Koku, makyaj ve İslam

Koku, makyaj ve İslam.
Koku, makyaj ve İslam.

İslamın eşyaya dair umûmî hükmü ibâha yani serbestliktir. Meğer ki bu serbestliğe halel getiren bir mani olmaya... Bırakın İslâmî hassasiyeti, insânî hassasiyetin bile üç kuruş menfaat karşılığında eğilip büküldüğü günümüzde her şeyden şüphe etmek ve helâl-haram cihetini araştırmak bir Müslümanın boynuna borçtur. Tuzun bile koktuğu zamanlarda yaşıyoruz çünkü.

  • “İyi arkadaşla kötü arkadaş, misk taşıyan kimse ile körük üfüren kimse gibidir. Misk taşıyan ya sana onu ikram eder, ya sen ondan satın alırsın yahut ondan güzel koku duyarsın. Körük üfüren kimse ise ya elbiseni yakar yahut ondan kötü bir koku duyarsın!”
  • Sahih-i Müslim

Kötü kokudan kaçınıp güzel koku kullanmak insanoğlunun fıtratında vardır. İmam Ahmed'in Müsned'i ve Tirmizi mahreçli bir hadiste Allah Resulü (s.a.v.) güzel koku kullanmayı peygamberlerin yapageldiği işlerden biri olarak anmıştır. Bu da beşerin atası Âdem aleyhisselamdan bu yana güzel kokunun insanları cezbettiğini gösterir.Eski Mısır'dan bu yana pek çok medeniyette koku önemli mevkilere açılan bir kapıydı aynı zamanda. Mısır tapınaklarında buhurdanlık ile ilgilenenler sıradan insanlar değil yüksek rütbeli kimselerdi. Mumyalama işlemlerinde çeşitli koku maddeleri kullanılır, iç organları boşaltılan cesetlere kokulu bitkiler konulup yeniden dikilirdi.

Koku bütün bu özellikleriyle aranan bir meta olduğu için doğu-batı ve kuzey-güney rotalarında gidip gelen kervanların taşıdığı önemli ticârî ürünlerin arasındaydı. Eski Ahid, Yusuf Peygamber'i kuyudan çıkarıp satan Arap kervancıların develerinde baharat, pelesenk ve mür yüklü olduğunu söylüyor. Yani tamamen kokuya dayalı bir ticaret bahis konusu. Hindistan'dan gelen baharat yolunun Arap yarımadasının her iki cihetini kullanıp Basra Körfezi üzerinden Suriye ve Anadolu'ya, Kızıldeniz üzerinde ise Mısır'a uzandığını biliyoruz.

Kan yalayanlar

Araplar kokunun sadece ticaretini yapmıyordu, içtimai hayatta da kokunun ehemmiyeti sanılandan daha büyüktü. Kusayy bin Kilab'ın ölümünden sonra Mekke şehrinin liderliği için Abdüddâr ve Abdülmenaf klanları arasında ihtilaf çıkmıştı. Abdüddâr tarafını oluşturan Mahzum, Sehm, Cumah ve Adiyy bin Kaab şefleri bir hayvan keserek kanını bir kabın içine koydular, ellerini bu kaba bandırmak suretiyle yaladılar. Bunlara Ahlaf / Yeminliler denildi.

Araplar kokunun sadece ticaretini yapmıyordu, içtimai hayatta da kokunun ehemmiyeti sanılandan daha büyüktü.
Araplar kokunun sadece ticaretini yapmıyordu, içtimai hayatta da kokunun ehemmiyeti sanılandan daha büyüktü.

Güzel koku sürünenler

Diğer yandan Esed, Zühre, Teym bin Mürre ve Haris bin Fihr şefleri de Abdülmenaf klanını oluşturan Abdüşems, Hâşim, Muttalib ve Nevfel'in yanında yer aldı. Bunlar ise bir kaba güzel koku doldurup ellerini batırdılar, sonra Kâbe duvarına sürmek suretiyle bağlılık yemini ettiler. Bunlara da Mutayyebun / Güzel koku sürenler denildi. Artık savaş kaçınılmazdı. Klanlar arasında kimin kiminle savaşacağına dair kurallar bile belirlenmişti. Fakat son anda uzlaşma sağlandı ve liderlik görevi iki klan arasında paylaşıldı. Fakat bu çekişme hiç unutulmadı, gizliden gizliye rekabet hep devam etti.

