20.356 Takipçi

Türkiye'nin tek haftalık haber dergisi Gerçek Hayat, gündemi yakından takip ettiği dosya ve röportajlarıyla her pazartesi okuyucusuyla satış bayilerinin raflarında buluşuyor. Gerçek Hayat, artık sayfalardan dijitale taşıyor... Sayfalara sığmayan yazılar, röportajların perde arkası, interaktif içerikler! Gerçek Hayat artık size daha yakın! Tüm içeriklerden 'ilk haberdar olmak istiyorum' diyenler, Gerçek Hayat GZT'nin sosyal medya hesaplarına davet ediliyor...

31 Mart: İmparatorluğun sonu veya sonun başlangıcı

Meğer fermanı okuyan paşa ve maiyetindeki zabitler sahte üniforma giydirilmiş isyanı hazırlayan mühim şahsiyetlerdi...
Meğer fermanı okuyan paşa ve maiyetindeki zabitler sahte üniforma giydirilmiş isyanı hazırlayan mühim şahsiyetlerdi...

31 Mart hadisesi neticesi İstanbul Hahambaşılığının el değiştirmesi, Abdülhamid’e bağlılığı sebebi ile uluslararası Siyonist hareket tarafından tasvip edilmeyen Moşe Halevi’nin yerine Hayim Nahum’un hahambaşı olması önemlidir. 31 Mart’ın arkasında uluslararası güç olarak İngilizler olduğu gibi, bir şekilde Siyonistlerin olduğu düşünülebilir. ‘Alman Yahudiliğinin etkisi nedir’ suâlinin cevabını da vermek gerekiyor. Hâdise görünürdeki aktörleri aşan güç odakları tarafından tasarlanarak gerçekleştirilmiş bir kurgu ve bir tertip olduğu meydandadır. Sultan devletin selameti için tahtından feragat etmiştir.

Yunus Nadi ne demektedir?

Yunus Nadi “İhtilal-i ve İnkılab-ı Osmanî” isimli eserinde “Hatta Sultan Murad Türbesi civarında bu teklife mâruz kalan bir hoca tereddüt göstermekle kendisine silah doğrultuldu ve bu cebir altında askerin önüne düşerek gittiği görülmüştür, hocalarımızın böyle ister istemez toplanması tertibat esasiye cümlesinden olduğu anlaşılmıştır” diye yazar.

Hocalara silah doğrultanlar kimlerdir? Hocaları cebren kalabalığın içine katmakla ne amaçlanmıştır? Kitabın Latin harfleri ile baskısının yapılmaması da ilginçtir.

31 Mart Hadisesinde Taşkışla kışlasında bando subayı olarak bulunan Mustafa Turan’ın hatıratından da şunları okuyoruz. “Matbaada yaldızla basılmış büyük tuğrası bulunan fermanı paşa okumaya başladı: Ben irade ediyorum düşmanla çarpışırken onları daha iyi görebilmeniz için yeni bir başlık giyeceksiniz, bunda dini hiçbir mahsur olmadığına dair Şeyhülislamdan fetvasını da aldım, ululemre itaat vaciptir deniyordu. Paşa bir paketten yeni bir başlık çıkardı, bu başlık Enveriye biçiminde önü siperli bir başlıktı. Paşa başındaki fesi çıkarıp yeni başlığı giydi. Meğer fermanı okuyan paşa ve maiyetindeki zabitler sahte üniforma giydirilmiş isyanı hazırlayan mühim şahsiyetlerdi. İçlerinde cemiyetten tanıdığım Bahaeddin Şakir, Mithat Şükrü Beylerle Ömer Naci Bey vardı. Fermanı okuyan bir paşaydı, bu fermanın sahte olup sunî bir isyan maksadı ile tertiplenmiş olduğu akla gelemezdi.”

Bunlar 31 Mart’ın ne kadar feci vahim meşum bir tertip olduğunu anlatan satırlardır. Sahte ferman okuyan, sahte zabitler ve paşalar kim tarafından ne amaçla yapıldığı belli olmayan hocaların ayaklanan kalabalığın içerisine zorla dâhil edilmesi fiili. Acaba ayaklanmaya “irticai” bir görüntü vermek özellikle mi amaçlanmaktaydı? Ayaklanmaya önayak olan şahıs Hamdi Çavuş’un “Hürriyet Kahramanı” Resneli Niyazi ile dağa çıkan kişi de olması önemlidir.

