Dilimizin genleriyle oynandı!

Genleriyle oynanmış gıdalardan kaçınıyoruz, neden? Beden sağlığımızı korumak için! Kanser başta olmak üzeri hastalıklara yakalanmamak için. Zihin sağlımız için de genleriye oynanmış dil unsurlarından uzak durmamız gerekiyor
Genleriyle oynanmış gıdalardan kaçınıyoruz, neden? Beden sağlığımızı korumak için! Kanser başta olmak üzeri hastalıklara yakalanmamak için. Zihin sağlımız için de genleriye oynanmış dil unsurlarından uzak durmamız gerekiyor

Sahih Türkçeye dönmek zorundayız! Dilimiz bir taraftan yabancı dillerin istilasına mâruz kalmıştır, diğer taraftan GDO’lu uydurma bir dilin. İkisinden de kurtulamazsak, Türkçe iflah olmaz. Sadece günlük konuşma diliyle sınırlı mahallî bir dil hâle gelir!

İnsanlığın başı genleri ile oynanmış gıda maddeleri ile dertte…

“Gen mühendisliği” diye bir şey var ve yapılan iş çok tüketilen gıda maddelerinin genleri ile oynamak. Buğday, domates, mısır… En çok genleri ile oynanan temel gıda maddeleri. Böyle geniyle oynanmış ürünlere “GDO’lu” deniyor. Yani “genetiği değiştirilmiş organizma!”

  • Bir canlı varlığın genetik özelliklerinin laboratuvar ortamında değiştirilmesi ile görünüşü değişmese bile özü değişiyor; domates domatese benzediği, hatta renk ve şekil olarak mükemmel göründüğü halde, gerçek domates olmaktan çıkıyor ve bilinen tadını, lezzetini kaybediyor… Bu tarz bir müdahalede genetik yapıya bitki, bakteri, virüs vb. herhangi bir başka canlıdan alınan gen veya genler aktarılıyor.

Bu neden yapılıyor?

Kendi iddialarına göre (gizledikleri gerçek daha farklı olsa da) daha bol ve dayanıklı ürün elde etmek ve sonuçta daha fazla kâr sağlamak!

“Bunda ne mahzur var”, denilebilir. İnsanlar böylece gıda maddelerine daha ucuza ulaşabiliyor. Söylenen şu: “Mesele lezzetse, ondan da fedakârlık ediverelim…” Makul görünüyor değil mi?

Kazın ayağı öyle değil!

İnsan bünyesi GDO’lu ürünleri hazmedemiyor; parçalayamıyor, plastik maddelerin toprakta veya suda parçalanamaması gibi. Alerjik hastalıkları olanlar üzerinde öldürücü tesir meydana getiriyor, insanların hormon sistemini bozuyor. Hatta GDO'lu ürünlerle beslenen insan ve hayvanların birkaç nesil sonra tümüyle kısırlaştığı iddia ediliyor…

Bu kadar mı?

Bazı hayvanlar üzerindeki olumsuz tesiri ekosistemi bozuyor. Rüzgârın savurması ile tabiî türlere karışarak biyolojik çeşitliliğe zarar veriyor, ciddi çevre problemlerine sebep oluyor.

Ezcümle, GDO ziraatı bütün canlıları etkileyen ciddi hasarlara yol açıyor…

Midemiz, barsaklarımız…sindirim ve boşaltım sistemimiz GDO’dan önce ne halde idi, sonra ne hale geldi?

Kanser neden bu kadar yaygınlaştı?

  • Bu yüksek maliyet, insanların GDO’lu ürünlerden kaçmasına yol açıyor. Birçok ülkede, hükümetlere, insan sağlığını korumak için baskı yapılıyor. Türkiye de GDO’dan kaçmaya çalışıyor, GDO’lu tohumlar ülkemizde yasak. Yurt dışından ithal edilen tohumlar yoluyla GDO’lü ürünler yetişiyor ve soframıza biz farkında olmadan geliyor…

Ziraat, batı dillerinde “culture, agriculture”! Onlar ziraatin genleriyle oynuyorlar, biz “kültür”ün!

Bir cümle ile, gıda maddelerinin genleriyle oynamak, gerçekte insan sağlığı ile oynamaktır!

Devrimcilik: Bebeği anneden koparmak

Ziraatte oynanan oyun, bütün insanlara şâmil. Kültürde ise ülkelere göre değişen uygulamalar var. Kültürel genlerle oynamak…Kültür kodlarını değişmeye zorlamak… Bu Türkiye’de “devrim/inkılap” iddiasıyla, milliyetçilik şurubuna karıştırılarak yapılmıştır. Kültürümüzün genleriyle oynanması resmen övülmüştür, inkılap tarihi dersleri sürdükçe de övülecektir. Dil devrimi, dilimizin genetiğine sert bir müdahaledir. Bu müdahale boşuna yapılmamıştır. Türkçe tabiî seyrinden çıkarılarak bir medeniyet değiştirme hamlesine girişilmiştir.