Ta ki Hz. Peygamber devrine kadar. Ebu Cehil, Abdüddâr yani kan yalayanların soyundan geliyordu, Hz. Peygamber ise Abdülmenaf yani güzel koku sürenlerin soyundan. Ebu Cehil'in Hz. Peygamber'e muhalefetinin altında işte bu tarihi rekabet yatıyordu.

Hz. Peygamber kötü kokulardan hoşlanmazdı

Bir mutayyebun evladı olarak Hz. Peygamber kötü kokulardan hiç hoşlanmazdı. Soğan ve sarmısak yemiş olanların mescidlere yaklaşmamasını bilhassa tembihlemişti. Sadece mescidlerin değil, evlerin de güzel kokularla bezenmesini ashabına tavsiye etmişti. Güzel kokuya düşkünlüğüyle bilinen Hz. Peygamber, bilhassa toplum içerisine çıkacağı zaman daha da ihtimam gösterirdi. Buhari'de yer alan bir rivayette saçlarında beyazlamış bulunan yirmi civarındaki telin koku sürme alışkanlığı nedeniyle kırmızı renge büründüğü yer almaktadır. Her güzel kokuyu severdi ama misk kokusunu bilhassa tercih ederdi.

Hz. Peygamber'in kendi vücut kokusunun da miske benzer olduğu rivayetlerde mevcuttur. Enes bin Malik tarikiyle gelen rivayete göre Medine sokaklarından geçtiğinde ortalığı onun miske benzer kokusunun sardığı, o nedenle Medine ahalisinin oradan az evvel Hz. Peygamber'in geçmiş olduğunu anladığı ifade edilmektedir.

  • Kadınlar ne zaman koku sürünebilir?
  • “(Yeryüzünde) yapraklı taneler ve hoş kokulu bitkiler vardır.” Rahman:12
  • Her şeyde olduğu gibi Hz. Peygamber koku konusunda da birtakım ölçülere uyulmasını net bir şekilde ortaya koymuştu. Mümin kadınların kendi eşleri dışında başkaları için süslenmesi ve kokular sürünmesini hiç de uygun görmedi. Dikkat çekici bir şekilde ağır kokular sürünen kadınların mescidlere yaklaşmamasını buyurdu. Erkeklerin iz bırakmayan fakat rayihası yayılan, kadınların ise renk veren fakat rayihası çevreye çok yayılmayan kokular sürünmesinin doğru olacağını belirtti.
  • Müslüman her şeyde olduğu gibi koku konusunda da vasat olmalı ve abartıya kaçmamalıdır. Fazlasıyla keskin kokuların cemiyet içerisinde fena kokular gibi rahatsızlık oluşturacağı dikkate alınmalıdır.
  • Koku hakkında ayetler
  • " Kafile (Mısır'dan) ayrılınca, babaları (Yakub aleyhisselam): Eğer bana bunamış demezseniz inanın ben Yusuf'un kokusunu alıyorum! dedi."
  • Yusuf:94
  • "(Yeryüzünde) yapraklı taneler ve hoş kokulu bitkiler vardır."
  • Rahman:12
  • "(O içeceğin) sonu misktir. Yarışanlar işte bunda yarışsın."
  • Mutaffifin:26
  • Koku hakkında hadisler
  • "Bana, (dünyanızdan) koku ve kadın sevdirildi. Gözümün nuru ise namazda kılındı."
  • Nesai, İşretu'n-Nisa
  • "Kime tıyb ikram edilirse onu reddetmesin. Çünkü, o güzel koku verir ve taşıması da kolaydır."
  • Müslim, Elfaz; Ebu Davud, Tereccül; Nesai, Zinet
  • "Sizden birine reyhan sunulduğu takdirde onu reddetmesin, zira o cennetten çıkmadır."
  • Tirmizi, Edeb
  • "Üç şey reddedilmez: Minder, yağ ve koku."
  • Tirmizi, Edeb
  • "Erkeğin tıyb'i (sürünme maddesi) koku neşreder, rengi olmaz. Kadının tıyb'i ise renkli olur, kokusu olmaz."
  • Tirmizi, Edeb; Nesai, Zinet
  • "Resulullah (sav) misk ve anber gibi renksiz koku maddeleri sürünürdü ve derdi ki: "Sürünme maddelerinin en iyisi misktir."
  • Tirmizi, Cenaiz

