Hollanda'nın Endonezya'daki Lawrence'i: Snouck

Endonezya’nın Kuzey Sumatra bölgesinin başkenti Medan’da bulunan Ulu Cami 1906’da mağribî mimarlık kavramından esinlenerek inşa edilmiştir.-Christian Snouck-Hurgronje
Endonezya’nın Kuzey Sumatra bölgesinin başkenti Medan’da bulunan Ulu Cami 1906’da mağribî mimarlık kavramından esinlenerek inşa edilmiştir.-Christian Snouck-Hurgronje

Güneydoğu Asya’daki Müslüman sultanlıkları tamamen sömürgeleştirmek isteyen Hollanda, aslında Protestan bir Hıristiyan olan Christian Snouck-Hurgronje’u Cakarta’ya müftü olarak atamıştı. Daha da kötüsü Endonezyalı Müslümanlardan Hollanda’ya itaat etmelerini beklerken, bunun Osmanlı Devleti’nin bir isteği olduğunu söylüyordu Snouck. İşte Batı’nın, Müslüman coğrafya ile Osmanlı’nın bağlarını koparma planlarından biri daha!

Hilafet makamının 1517’de Osmanlı Devleti’ne geçmesi hem Osmanlılar, hem de İslam dünyası için en önemli dönüm noktalarından biridir. Yavuz Sultan Selim ve sonraki padişahlar bu unvanın getirdiği sorumlulukla nerede bir Müslüman devletin ya da topluluğun sıkıntısı olsa bigâne kalmadılar. Bunun ilk örneklerinden biri, bugünkü Güneydoğu Asya Müslümanlarına yönelik askerî ve teknik destektir.

Daha Hicrî 1. asırda İslamla şereflenen Güneydoğu Asya’da yüzyıllar içinde, Müslüman tüccarların kurdukları ticaret kolonileri ve yerel halktan İslamiyet’i kabul eden kabileler sayesinde ilk Müslüman devletler kuruldu. Ancak fetihler gerçekleştirmeleri ve adalarda söz sahibi olabilmeleri için modern silahlara ve askerî bilgiye ihtiyaçları vardı. Bu noktada ilk destek Yavuz Sultan Selim’den geldi. Ridaniye Savaşı’yla Arap Yarımadası Osmanlı Devleti’ne bağlanmıştı ve Güneydoğu Asya Müslümanlarının İslam dünyası ile irtibatları da bu topraklardan, Cidde veya Yemen üzerinden gerçekleşmekteydi. Her yıl hatırı sayılır sayıda Endonezyalı ve Malezyalı Müslüman Hac farizasını yerine getirmek üzere buraya gelirdi. Dolayısıyla Osmanlı Devleti’nden ilk askerî ve teknik yardımlar Cidde ve Yemen kanalıyla Güneydoğu Asya’ya ulaştırılmaya başlandı. Kanuni Sultan Süleyman ve Sultan II. Selim devirlerinde de bu destek artarak devam etti.

Sultan II. Selim’in Güneydoğu Asya Müslümanlarına destek olması için askerî gemilerle Açe’ye gönderdiği Koca Sinan Paşa daha sonra Müslüman toplulukların yaşadığı diğer adalara da ziyarette bulundu. Yanında götürdüğü uzmanlar Güneydoğu Asya Müslümanlarına savaş topu ve tüfek üretim tekniklerini öğretti.

