklarını duyunca dayak attırdıktan sonra sınır dışı etmiştir.

1120’de Mengücüklü Beyliği’ni de egemenliği altına almayı başaran Emir Gazi, Anadolu’da sadece Artukluların kudretli hükümdarı Belek Gazi ile karşı karşıya gelmekten çekinmişti. Çok istediği halde Malatya’ya karşı harekete geçememiş olmasından, Belek Gazi’nin gücünü sınamak dahi istemediği anlaşılır. Bu yüzden ancak onun ölümünden sonra Malatya’yı kuşatarak ele geçirmeyi başarabilmiş, böylece Anadolu’daki en kudretli Türk beyi haline gelmiştir.

Emir Gazi’nin Ermeniler, Haçlılar ve Bizans İmparatorluğu’na karşı elde ettiği başarılardan sonra Abbasi Halifesi Müsterşid (1118-35) ile Büyük Selçuklu Sultanı Sencer (1118-57) ona “Melik” unvanının tevcih edildiğini gösteren birer menşûr (meşruiyetinin tanındığına dair berat) ile birlikte bir altın gerdanlık, bir altın asa ve dört siyah sancak göndererek bölgedeki hâkimiyetini tasdik ettiler.

Ne yazık ki elçilik heyeti geldiğinde Emir Gazi ölüm döşeğindeydi ve birkaç gün sonra vefat etti (1134). Bu yüzden merasim oğlu Melik Muhammed’e yapıldı.