Hisarlara taarruz

Rumeli Hisarı’ndan bakılınca çok değil, 40-50 sene önce Beykoz sırlarına tek tük serpilen evler yeşil çayırlar arasında güçlükle seçiliyordu.
Rumeli Hisarı’ndan bakılınca çok değil, 40-50 sene önce Beykoz sırlarına tek tük serpilen evler yeşil çayırlar arasında güçlükle seçiliyordu.

Gür saçları yolunmuş, fakat gıkını çıkaramayan mülayim bir çocuk gibi. Belli ki bir kurtarıcı beklemiş, bir Bayezid belki. Ama nerde! Başına çöreklenen, medeniyetten ve merhametten bî-haber güruhun istilasına boyun eğmiş sonunda.

Yıldırım Bayezid’in Anadolu yakasına vurduğu mühür, Fatih Sultan Mehmed’in tam karşısına inşa ettirdiği Boğazkesen… Karşılıklı iki zümrüt tepenin kucağında, kavuşamayan âşıklar gibi asırlardır bakışırdı Anadolu Hisarı ile Rumeli Hisarı.

Tepeler yerinde duruyor, hisarlar nöbetlerine sadık. Fakat zümrüdi korular devasa beton borulara bıraktı yerini. Rumeli Hisarı’ndan bakılınca çok değil, 40-50 sene önce Beykoz sırlarına tek tük serpilen evler yeşil çayırlar arasında güçlükle seçiliyordu. Bugünse Anadolu Hisarı’na yukarıdan bakan tepe sol yamaçtan başlayıp orta kısma kadar yontulmuş deyiş yerindeyse.

EMANETE SAHİP ÇIKAMADIK

Gür saçları yolunmuş, fakat gıkını çıkaramayan mülayim bir çocuk gibi. Belli ki bir kurtarıcı beklemiş, bir Bayezid belki. Ama nerde! Başına çöreklenen, medeniyetten ve merhametten bî-haber güruhun istilasına boyun eğmiş sonunda. Karşı yakadan bakılınca da durum aynı. Biz mirasyediler ecdat yadigârına sahip çıkamadık hâsılı. Sahip çıkmak ne kelime, düpedüz ihanet denir buna. “Hisarlara gözümüz gibi bakıyoruz ya” diyorsunuz belki. Ya gördükleri? Asırlarca karşı yakada gözlerini okşayan o cennet köşelerden mahrum bırakılmış hisarlar, hâlâ Osmanlı’nın emaneti olan hisarlar mı dersiniz?