11 Aralık 1851 tarihli Meclis-i Vâlâ evrakında (BELGE 1/Derin Tarih Nisan 2017-sayfa40) geçen, Sultan II. Selim zamanında Yemen Valisi Sinan Paşa’nın görevlendirdiği memur tarafından Sumatra adasındaki Eşce isimli ticarî iskelede 500 kıta top döktürüldüğü yönündeki ifadeler Osmanlı Devleti’nin Güneydoğu Asya Müslümanlarına askerî ve teknik desteğini gözler önüne seriyor:

“Cennetmekân Sultân Selîm-i Sânî zamanında Yemen Vâlisi bulunan Sinân Paşa tarafından memur irsâliyle döktürülmüş olan beş yüz kıt’a top dahî mezkûr Sumatra ceziresinde vâki’ makarr-ı hükûmet bulunan Eşce nâm benderde mevcûd idüğü”

Osmanlı Devleti’nden gelen bu yardımlarla fetihler gerçekleştiren, Portekizlilere ve Hollandalılara karşı kendilerini savunan Güneydoğu Asyalı Müslümanlar kendilerini hep Osmanlı Devleti’ne bağlı gördüler. Hutbelerde Osmanlı halife sultanlarına dualar ettiler. Gemilerine Osmanlı bayrağı astılar. Yabancı misafirleri Osmanlı Devleti’nin resmî kıyafetleriyle karşıladılar. Gerçekleştirdikleri fetihler neticesinde en yüksek nüfusa sahip Cava Adası’nda bir kabile hariç bütün kabileler Müslüman oldu.

Günümüzde Endonezya yönetimindeki adalar gerek yeraltı kaynakları, gerekse kendilerine has tarım ürünleriyle ön plana çıkıyor. Bu durum sömürge zihniyetli Avrupalıların her daim iştahını kabartmıştır. Önceleri ticaret maksatlı kiraladıkları limanlar vasıtasıyla Güneydoğu Asya’ya gelen Hollandalılar zamanla nüfûz alanlarını genişlettiler. Kimi zaman Müslüman olmayan yerli kabileleri de kullanarak Müslüman sultanlıklara saldırmaya ve onları sömürgeleştirmeye çalıştılar. Ancak bu girişimler 19. yüzyıla kadar belli bölgelerle sınırlı kaldı.

Abdülhamid’den Cakarta’ya başkonsolosluk

Osmanlı Devleti’nin daha çok iç işleri ve isyanlarla uğraştığı 1820’ler ve sonrasında Hollanda’nın Güneydoğu Asya’daki sömürgeleştirme faaliyetleri hızlandı. Fakat bu kadar geniş alana yayılan ve Osmanlı Devleti’nden başka bir devlete bağlanmayı tarih boyunca düşünmemiş olan Müslüman sultanlıklar Hollanda’ya direnme yolunu tercih ettiler. Bunun üzerine bazı kabilelerle anlaşmalar yapan Hollanda, onları nüfuzu altına alsa da, tam hâkimiyet sağlamak istiyordu. Başta Açe olmak üzere birçok sultanlıkla ciddi savaşlar yaşandı. Osmanlı Devleti bu noktada yardım gönderemese de Sultan Abdülaziz’in 1873’te Açe Sultanı Alâeddîn Mahmud’u 1. Dereceden Nişân-ı Osmanî ve Açe Dâhiliye Nâzırı Abdurrahman Efendi’yi 2. Dereceden Nişân-ı Osmanî ile taltif etmesi önemli bir desteğidir. Yine Sultan II. Abdülhamid’in Cakarta’ya (o dönemki adıyla Batavya) başkonsolosluk açtırması da adalarda yaşanan gelişmeleri birinci elden öğrenebilmesini sağlamıştır.

Hollanda, Sumatra ve Cava başta olmak üzere onlarca büyük adayı elinde tutabilecek askerî ve siyasî güce sahip değildi. İşbirliği yaptığı yerli kabilelerle de bir yere kadar gidebiliyordu. Bu durumda başarıya ulaşabilmek için yalanlarla dolu siyasî oyunlara başvurdu. Buna dair ilk kayıt, 20 Nisan 1850 tarihli arşiv belgesinde (BELGE 2/Derin Tarih Nisan 2017-sayfa40) Açe Sultanı Mansûr Şâh’ın elçisi Şeyh Muhammed Gus’un, Sultan Abdülmecid’e iletilmek üzere Cidde Valisine sunduğu arizadır:

