Ayasofya açıldı İstanbul’da yapılacak Bizans kongresi iptal

Sultanahmet, Süleymaniye, Eminönü gibi bölgeler turizm ve eğlence sektörünün işgali altında. Şimdi ise sırada Fener, Balat, Ayvansaray hattı var. Haliç kıyısına yapılan tramvay hattı ile birlikte ulaşımı daha da kolaylaşan bölge kafe ve butik otellerin istilası altında. Mahalle halkı ise hem artan kiralar hem de aile yapılarının bozulmasını istemediğinden farklı ilçelere göç ediyorlar. Fatih için özel bir acil eylem planı gerekiyor. Aksi durumda elimizde şehir değil Fatih'ten kalma turistik bir açık hava müzesi kalacak.
Sultanahmet, Süleymaniye, Eminönü gibi bölgeler turizm ve eğlence sektörünün işgali altında. Şimdi ise sırada Fener, Balat, Ayvansaray hattı var. Haliç kıyısına yapılan tramvay hattı ile birlikte ulaşımı daha da kolaylaşan bölge kafe ve butik otellerin istilası altında. Mahalle halkı ise hem artan kiralar hem de aile yapılarının bozulmasını istemediğinden farklı ilçelere göç ediyorlar. Fatih için özel bir acil eylem planı gerekiyor. Aksi durumda elimizde şehir değil Fatih'ten kalma turistik bir açık hava müzesi kalacak.

Endülüs tam 8 asır Avrupa'da İslam'ın kalesi olmasına rağmen 1492'de tarih sahnesinden silindi. İstanbul elbette bir Endülüs olmayacak. Ancak birileri hâlâ Bizans düşleri görmeye devam ediyor. Ayasofya’nın tekrar camiye tebdiliyle “Bizans’ı ihya” teşebbüslerine büyük bir darbe vurmuş olsak da şu gerçeği akıldan çıkarmamak gerek: Su uyur, düşman uyumaz! Ne yazık ki sinsi Bizans’ı ihya faaliyetlerinden Türk kamuoyu yeterince haberdar değil. İşte bu nedenle “Bizans’ı ihya” amaçlı bütün teşebbüsleri mercek altına aldık.

Fransa'nın Cannes şehrinde yaşayan Bizans hanedanı, İstanbul'un kendilerine ait olduğunu iddia ediyor. Üstelik ABD, Rusya, İtalya, Fransa gibi birçok devlet de bu hanedanı mahkemelerinde resmi olarak tanıyor. Roma'nın içindeki Vatikan gibi İstanbul içerisinde, özellikle Fener ve Balat bölgesinde Ortodoks bir devlet planlanıyor. Başta akademi dünyası olmak üzere onlarca dernek, vakıf ve şirket bu plan için finanse ediliyor.

Ülkesi olmayan kral

Ne ülkesi, ne tahtı, ne sarayı, ne de ordusu vardı. 3. Henri Vigo Paleolog, 17 devlet tarafından 2012'de ölene kadar Bizans İmparatoru olarak tanınıyordu. Şimdi ise yerine vekâleten karısı Prenses Françoise bakıyor. Büyük torun Prens Gianluca ise reşit olduğunda hanedan reisliğini babaannesinden devralacak.

Ne ülkesi, ne tahtı, ne sarayı, ne de ordusu vardı. 3. Henri Vigo Paleolog, 17 devlet tarafından 2012'de ölene kadar Bizans İmparatoru olarak tanınıyordu.
Ne ülkesi, ne tahtı, ne sarayı, ne de ordusu vardı. 3. Henri Vigo Paleolog, 17 devlet tarafından 2012'de ölene kadar Bizans İmparatoru olarak tanınıyordu.

Aile ile 29 sene önce Malta'da görüşen merhum Aytunç Altındal, ‘Türkiye ve Ortodokslar’ kitabında aile ile ilgili dikkat çeken bilgiler veriyor. Altındal'ın verdiği bilgilere göre ailenin Bizans hanedanı olarak hak iddia etmesi Sultan Abdulaziz Han dönemine denk geliyor. 11 Şubat 1869'da Prens Giovanni Antonio Lascaris Paleolog, Bizans tahtının yasal varisi olduğu gerekçesiyle Papaya başvurarak (Papa IX. Pius) "Fons Honorum" yani "Hanedan Asalet Tasdiki" alıyor. Karar Roma Senatosu'nun zabıtlarına geçiriliyor. 27 Mart 1869'da ise İngiliz Asalet Sicili'ne işleniyor. Sonra da diğer devletler tarafından tanınıyor.

