Diriliş Piri

Sezai Karakoç; çamur deryalarına meydan okudu, üzerine bir damla çamur sıçramadı.
Sezai Karakoç; çamur deryalarına meydan okudu, üzerine bir damla çamur sıçramadı.

Sezai karakoç,Hakk’ın rahmetinekavuştu. Dar-ı bekâyairtihal eyledi. Budünyanın diriliğinitamamlayıp ahiretkapısından öbür dünyanındiriliğine yöneldi, mekândeğiştirdi. Bazı kimseleriçin rüya ile yakaza, ölümile bu dünyada yaşamakarasında çok fark yoktur.Onlar ahireti iyi anlamışlar,dünya- ahiret dengesini iyikurmuşlardır. İdeallerineo kadar bağlanmışlardırki, tıpkı uykudaolmadıkları demlerdekigibi düşüncelerini,problemlerini, çözümlerinirüyalarında devamettirirler. Dünya dirilikleriile ahiret dirilikleribirbirinin tamamlayıcısıdır.

‘Sezai Karakoç ahirete irtihal eyledi’ demek bile onu izah etmeye yetmez. Kendini sürgün bilmişti ve o sürgün bitti. Allah-ü âlem gittiği yeri görür gibiydi.

Hiçbir vakit inzivaya çekilmedi ama dünyalık payelere metelik vermeyen hali en münzevi yaşayandan çok daha belirgindi. Toplumun bütün dertleriyle hemhal oldu, didindi, fikir beyan etti. Çamur deryalarına meydan okudu, üzerine bir damla çamur sıçramadı.

Paraya ve makama meyletmedi

Siyasal bilgiler okudu, maliyede çalıştı, paranın pulun döndüğü yerlerde hizmet etti ama paraya, mülke, makam ve mevkiye itibar etmedi. Makam ve mevki onun nazarında ideal olana hizmet alanıydı. Bunu göremediği yerden usulca geri çekildi. İnsana dair konuştu ve eser verdi. İnsanı, Kur’an ve Sünnet ışığında değerlendirdi. Kur’an ve Hadis-i şerif meallerini slogan hoyratlığında kullanmaktan ziyade onların aydınlığında yürümeyi tercih etti. Fikirlerini o aydınlık yolda derledi. Sonra kendi içine döndü, yaşadığı topluma baktı, çağa baktı, çağın gereklerine baktı, Hak yolun pak esaslarına baktı, teşhis ve tedaviyi öylece beyan etti.

Küfrün galibiyeti yoktur…

Aslolanın mâneviyat olduğunu daima haykırdı. Müslümanların yenilgilerini bağlı bulundukları değerleri anlamamaya; bu değerleri çağın dili ve gerekleriyle anlatamamaya bağladı. “Küfrün galibiyeti yoktur, Müslümanın yenilgisi vardır” diyerek müthiş isabetli bir tespit yaptı.

Allah’ın Kitabı’nı kendi egolarına kalkan edinenlerin Sezai Karakoç’u ve onun Kitab’a bağlılığını anlayabilmeleri mümkün değil. Zira bu bir idrak işidir. Deryanın derinliğine kulaçları yetmeyenlerin kendi zanlarıyla vardığı hükümler ancak hiç mesabesindedir.

Üstad Karakoç kadar İslâm’ın bütünlüğünü anlayan ve bu uğurda mücadele eden insan sayısı azdır.

Fertten topluma, toplumdan ülkeye, ülkeden ümmete, ümmetten bütün insanlığa kapılar açmak için koşturan bir mânâ çilingiridir o.

Üstadın maziye bakışı da vezne tabidir. Kuru bir hamaset olmaksızın söylenecek yerde söyler, durup tazim edilecek yerde ise durur ve tazim eder. İnsanı olduğu gibi kabullenir ve bittabi melek olmadığını bilir. Maziyi buna göre değerlendirir.

Değerler yitirilmişse…

İslam medeniyeti üzerinde bilhassa durur çünkü ona göre aslolan medeniyetimizin değerleridir. Devletimiz bile çökebilir; eğer medeniyetimiz diri ise o devlet yeniden ayağa dikilir. Yok, eğer medeniyetimiz diriliğini yitirmişse devlet de, millet de yaşayan bir cenazeden ibarettir.

Onun nezdinde medeniyetin zirve noktası, örnek alınacak zaman dilimi Asr-ı Saadettir. Diğer devirler ise yaşanmış birer vakıa, birer tecrübedir. Tecrübelerden de faydalanmak gerekir. Emevi, Abbasi, Endülüs, Selçuklu ve Osmanlı... Hepsi kendi devrini yaşamış, bize ciddi tecrübeler bırakıp tarihe intikal etmiştir. Nitekim biz de bugün kendi devrimizi yaşıyor, kendi imtihanımızı veriyoruz.

Putçuluğa karşı direndi

Üstad, Allah’ın dışında hiçbir güce boyun eğmedi, önünde eğilmedi. Kişi putuna, devlet putuna, ırkçılık putuna, ekonomi putuna, siyaset putuna... Putçuluğun her türüne karşı çıkıp direndi.

Onun ideali İslam Birliği idi. Ömürünü buna adadı. Ulus-devlet fikriyatının İslam ümmetine verdiği zararları gördü, ümmetin dirilişi için ardında manifestolar bıraktı.

Bunları yaparken fildişi kuleye kapanmadı. Bu toplumun içinde bulunmaktan, bu toplumun sade bir ferdi olmaktan gocunmadı. Onun İslamcılığı Mehmet Akif’in devamıydı. Mehmet Akif’in bıraktığı yerden bayrağı aldı, ileriye taşıdı. Edebî dehâsını dâvâsına vakfetti. ‘Diriliş Neslinin Amentüsü’nü yazdı. Taha oldu, Hz. Musa ve Hızır aleyhisselam ile hakikat vadilerinde gezindi.

Diriliş Piri toprağa düştü. Şükür ki toprağa ektiği tohumlar yeşermeye başladı. Allah’ın izniyle diriliş sütunları çoğalacak ve Sezai Karakoç’ın özlediği ümmet birliği sağlanacak.

Allah rahmet eylesin. Diriliş idealinin tahakkukunu bizlere de nasip eylesin. Âmin!