“Tedâvül-i ezminede tâife- i ecnebiyye Hollanda ve Felemenk tesmiye olunan tâifeden biri Kalimyan (Borneo) Cezîresine ve diğer Menkabu (Bangka Belitung) Cezîresine ticâret vesîlesiyle deniz kenârında bulunan benâdirlerde ikâmet ve bandıra küşâdıyla yalnız bey’ ü şirâya hükûmet etmekliğine tahsîl- i ruhsatla bâ-takrîb ülke-i mezkûreteyni kabza-i tasarruflarına alıp ve hükümdârlarını bilâd-ı baîdeye nefy ve tard birle ahalinin zükûr ve nâsına gûnegûn cevr ve zulm ve ezâdan başka bir takım ef’âl-i nâbecâ ve ta’lîm-i ilimden ve Hacc-ı Şerîf’e gelmekden men’ edip Dîn-i Muhammedî ve her bir umûr ve husûsâtlarını pür-aksi tutup ekseriyâ reddetmiş ve bunlar hâlince bırakılsa gazâ edecekleri melhûz deyû hiç göz açtırmadıklarından bir de bir nefer Hacc etmeğe izin taleb ettiği vakitde elli fransasını alıp ve bilâ-izin olur ise avdetinde yüz fransa alıp ve bunların cümlesi Devlet-i Aliyye’nin irâde-i seniyyeleriyle olduğunu tâifeteyn-i mezbûreteyn ol-havâlînin ahali ve halkına tefhîm etmekde olduklarından”

Arizada da ifade edildiği üzere Hollandalılar Güneydoğu Asya’ya ilk geldiklerinde yalnızca ticaret yapmak üzere bazı limanlara yerleşmek için yerel sultanlıklarla anlaşmalar yapmışlardır. Bu sırada 19. yüzyılın sömürgeleştirme zihniyetinden etkilendiler. Bunlardan biri, ele geçirdikleri yerlerde Müslüman ahalinin Osmanlı Devleti ile irtibatının kopması için Hacc’a gitmelerini yasaklamalarıdır. Ayrıca Endonezyalı Müslümanları bu yasağın Osmanlı Devleti’nin isteği olduğu yönünde bilgilendirmişlerdi. Benzeri menfi icraatlarda da yerel Müslümanları ikna edebilmek için Osmanlı Devleti’nin adını kullanmayı alışkanlık haline getirdiler. Bu sebeple olsa gerek Sultan II. Abdülhamid Batavya başkonsolosluğunu açtırmıştı. Ancak onun devrine gelene kadar birçok sultanlık çoktan Hollanda’nın sömürgesi olmuştu.

Hollandalıların dinî ilimlerin tahsilini de engellemeye çalışarak İslamiyet’i bölgeden silmeye çalıştıkları görülür. Devamlı baskı altında tutulan Müslümanlar kendi hâllerine bırakılırlarsa gaza ederler endişesiyle kendilerine her türlü zulüm ve fitne reva görüldü. Zabtedilen adaların sultanları uzak yerlere sürüldü, bir coğrafyanın yüzlerce yıllık hâfızası silinmeye çalışıldı.

Müslüman kılıklı Protestan müftü

Christian Snouck-Hurgronje (belgelerde geçen adıyla Snouck) Hollanda’nın Endonezya’yı sömürgeleştirme faaliyetlerinde rol alan önemli figürlerinden biri. Önceleri kendisini Müslüman olmuş gibi lanse etmiş, Endonezya’daki vazifesi bitince de şarkiyatçı bir profesör olarak Hollanda’da hayatını devam ettirmiştir.