Tarihçi Yazar Murat Bardakçı da 2006'daki bir yazısında imparatorluk iddiasındaki şahıs hakkında alaycı bir tavır gösterse de Malta Cumhurbaşkanı ve birçok büyükelçi ile görüşmesini şaşkınlıkla karşılamıştı.

“Bizans Kralı” diye ortaya çıkan bu adam niçin onlarca devlet tarafından itibar görüyor? Düzenlediği balolara birçok devletin büyükelçisi neden ve hangi maksatla katılıyor?

Malta üzerinden yayın yapan internet sitelerinde, kendilerini İstanbul'un sahibi olarak tanıtan bu mekanizma, Türkiye'nin bağımsızlığını ve bütünlüğünü açıkça tehdit ediyor.

Akademik haçlı seferleri

Bizans Lobisinin akademik ayağını Uluslararası Bizans Araştırmaları Birliği (AIEB) ve bu birliğin organize ettiği ‘Uluslararası Bizans Araştırmaları Kongresi’ oluşturuyor. Bizans Kongresi, Osmanlı'nın yıkılmasından sonra ilk defa 1924'te Bükreş'te toplanıyor. 1948'de ise kurumsal bir yapıya dönüşen birliğin, bugün Türkiye de dâhil olmak üzere 38 ülkede ulusal komitesi bulunuyor. Birliğin genel başkanlığını Prof. Dr. John Haldon yapıyor. Türkiye'deki komitenin başında ise Prof. Dr. Melek Delibaşı bulunuyor.

Birliğin genel başkanlığını Prof. Dr. John Haldon yapıyor.
Birliğin genel başkanlığını Prof. Dr. John Haldon yapıyor.

Bu birliğin görünen çalışma alanları: Bizans’ın mimarisi, filolojisi, müziği, savaş aletleri, bitkileri, adetleri, yemekleri... Binden fazla konuşmacının rapor sunduğu son kongrede, İstanbul ve Anadolu başta olmak üzere Kudüs ve Kahire’deki birçok Bizans eseri hakkında proje sunuldu. Tarihe karışmış Bizans eserlerinin 3 boyutlu çizimleri ve animasyonları gösterildi. 2021'de İstanbul'da yapılması planlanan ve sonrasında Venedik'e alınan kongrede, ağırlıklı olarak İstanbul ve Anadolu'daki Bizans mirasının konuşulması planlanıyordu.

Kültürel işgalden fiili işgale

Uluslararası Bizans Araştırmaları Birliği'nin üyelerinden Prof. Dr. Albrecht Berger ve ekibi tarafından hazırlanan www.byzantium1200.com sitesinde İstanbul'da 100’den fazla İslam eserinin,

Bizans yapısına dönüşümü planlanıyor. Yine birliğin önde gelen isimlerinden Prof. Dr. Judith Herrin, Zeyrek Camii’nin bir kısmının müzeye dönüştürülmesi gerektiğini söylüyor.
Bizans yapısına dönüşümü planlanıyor. Yine birliğin önde gelen isimlerinden Prof. Dr. Judith Herrin, Zeyrek Camii’nin bir kısmının müzeye dönüştürülmesi gerektiğini söylüyor.

Bizans yapısına dönüşümü planlanıyor. Yine birliğin önde gelen isimlerinden Prof. Dr. Judith Herrin, Zeyrek Camii’nin bir kısmının müzeye dönüştürülmesi gerektiğini söylüyor. Koç Üniversitesi'nin düzenlediği "Arşiv Belleği Marcell Restle'ın Anadolu Araştırmaları" adlı sergide ise büyük bir itiraf geliyor.

Türkiye'deki komitenin başında ise Prof. Dr. Melek Delibaşı bulunuyor.
Türkiye'deki komitenin başında ise Prof. Dr. Melek Delibaşı bulunuyor.

Meşhur Bizantolog Prof. Dr. Marcell Restle aynen şu ifadeleri kullanıyor: 1920'lerden başlayarak İstanbul'daki sokak ağının genişletilmesi süreci, mevcut mimari kültürel mirasta tahribata yol açtı. Ancak aynı zamanda Bizans dönemine ait birçok kalıntının ortaya çıkmasını sağladı. Restle, açıkça yıkılan Osmanlı eserlerinin altından Bizans kalıntılarının çıkmasına seviniyor...