Kolağası Mustafa Kemal'in Telegrafı

31 Mart vak’asına dair bir başka dikkatle okunması gereken belge, o tarihte Çatalca’ya gelmiş olan Hareket ordusunu komutanı Hüseyin Hüsnü Paşa’nın kurmayı olan kolağası Mustafa Kemal Bey tarafından İstanbul’a çekilen telgraftır. Kolağası Mustafa Kemal’in telgraf metnindeki tesbitleri herkes için önemlidir. Yusuf Hikmet Bayur’dan şunları okuyoruz

  • “Aynı günde Hareket ordusu komutanı Hüseyin Hüsnü Paşa’nın biri İstanbul halkına beyanname biçiminde, öbürü de Genel Kurmaya iki teli vardır. Bunlar Mustafa Kemal’in kaleminden çıkmış olup, onun üslup ve düşünce tarzını iyi aksettirirler.”

Telgraf metninin ilgili altıncı maddesi aynen şöyledir. “Heyet-i fazıla-i ilmiye sertac-ı ihtiram ve ibtihacımızdır. Fakat mel’anet ve temin-i menfaat-i adiye ve şahsiye maksadıyla yalandan kisve-i ilmiyeye bürünerek din-i şerif-i Muhammedîyeyi tezyif ve istihfaftan çekinmeyerek teşmil-i mefsedete kalkışan birtakım hafiyeler ve menfaatperestler elbette muktezayı-ı şer’ ve kanuna göre muamele görmekten halas edilemeyeceklerdir.

  • Seçkin Heyete saygımız büyüktür. Fakat kötülük ve adi ve şahsi çıkar maksadı ile yalandan ulema kılığına bürünerek şerefli din-i Muhammedîyeyi kullanmaktan çekinmeden bozgunculuğa kalkışan bir takım hafiyeler ve çıkarlarını kollayanlar elbette şeriatın ve kanunların icaplarına göre muamele görmekten kurtulamayacaklardır.

Kamil Paşa'nın da akrabası olan Yusuf Hikmet Bayur, Kol Ağası Mustafa Kemal’in durum icabı softa, gerici terimleri yerine hafiyeler terimini tercih ettiğini söyler. Fakat bugünkü dilde ajan-provokatör olarak ifade edilenden ne kastediliyor ise, o gün Mustafa Kemal’in “hafiye” terimini buna yakın bir mânâda kullandığını düşünmek mümkündür. Esasen Çatalca’ya gelmiş hareket ordusu kurmay başkanı kolağası Mustafa Kemal’in -duruma binaen- politik konuşmasını gerektiren bir durum da yoktur.

31 Mart’ı Hazırlayan Belli Başlı Sebepler Şöyle Sıralanabilir:

Dönemin patriği 3. Joachim: “Bizler için sonun başlangıcıdır bu, boşuna sevinmeyin”
Dönemin patriği 3. Joachim: “Bizler için sonun başlangıcıdır bu, boşuna sevinmeyin”

1-) En başta zikredilmesi gereken, İttihat ve Terakki’nin (İT) rolüdür. İlk siyasi cinayetler ve ayaklanma gecesi askerlere sahte zabitlerin sahte padişah fermanı okumaları.

2-) İT’e bağlı mektepli subayların avcı taburlarındaki alaylı subay ve erata Prusya tarzı askeri disiplin adına, dinî vecibeleri ifalarına mani olacak derecede gayri insanî uygulamalarda bulunmaları. Ki bu uygulamalar, avcı taburlarında huzursuzluğa neden olur ve onları her türlü manipülasyona açık hâle getirir.

3-) 31 Mart’tan sadece 10 gün önce, yani 21 Mart’ta yayın hayatına giren İslamcı Volkan gazetesini çıkaran Derviş Vahdeti ve ekibinin faaliyetleri de dikkat çekicidir. Derviş Vahdeti garip bir cüret ile cemiyetin ismini İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti (İMC) adını verir. Bu meşum hâdisede, ayrıca ele alınması gereken, oldukça olumsuz bir rolü vardır.

4-) Liberal ve İngilizlerle irtibat halinde olan Prens Sabahaddin ve Ahrar Fırkası da bu işin içerisindedir.

5-) Sadrazamlık da yapmış olan Kamil Paşa ve oğlu Said Paşa da aynı ekibin içerisinde bulunmaktadırlar.