Sultan II. Abdülhamid’in görevlendirdiği Batavya Başşehbenderi tarafından gözlendiğini ve faaliyetleri hakkında İstanbul’a bilgi gittiğini biliyoruz. Başşehbenderin İstanbul’a gönderdiği 13 Haziran 1899 tarihli yazıdaki (BELGE 3/Derin Tarih Nisan 2017-sayfa41) bilgiler Snouck’un gerçek yüzünü göstermesi açısından önemli:

“Bu kere istihsâl eylediğim ma’lûmât-ı mahsûsaya nazaran Felemenk devleti 24 Mayıs sene 1315 tarih ve 15 – 423 numaralı tahrîrât-ı çâkerânemle arz kılınmış olduğu vechle Açe üzerine vukû’ bulan harekât-ı cedîde-i askeriyesi münâsebetiyle vaktiyle her nasıl ise Mekke-i Mükerreme’ye dühûl ile sinîn-i vefîre ikâmet ve ikmâl-i tahsîl-i Arabî eylemiş ve nihâyet Fransız konsolosunun ihbâr-ı vâkıası üzerine Hicâz vilâyet-i celîlesi tarafından tard ve teb’îd edilmiş ve devlet-i müşârun-ileyhâ cânibinde müstemlekât- ı Hindiye müftülüğüne ta’yîn kılınmış olan Hollandalı “Snuk” nâm münafık bu kere ahaliyi iğfâle çalışmak ve kendisini Devlet- i Aliyye me’mûr-ı mahsûsu sıfatında göstererek Felemenk devletine itâati nasihat eylemek me’mûriyet-i mahsûsa-i hafiyyesi ve İslâm zîy ve kıyâfetiyle Açe’ye i’zâm eylemiş olduğu ma’rûzdur ol-bâbda”

Buradaki malumatı özetlersek, aslen Protestan bir Hıristiyan olan Snouck 1884’de Cidde’ye gitmiş, Müslüman olduğunu iddia ederek oradan Mekke-i Mükerreme’ye geçmiştir. Burada bir müddet kaldı, bu sürede Arapça öğrendi ve Hacc için gelen Güneydoğu Asya Müslümanlarını gözlemledi. Fransız konsolosunun ihbarıyla ortaya çıkan bir hırsızlık hadisesi üzerine sınır dışı edildi. Bu arada Mekke isimli iki ciltlik Almanca bir kitap kaleme aldı. 1889’da Hollanda tarafından

Batavya’da görevlendirildi. Açe direnişini kırabilmek için neler yapılabileceği üzerine araştırmalar yaptı. Daha sonra Hollanda sömürge hükümetinin müftüsü sıfatıyla, tıpkı bir Osmanlı müftüsü gibi İslamî kıyafetler içinde, başta Açeliler olmak üzere Endonezya Müslümanlarının Hollanda’ya itaat etmeleri için birçok faaliyette bulundu. Halka Hollanda’ya itaati tavsiye ederken kendisini müftü olarak Osmanlı Devleti’nin atadığı, dolayısıyla Hollanda’nın değil, Osmanlı’nın memuru olduğu izlenimi vermeye çalıştı. Batavya Başşehbenderinin yazısı üzerine Sadrazam Halil Rıfat Paşa Sultan’ı Snouck hakkında bilgilendiren 30 Temmuz 1899 tarihli bir yazı kaleme almıştı (BELGE 4/Derin Tarih Nisan 2017-sayfa41).

Onun gibi müsteşrik-şarkiyatçı adı altında yetiştirilen insanlar, Batı’nın sömürgeleştirme politikalarının uygulanmasında ve Osmanlı Devletinin yıkılmasında önemli roller oynamışlardır. Snouck’un Güneydoğu Asya Müslümanlarını İslamiyetten ve Osmanlı Devleti’nden koparmak üzere giriştiği faaliyetler akıllara T.E. Lawrence’ı getiriyor. Demek ki Batı’nın casuslar aracılığıyla Müslüman coğrafyanın Osmanlı ile bağlarını koparma mesaisi 1. Dünya Savaşı’ndan daha önce başlamış.