Bizantologlar genel olarak İstanbul için "Lost Paradise" tanımını kullanıyorlar yani “kayıp cennet.” Hayalleri camisiz, Müslümanlardan arındırılmış bir İstanbul. Kültürel işgal beraberinde fiili işgali de getirebilir. Ayasofya'nın camiye dönüştürülmesinin ardından İstanbul'da yapacakları dev kongreyi iptal etmeleri, hedeflerinin sadece kültürel ve akademik çalışma olmadığını da açıkça gösteriyor.

Ayasofya planları bozdu

Belgrad'da 2016'da düzenlenen son kongrede Boğaziçi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Nevra Necipoğlu, bir sonraki kongrenin İstanbul'da 2021 yazında yapılmasını teklif etmiş ve teklif kabul edilmişti.

Belgrad'da 2016'da düzenlenen son kongrede Boğaziçi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Nevra Necipoğlu, bir sonraki kongrenin İstanbul'da 2021 yazında yapılmasını teklif etmiş ve teklif kabul edilmişti.
Belgrad'da 2016'da düzenlenen son kongrede Boğaziçi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Nevra Necipoğlu, bir sonraki kongrenin İstanbul'da 2021 yazında yapılmasını teklif etmiş ve teklif kabul edilmişti.

Ancak Ayasofya'nın açılmasını sert tepki ile karşılayan Bizans lobisi, 5 senede bir düzenlenen kongreyi 2022 yılında yapılmak kaydıyla Venedik'e taşıdı. Program Türkiye'de gerçekleşseydi dünyanın dört bir tarafından binlerce Bizantolog, İstanbul'a akın edecekti. ,

Bizans kongresi için planlanan sergilerin isimleri ve konuları da son derece dikkat çekiciydi:

• İstanbul’dan Bizans’a: Yeniden Keşfin Yolları 1800–1955, Alexander Van Millingen ve

• İstanbul’un Bizans Mirası, Mercekten Bizans - Müller Wiener’e

• Saygıyla, Myra (Demre) Aziz Nikolaos Kilisesi ve Manastırı’nda Kazı Çalışmaları...

Bizans Kongresi'nin sergi ve çalışma alanları için ayrılan mekanlar da en az konular kadar dikkat çekiyor. Kullanılacak mekânlar için

• İstanbul Arkeoloji Müzesi

• Yunanistan Başkonsolosluğu

• Boğaziçi Bizans Çalışmaları Araştırma Merkezi

• Pera Müzesi gibi yerler belirlenmiş. Ayrıca kongrede İstanbul ve Anadolu'da kaybolan birçok Bizans yapısının da animasyon ve üç boyutlu çizimlerinin gösterilmesi bekleniyordu.

Bizans'ın finansörü Koç grubu

Türkiye'deki Bizans çalışmalarının en büyük finansörlüğünü Vehbi Koç Vakfı yapıyor. Uluslararası Bizans Araştırmaları Birliği'nin (AIEB) İstanbul'da yapmayı planladığı Bizans Kongresi'nin de resmi sponsoru yine Vehbi Koç Vakfı idi. Hatta Bizans Kongresi'nin 7 ana sponsorunun 3'ünü Koç Grubuna ait kurumlar oluşturuyordu. Vehbi Koç Vakfı dışında,

  • • Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi (ANAMED)
  • • ‘Koç Üniversitesi - Stavros Nıarchos Vakfı
  • • Geç Antik Çağ Ve Bizans Araştırmaları Merkezi’ (GABAM) kongrenin diğer ana sponsorlarıydı.

Ayrıca Koç Holding'in 2007'den itibaren 5 defa düzenlediği Uluslararası Sevgi Gönül Bizans Araştırmaları Sempozyumu da küçük bir Bizans kongresi havasında geçiyor.

Ayrıca Koç Holding'in 2007'den itibaren 5 defa düzenlediği Uluslararası Sevgi Gönül Bizans Araştırmaları Sempozyumu da küçük bir Bizans kongresi havasında geçiyor.
Ayrıca Koç Holding'in 2007'den itibaren 5 defa düzenlediği Uluslararası Sevgi Gönül Bizans Araştırmaları Sempozyumu da küçük bir Bizans kongresi havasında geçiyor.

Vehbi Koç'un kızı Sevgi Gönül, Bizans hayranlığını Hürriyet gazetesinde yazdığı köşe yazılarında da saklamıyordu. Tüm bunların dışında İstanbul ve Anadolu'da yapılan Bizans kazıları ve sergilerinin de büyük bir kısmı Vehbi Koç Vakfı ile vakfa ait GABAM ve ANAMED gibi kurumlar tarafından finanse ediliyor.