  • Mânidar olan hususlardan biri, Sultan 2. Abdülhamid’in tahttan indirilmesinde ‘hâl edilmesi’ yerine kendisinin tahttan feragat etmesini, “feragat etsin, yazıktır, günahtır” sözleri ile öneren kişinin, Rum ayanlarından Yorgiyadis Efendi olması ve ayrıca dönemin Patriği 3. Joachim “Bizler için sonun başlangıcıdır bu, boşuna sevinmeyin” demesidir.

Talat Paşa’nın, hâl fetvasını imzalatmak istediği Şeyhülislam Ziyaeddin Efendi, Meclis-i Mebusan'a gitmemek için: Ben hastayım, gidemem! Diye mazeret beyan eder. Talat Paşa da: Neyiniz var? Diye sorar; İdrarımı tutamıyorum, cevabını alınca da: “Efendi, iş bu hâle geldikten sonra donuna da işesen, ben seni zorla alıp götürürüm. Ördeğini de beraber al gel” der. Hâl fetvasını kaleme alan kişi ise meşhur müfessir Elmalılı Hamdi’dir.

Ali Cevad Bey'in Nutku

31 Mart’ın arkasında uluslararası güç olarak İngilizler olduğu gibi, bir şekilde Siyonistlerin olduğu düşünülebilir. Almanların işin arkasında olduğu yorumları da önemlidir.
31 Mart’ın arkasında uluslararası güç olarak İngilizler olduğu gibi, bir şekilde Siyonistlerin olduğu düşünülebilir. Almanların işin arkasında olduğu yorumları da önemlidir.

Ayaklanan askerlere Sultan 2. Abdülhamid’in son mâbeyin başkâtibi olan Ali Cevad Bey’in nutku da dikkatle okunmalıdır. Ali Cevad Bey şöyle der: “Evlatlarım, siz ne istiyorsunuz? Şeriat mı? Bu nasıl lakırdı? Şeriat-ı Muhammedîye hamdolsun bâkîdir ve daimidir. Padişahımız Halife-i Resullulah’tır ve devletimiz de devlet-i İslamiyedir. Şeriata ne oldu ki, şeriat isteriz diyorsunuz? Yine tekrar ederim, bu nasıl lakırdıdır? Şeriata kimse dokunmadı ve dokunamaz, bir de kimden şeriat istiyorsunuz? Bize bu şeriatı ihsan eden Allah’tır. Bunun hafızı yani bekçisi Allah’tır. Zira Kur’an’ı Kerim’de böyle buyrulmuştur. Bir takım cahilane sözlerin aslı faslı yoktur. Padişahımız Halife-i Resullulah Efendimiz bilmeyerek vaki olan hatalarınızı afv eyledi. Artık haydi kışlalarınıza gidin, rahat edin oğullarım.”

Meş'um Oyunun Senaristi Kim?

İsmail Hami Danişmend, Sultan 2. Abdülhamid’in bu tertibe ve hareket ordusuna direnmeme sebebini “İstanbul hükümetinin Hareket Ordusu’na karşı hiçbir mukavemet göstermemesini, “Padişahın kan dökülmesini istememesi ve ecnebi müdahalesinden çekinmesi” diye açıklar.

  • 31 Mart hâdisesi neticesi İstanbul Hahambaşılığının el değiştirmesi, Abdülhamid’e bağlılığı sebebi ile uluslararası Siyonist hareket tarafından tasvip edilmeyen Moşe Halevi’nin yerine Hayim Nahum’un hahambaşı olması önemlidir.

Hayim Nahum’un İT ile özellikle Talat Paşa ile ilişkileri, Cumhuriyet’in kuruluşunda Lozan’da Türk heyetine müşavirlik yapması, Türkiye’deki macerası bittikten sonra Mısır’a gidişi ve orada da hahambaşı oluşu, Mısır hahambaşısı olarak Cemal Abdülnasır’a danışmanlık yapması, dikkate şayandır. Yani 31 Mart’ın arkasında uluslararası güç olarak İngilizler olduğu gibi, bir şekilde Siyonistlerin olduğu düşünülebilir. Almanların işin arkasında olduğu yorumları da önemlidir. ‘Alman Yahudiliğinin etkisi nedir’ suâlinin cevabını da vermek gerekiyor. Hâdise görünürdeki aktörleri aşan güç odakları tarafından tasarlanarak gerçekleştirilmiş bir kurgu ve bir tertip olduğu meydandadır. Sultan devletin selameti için tahtından feragat etmiştir. Sultan Abdülhamid Hazrelerinin mekânı cennet olsun.

İLGİLİ HABERLER