Makyaj: Modern çağın bir fitnesi

İslamın eşyaya dair umumi hükmü ibâha yani serbestliktir. Meğer ki bu serbestliğe halel getiren bir mânî olmaya... Bırakın İslâmî hassasiyeti, insânî hassasiyetin bile üç kuruş menfaat karşılığında eğilip büküldüğü günümüzde her şeyden şüphe etmek ve helâl-haram cihetini araştırmak bir Müslümanın boynuna borçtur. Tuzun bile koktuğu zamanlarda yaşıyoruz çünkü.

Helâl-haram noktasında araştırma yapmak Allah-u âlem farz-ı kifaye hükmündedir.
Helâl-haram noktasında araştırma yapmak Allah-u âlem farz-ı kifaye hükmündedir.

İmkânı olan vardır, olmayan vardır. Herkes laboratuvar kuracak imkâna sahip olamayacağına göre helâl-haram noktasında araştırma yapmak Allah-u âlem farz-ı kifaye hükmündedir. Hemen derin bir oh çekmeyiniz lütfen, zira farz-ı kifaye hükmünde olup imkânı olanın da yerine getirmediği bir mesuliyetten artık bütün Müslümanlar Allah indinde mesul tutulur ve hüküm farz-ı ayna tebdil olur. Yani sizi, bizi, bütün ümmeti ilzam eden bir mevzuya dönüşür.

Hülâsa, fakiriyle zenginiyle Müslümanlar bugün büyük bir vebal altındadır. Evimize aldığımız ekmekten tutun kullandığımız diş macununa kadar hemen her şey İslam'ın helâl-haram hassasiyetleri dikkate alınmadan üretilmektedir. Ve bunu denetleyecek gerçek bir mekanizma Müslümanlar tarafından şu güne değin tesis edilmemiştir. Sözde var olanlar ise çoğu kez büyük iktisâdî yapıları aklama görevini icra etmektedir.

Modern imalat sanayii maalesef sadece mâmul maddenin revaç görüp görmemesini, yani kazancı önde tutuyor.
Modern imalat sanayii maalesef sadece mâmul maddenin revaç görüp görmemesini, yani kazancı önde tutuyor.

Gelelim makyaj mevzuuna...

Makyajı bir yandan süslenme bahsinde ele almak gerekir ama bir yandan da modern çağın fitnesi olarak sosyolojik bir mahiyet arzettiğini unutmamak icap eder. Süslenme bahsinde ele aldığımızda ise tıpkı koku bahsinde olduğu gibi kadının makyajında da uyulması gereken hususlar bulunmaktadır. Bu hususları beş ana başlıkta toplamak mümkündür.

1. Hadesten taharet

2. Necasetten taharet

3. Teberrüc

4. Aldatma

5. Sağlık

Hadesten taharet:

Hadesten taharet deyince aklımıza abdest ve gusül gelir. Bilindiği üzere abdest ve gusül bazı ibadetler için anahtar hükmündedir. Mesala adest veya gusül almadan namaza duramazsınız. Fakat abdest ve gusülün de kendi içinde farzları mevcuttur. Bu farzlar yerine gelmedikçe abdest ve gusül de sahih sayılmaz. Makyaj, hadesten tahareti engelleyecek mahiyette olmamalı, suyu vücuda nüfuz ettirmeyecek kesafet ve evsafta yapılmamalıdır. Derinin altına su geçirmeyen bütün makyaj malzemeleri hadesten taharet noktasında sıkıntılıdır.