Tarihten bu güne Bizans hayali

İstanbul'un fethinden sonra kurulan tüm Bizans hayalleri, Ortodoksluk ve Patrikhane ile bağlantılı olmuştur. Bunun sebebi Ortodoksluğu kuranın da onu korumuş ve geliştirmiş olanın da Bizans devleti ve hanedanları olmasıdır. Bu o kadar keskin bir çizgidir ki bugün bile patrikhanede salı günü önemli bir karara imza atılmaz. İstanbul'un fethedildiği gün olan salı, Ortodokslar için lanetli gündür çünkü...

İstanbul'un fethinden sonra kurulan tüm Bizans hayalleri, Ortodoksluk ve Patrikhane ile bağlantılı olmuştur.
İstanbul'un fethinden sonra kurulan tüm Bizans hayalleri, Ortodoksluk ve Patrikhane ile bağlantılı olmuştur.

• Osmanlı’da patrikhaneye ilk kanlı müdahaleyi, Patrik 1. Kiril'i 1638'de idam ettiren 4. Mehmed yapmıştır.

• İkinci idam emri de isyanları desteklemesi üzerine 1657’de Patrik 3. Parthenius'u idam ettiren 4. Mehmed tarafından verilmiştir.

• Üçüncü ve son idam ise 1821'de gerçekleşir. Mora isyanında binlerce masumun ölümüne sebep olan Patrik 5. Grigorios, patrikhanenin ana kapısı önünde idam edilir.

Molla Zeyrek Camii
Molla Zeyrek Camii

• Sultan 2. Abdulhamid devrinde ise Fener Rum Patrikhanesi’nde görülen davalardaki kanunlara "Bizans Kanunu" ismi koyulmuş, durumu fark eden Abdulhamid Han bir ferman ile bu kanunu yasaklamıştır.

Nutuk’ta Mustafa Kemal Paşa da Fener Rum Patrikhanesi'nin Milli Mücadeleye karşı bir silah deposu gibi kullanıldığını dile getirmektedir. İsmet İnönü ise 10 Ocak 1923'te yaptığı bir açıklamada; Patrikhane'nin tüm siyasi faaliyetlerine son vermek kaydı ile İstanbul'da kaldığını ve sadece ruhânî alanda faaliyet göstereceğini söylemektedir.

Nutuk’ta Mustafa Kemal Paşa da Fener Rum Patrikhanesi'nin Milli Mücadeleye karşı bir silah deposu gibi kullanıldığını dile getirmektedir.
Nutuk’ta Mustafa Kemal Paşa da Fener Rum Patrikhanesi'nin Milli Mücadeleye karşı bir silah deposu gibi kullanıldığını dile getirmektedir.

Patrikhane siyasi faaliyetlerinden vazgeçmeyi kabul etmeseydi Aynoroz Adası'na nakledilecekti... Siyasi faaliyetlere karışmayacaklarını taahhüt etmelerine rağmen patrikhane, cumhuriyet tarihi boyunca hem dışarıda hem içeride siyasilerle yakın temas hâalinde olmuştur. Bunun son örneği, Kasım 2020'de ABD Dışişleri Bakanı Pompoeo'nun Türkiye'ye sadece patrik ile görüşmek için gelmesidir.

Ayasofya'yı nasıl müze yaptılar?

Eşref Edip, Sebilürreşat'ın 125'ci sayısında Ayasofya'nın Bizans lobisi tarafından nasıl müzeye çevrildiğini detaylı şekilde aktarmaktadır. Ayasofya’nın müzeye çevrilme kararı, Sofya’daki Bizans Kongresi’nde alınmıştır. Hatta CHP'den de bir milletvekili kongreye murahhas olarak gönderilmiştir. Bu vekil kongre kararlarını Ankara'ya bildirmiş ve daha sonra Ayasofya camilikten çıkartılarak müze yapılmıştır.

İstanbul’un ulu camisi Ayasofya, devlet ricalinin cuma ve bayram namazlarını kıldığı yer artık tutsaktır.
İstanbul’un ulu camisi Ayasofya, devlet ricalinin cuma ve bayram namazlarını kıldığı yer artık tutsaktır.

