Bir sevda hikâyesi

Bir sevda hikâyesi.
Bir sevda hikâyesi.

Leyla ile Mecnun, Romeo ve Juliet, Şah Cihan ve Mümtaz Mahal, Tahir ile Zühre, Ferhat ile Şirin…

Geçenlerde bir dergi okuyordum ve yazarın bir karakterini, “Ölüm onu bulana dek hiç kimseye sevdalanmamıştı.Baksan seksenlik bir ihtiyardı, ‘neler neler geçirmiş’ derdin ama işte sevda nedir bilmezdi,” cümleleriyle anlattığına rastladım. Sonra aklıma sevdanın etimolojik macerasını araştırmak geldi. Tam kolları sıvamıştım ki defterlerimden birinde “sevda” kelimesine dair notlar gördüm. Meğer daha önce aklıma düşmüş, birkaç yere bakmışım.

Sevda, Arapça bir kelimedir ve svd kökünden gelir. “Esved”in müennes hâlidir, kara safra ve kara şey anlamındadır. Ama sözcüğün başından bir sürü şey geçer ve sonradan sonraya arzuyu, güçlü sevgiyi ve aşkı ifade etmeye başlar.

Hipokrat, bahsettiği dört sıvıdan birinin oranı veya yapısı değişirse insanın sağlığının bozulacağını iddia eder.
Hipokrat, bahsettiği dört sıvıdan birinin oranı veya yapısı değişirse insanın sağlığının bozulacağını iddia eder.

Kara safra olarak bilinen kelimenin, güçlü sevgi anlamına doğru evrilmesini sağlayan kişi Hipokrat’tır. Hipokrat, milattan yaklaşık 500 yıl önce yaşamıştır. Hipokrat’ın hekimlik ve insanlık üzerine etkileri yaklaşık 2 bin yıl sürmüştür. Bu çağda (Orta Çağ) Humoral Patoloji Teorisi geçerlidir. Hipokrat’ın en büyük katkısı, hastalıkların tanrılar tarafından verilen ceza olmadığını söylemesidir. Yani kendinde önceki meslektaşlarının, tedavi için vücuda giren kötü ruhların kovulması gerektiği inancını yıkmıştır.

Bilim tarihine ilgiliyseniz, Hipokrat’ın yıllar yıllar önce insanın yaşamının dört önemli sıvıya bağlı olduğunu söylediğini görürsünüz: Beyindeki balgama, midedeki kara safraya, kana ve karaciğerdeki sarı safraya. Evet, epey tuhaf bir tezdir ama işte sevdanın değişimini bu bilgiye borçluyuz.

Hipokrat, bahsettiği dört sıvıdan birinin oranı veya yapısı değişirse insanın sağlığının bozulacağını iddia eder. Midedeki kara safranın bozulmasıyla da kişinin hastalanıp aksi, karamsar, melankolik, içine kapanık, huysuz, kederli, neşesiz ve toplumdan uzaklaşan birine dönüşeceğini savunur. Ve evet, sevdalanan insanlar da aynı böyle birine dönüşür. Bu malumat da bizim zamanla sevda kelimesine bambaşka bir anlam yüklememizi sağlar.