Tabiî Türkçe, Yahya Kemal’in “ağzımda annemin sütü” dediği dilimiz, tamamıyla iptal edilerek sentetik bir dil meydana getirilmek istenmiştir. (Bir ara çocuk doktorları bebekler için anne sütünün değil de vitaminler, mineraller ihtiva eden mama karışımlarının faydalı olduğunu iddia etmişlerdi.)

İşte “devrimcilik” buna denir! İnsanı tabiatından, fıtratından uzaklaştırmak! Çocuğu anneden koparmak!

Ana dilinizi annenizden alıyorsunuz, birtakım ilgili-ilgisiz kişilerin tasarrufuna veriyorsunuz. Onlar da her türlü hile karıştırarak sentetik bir dil yapıyorlar!

Dile müdahale çok kapsamlı tutulmuş, 1932-1936 arasında insanlar normal olarak konuşamaz, yazamaz hale getirilmiştir. Dört yıllık tecrübeden sonra görülmüştür ki, dilin kökten değiştirilmesi mümkün değildir, normalleşme yoluna girilmiştir. Bu Ebedî Şef’in ölümüyle son bulmuş, Millî Şef İsmet Paşa yeni bir dil devrimi projesini uygulamaya sokmuştur. Kurumların isimlerini değiştirmek, çeşitli ilim dalları ile ilgili uydurma bir terminoloji oluşturmak, onun döneminde devlet siyaseti haline getirilmiş ve bu dil öğretim sisteminde mecburî hale sokulmuştur.

Bürokraside CHP zihniyeti

Demokrat Parti iktidarında dil devriminin zararları önlenmeye çalışılmışsa da bürokrasi CHP zihniyetine teslim edildiği için sonuç alınamamıştır. Diyebiliriz ki, CHP iktidarı 1950’de kaybetmiş olmasına rağmen, bürokraside hakimiyetini sürdürmekte ve akademide tahakkümü devam etmektedir. Bu yüzden dil devrimi bütün “sağ” iktidar dönemlerinde alttan alta hükmünü yürütmektedir. Devlet eliyle bir taraftan uydurma kelimeler öğretim sistemi ile, kanun, yönetmelik gibi mevzuatla yerleştirilmekte, diğer taraftan aynı mekanizma çok sayıda yabancı kelimenin dilimize yerleşmesini sağlamaktadır.

İşte felsefe ve mantık alanında GDO’lu kelimelerden bir kısmı:

  • Algı (idrak), anlak (zihin), anlakçılık (zihniye, entelektüalizm), aşkın (transandantal, müteal), bilimtay (akademi), bulunç (vicdan), çatışkı (antinomi, tesavi-i nâkızeyn), deyi (logos), duyum (ihsas), düzeltim (reform, ıslah), erek (gâye), eytişim (diyalektik, cedel), görüngü (vak’a, hâdise, fenomen), içkin (mündemiç, indimacî), imge (hayal, tasavvur), imgelem (muhayyile ve tahayyül), inaksal (dogmatik), inan (iman), kamutanrıcılık, tümtanrıcılık (panteizm, vücudiye), önsel (apriori, evveli, kablî), özdek (madde), pekin (metin, katı), sağın (sahih, doğru), saltık (mutlak), sonsal (aposteriori), tasım (kıyas), tin (ruh), töz (cevher), us (akıl), usçu (akılcı), ussal (aklî), uylaşım (?), uzam (mekân), vargı (sonuç, netice).

Bazı kelimelere karşılık bulunamamış, irade gibi. İyi ki bulunamamış!

Helâl dil talebini yükseltmeli

Dil devrimi ile paralel olarak tıp ve fen bilimlerinde Latince terminoloji hâkim kılınırken, sosyal bilimler alanında uydurma kelimeler dayatılmıştır.

Dile müdahale Türkçenin genetiği ile oynamaktan başka bir şey değildir. Bugün akademide kullanılan dil, GDO’lu bir dildir. Türkiye’de akademi bu ve benzer kelimelerle felsefe yaptığını, düşündüğünü sanmaktadır. Türkçenin özüne, ruhuna aykırı, sentetik kelimelerle yapılan iş “felsefe zaten anlaşılmaz” denilerek makulleştirilmeye çalışılmaktadır.

GDO’lu dil zihnimizin işleyişini sekteye uğratıyor, dimağımızın ayarlarını bozuyor!

Halis olmayan gıda helâl olmaktan çıkar; helâl gıda talebi gibi, helâl dil talebini yükseltmeliyiz!

Genleriyle oynanmış gıdalardan kaçınıyoruz, neden? Beden sağlığımızı korumak için! Kanser başta olmak üzeri hastalıklara yakalanmamak için.

  • Zihin sağlımız için de genleriye oynanmış dil unsurlarından uzak durmamız gerekiyor

Sahih Türkçeye dönmek zorundayız! Dilimiz bir taraftan yabancı dillerin istilasına mâruz kalmıştır, diğer taraftan GDO’lu uydurma bir dilin. İkisinden de kurtulamazsak, Türkçe iflah olmaz. Sadece günlük konuşma diliyle sınırlı mahallî bir dil hâle gelir!