Tarih 24 Kasım 1934'ü gösterdiğinde ise Bakanlar Kurulu kararı çıkar. İstanbul’un ulu camisi Ayasofya, devlet ricalinin cuma ve bayram namazlarını kıldığı yer artık tutsaktır. Ayasofya'nın restorasyonu ve müzeye çevrilmesinde bir isim bilhassa dikkat çeker: Thomas Whittemore. Amerikan Bizans Enstitüsü Müdürü Whittemore'un Mustafa Kemal Paşa ile yaptığı görüşmeler ve mektuplaşmalar bugün hâlâ gizemini koruyor. Ayasofya'nın şifrelerinin çözülmesi için Whittemore'un Paşa ile yazışmalarının olduğu, Harvard Üniversitesi'ndeki Dumbarton Oaks Nadir Eserler Koleksiyonu'nun açılması gerekiyor...

Selatin camiler tehdit altında

Bizans lobisi tarafından hazırlanan byzantium1200.com sitesinde camisiz bir İstanbul hayal ediliyor. Daha da korkuncu ise bu hayali destekler nitelikte vakaların yaşanması. İnanması güç ama son 20 yılda İstanbul'daki birçok selatin caminin zemininde kaymalar meydana geldi. Âdeta selatin camiler büyük bir depremde yıkılmak için hazırlanıyor.

• İstanbul fay hattının tam üzerinde bulunan Fatih Camii’nde 2002 yılında başlayan sondaj çalışmalarında, caminin zeminine 21 sondaj kuyusu açıldı. Açılan kuyular ile zemine tonlarca beton döküldü. Sonra ise betonlar şişme yaptı ve cami 2008’de tadilata alındı. Restorasyon 6-7 yıl sürdü. Ayrıca caminin bu süreçte 6 cm kaydığı tespit edildi.

Ayasofya'nın restorasyonu ve müzeye çevrilmesinde bir isim bilhassa dikkat çeker: Thomas Whittemore.
Ayasofya'nın restorasyonu ve müzeye çevrilmesinde bir isim bilhassa dikkat çeker: Thomas Whittemore.

• Topkapı Sarayı’nın bulunduğu İstanbul’un bir numaralı tepesinde de Marmaray ve Avrasya Tüneli projeleri sonucunda kaymalar meydana geldi. Zeminin kaymasıyla Topkapı Sarayı'nda çatlaklar oluştu. 2016’da sarayın önündeki “Setüstü Çay Ocağı” çökmüş ve 2 kişi ölmüştü.

• Yine birinci tepede bulunan Sultanahmet Camii'nde de büyük hasarlar oluştu. Topkapı Sarayı’ndaki göçük ve kaymaların ardından Hürriyet gazetesine demeç veren İTÜ Mimarlık Fakültesi’nden Prof. Dr. Feridun Çılı ise şu ilginç ifadeleri kullandı: “Kesin olarak altta bulunan bir Bizans ya da Roma yapısının bir hacminin üstü göçmüştür. Saray eski kalıntıların üstünde yükseliyor. Hazine’deki çatlamaların sebebi de zeminin altındaki kalıntılar. Orada sondaj yapılamamasının sebebi, alttaki arkeolojik katmanlara zarar vermemekti." Bu sözlerle Çılı, Bizans kalıntıları için Topkapı Sarayı'nın korunmadığını itiraf etti.

  • • Zemini ile oynanılan diğer bir camii ise Süleymaniye. Haliç Metro tünelinin yapımı sırasında atılan patlayıcılar, Süleymaniye Camii’nin zemininde kaymalara sebep oldu. Üstelik metronun, Süleymaniye’nin istinat duvarları üzerinden geçirilmesi de caminin yıkılma tehlikesini her geçen gün arttırıyor...

Pontus soykırım yalanı

Bizans hayali kuranların bir planı da "Pontus Soykırım Yalanı" ile Türkiye'yi uluslararası kamuoyunda sıkıştırmak. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki Ermeni ve Rum diasporalarının Türkiye aleyhindeki ittifakları bugün de devam ediyor. Son 5 senedir Rum diasporası, Ermeni diasporasının da desteğini alarak uydurma bir soykırım iddiasında bulunuyor. Sözde soykırıma zemin hazırlamak için bir de kitap yayınlayan Tamer Çilingir, yazdığı "Pontus Gerçeği" kitabı ile ütopik bir projeyi pazarlamaya çalışıyor.

Rum diasporası Yunanistan, Ermenistan, Güney Kıbrıs, Fransa ve Almanya olmak üzere birçok ülkede yıllardır çeşitli eylemler düzenliyor, yürüyüşler yapıyor. Türkiye diplomatik ve akademik olarak bu eylemlerin cevabını vermezse yakında "Ermeni Soykırım" yalanında olduğu gibi uluslararası yaptırım ve toprak talepleri ile karşı karşıya kalabilir.