Necasetten taharet:

Modern imalat sanayii maalesef sadece mâmul maddenin revaç görüp görmemesini, yani kazancı önde tutuyor. Oysa mâmul maddenin necis olup olmadığı bir Müslüman için daha önde olmalıdır. Günümüzde insan cenininden, domuzun etinden, yağından, kılından ve sair organlarından üretilmiş pek çok mâmul madde bulunmaktadır. Bunlara farklı adlar takıldığı için veya bu hususta araştırma yapmadığımız için biz bunun böyle olduğunu çoğu kez bilemiyoruz. Makyaj malzemelerinin muhtevasında insana yahut domuza ait ve dahi benzeri türde dinimizce yasak olan maddelerin olup olmadığından emin durumda mıyız? Ne yazık ki değiliz.

Hz. Peygamber bir hadisinde “giyinik çıplaklar” ifadesini kullanarak bu noktaya atıfta bulunmuştur.
Hz. Peygamber bir hadisinde “giyinik çıplaklar” ifadesini kullanarak bu noktaya atıfta bulunmuştur.

Teberrüc:

Teberrüc sadece örtünme hususunu ifade etmez. Hiçbir kadın "Örtünüyorum, mevzu bitmiştir" diyemez. Nitekim Hz. Peygamber bir hadisinde "giyinik çıplaklar" ifadesini kullanarak bu noktaya atıfta bulunmuştur. Kadınların bir şekilde erkeklerin dikkatini çekmek için gayret sarfettikleri her şey teberrüc hükmüne girer.Nitekim Allah-ü Teâlâ Nur Suresi 31. ayette: " وَلَا يَضْرِبْنَ بِاَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْف۪ينَ مِنْ ز۪ينَتِهِنَّۜ / Gizledikleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar" buyurmaktadır. Dolayısıyla erkeklerin dikkatini çekmek için yapılan makyaj da aynı hüküm altındadır

Aldatma:

Makyajın bir diğer sıkıntılı durumu, bilhassa evlilik görüşmeleri esnasında bir kusuru gizleme maksadına matuf yapılmasıdır. Erkeğin gördüğünde hoşnut kalmayacağı bir izi, bir yarayı, bir cilt kusurunu makyajla kapatmaya çalışmak aldatma hükmüne girer. Müslümanları en derinden etkilemesi gereken sözlerden biri, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in " مَنْ غَشَّنَا فَلَيْسَ مِنَّا / Bizi aldatan bizden değildir" hadisi olmalıdır. Aldatma üzerine yani çürük bir temele inşa edilen evlilikten kimseye hayır gelmez.

Maalesef makyaj, modern çağın bir fitnesi olarak İslam ümmetinin kadınlarını ele geçirmiştir.
Maalesef makyaj, modern çağın bir fitnesi olarak İslam ümmetinin kadınlarını ele geçirmiştir.

Sağlık:

Elinizin altında internet mevcut. Makyaj malzemelerinin umumiyetle sağlığa zararlı malzemelerden üretildiği bahsine ulaşmanız yarım dakikanızı bile almayacaktır. Unutmayalım, bu can Allah'ın bizlere verdiği emanettir. Ve her emanetçi, aldığı emaneti sağ salim teslim edip etmediğinin hesabını mutlaka verecektir.

Gelelim sosyolojik cihete yani fitne meselesine...

Malumunuz delilerin olduğu bir köyde akıllı kalmak hiç kolay değildir, zor zanaattır. Bugün maalesef dindar-seküler neredeyse bütün kadınların makyaj yaptığını görüyoruz. Makyaj yapmadan evden dışarıya adım atmayan yok gibi. Seküler kadınların bile en azından sağlık cihetinden meseleyi düşünmeleri gerekirken dindar kadınlara bu bahiste söyleyecek sözümüz kalmıyor. Maalesef makyaj, modern çağın bir fitnesi olarak İslam ümmetinin kadınlarını ele geçirmiştir.

Allah cümlemizi ıslah olanlardan eylesin. Âmin!