Venedik tüzüğü revize edilmeli

Bizans lobisinin İstanbul'daki İslam eserlerinin yok edilmesi konusunda en büyük yasal dayanağı Venedik Tüzüğü. Bu metin, tarihî yapıların korunması ve restorasyonu hakkındaki uluslararası kanunları belirleyen tüzük olarak biliniyor. 16 maddelik tüzük, Mayıs 1964’te Venedik Kongresi'nde kabul edildi. Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi ICOMOS'un kurulmasından sonra da 1968'de Türkiye'de GEEAYK tarafından kabul edildi ve Vakıflar Dergisi'nde yayınlanarak resmiyet kazandı. Fakat tüzüğün 11. maddesi hem Türkiye hem de diğer Müslüman ülkeler için büyük bir tehlike arz ediyor. 11. maddeye göre bir tarihi eser yıkılıp altından başka bir tarihi eser çıktığında, hangisinin yapılacağına ICOMOS karar veriyor.

Allah muafaza bir depremde Fatih Camii yıkılırsa ICOMOS kalıntılardan çıkan Havariyyun Kilisesi'nin iki sütununu delil göstererek cami yerine kiliseyi inşa ettirebilir.
Allah muafaza bir depremde Fatih Camii yıkılırsa ICOMOS kalıntılardan çıkan Havariyyun Kilisesi'nin iki sütununu delil göstererek cami yerine kiliseyi inşa ettirebilir.

Allah muafaza bir depremde Fatih Camii yıkılırsa ICOMOS kalıntılardan çıkan Havariyyun Kilisesi'nin iki sütununu delil göstererek cami yerine kiliseyi inşa ettirebilir. Bunun en iyi bilinen örneği ise Saraçhane Parkı'nın arkasında bulunan Karagöz Mescidi. Menderes'in yol genişletme çalışması gerekçesiyle yıktırdığı mescidin altından kilise kalıntıları çıkınca yol yapımından vazgeçiliyor. Bugün hâlâ tel örgülülerle çevrili alanda Hagios Polieuktos Kilisesi'nin kalıntıları yer alıyor. Yetkililerin, Venedik Tüzüğü'nü tekrar gözden geçirerek millî eserleri bu tehlikeden kurtarması gerekiyor.

Fatih'te neler oluyor?

Tüm uluslararası entrika ve planlara rağmen İstanbul'a en büyük saldırı yine içeriden yapılıyor. Fetihle müjdelenen belde İstanbul yani bugünkü Fatih, gün gün elimizden kayıyor. Onlarca senedir her tarafı saran kafeler, butik oteller, iddia ve ganyan bayileri mahalle hayatını bitirmek üzere. Âdeta eski İstanbul insansızlaşıyor. 1960'larda 150 bin olan Eminönü nüfusu bugün kâğıt üzerinde 32 bin olmasına rağmen realitede 20 bini geçmiyor. Gündüz milyonlarca insanın alışveriş yaptığı mahalleler, akşam hayalet şehirleri andırıyor. Bir dönem payitahtın kalbi olan Eminönü'ndeki Sarıdemir Mahallesi'nde bugün muhtar Mustafa Turgut ile birlikte sadece 14 kişi ikamet ediyor.

 Şimdi ise sırada Fener, Balat ve Ayvansaray hattı var. Haliç kıyısına yapılan tramvay hattı ile birlikte ulaşımı daha da kolaylaşan bölge kafe ve butik otellerin istilası altında.
Şimdi ise sırada Fener, Balat ve Ayvansaray hattı var. Haliç kıyısına yapılan tramvay hattı ile birlikte ulaşımı daha da kolaylaşan bölge kafe ve butik otellerin istilası altında.

Sultanahmet, Süleymaniye, Eminönü gibi bölgeler turizm ve eğlence sektörünün istilasıyla ruhunu kaybetti. Şimdi ise sırada Fener, Balat ve Ayvansaray hattı var. Haliç kıyısına yapılan tramvay hattı ile birlikte ulaşımı daha da kolaylaşan bölge kafe ve butik otellerin istilası altında. Mahalle halkı ise hem artan kiralar hem de aile yapılarının bozulmasını istemediğinden farklı ilçelere göç ediyorlar. Fatih için özel bir acil eylem planı gerekiyor. Aksi durumda elimizde şehir değil Fatih'ten kalma turistik bir açık hava müzesi kalacak.