20.356 Takipçi

Türkiye'nin tek haftalık haber dergisi Gerçek Hayat, gündemi yakından takip ettiği dosya ve röportajlarıyla her pazartesi okuyucusuyla satış bayilerinin raflarında buluşuyor. Gerçek Hayat, artık sayfalardan dijitale taşıyor... Sayfalara sığmayan yazılar, röportajların perde arkası, interaktif içerikler! Gerçek Hayat artık size daha yakın! Tüm içeriklerden 'ilk haberdar olmak istiyorum' diyenler, Gerçek Hayat GZT'nin sosyal medya hesaplarına davet ediliyor...

“Osman Gazi’ye ‘Ataman’ diyenlerin delilleri yok”

Ataman/Atman noktasında ileri sürülen argümanların, somut delil ve ispatlardan ziyade, görüşler temelinde vücut bulduğunu ve kabul görmediğini de belirtmek isterim.
Ataman/Atman noktasında ileri sürülen argümanların, somut delil ve ispatlardan ziyade, görüşler temelinde vücut bulduğunu ve kabul görmediğini de belirtmek isterim.

Osmanlı tarihçiliğinin en önde gelen isimlerinden olan Halil İnalcık ile saha çalışmalarında bulunmuş Doç. Dr. Uğur Altuğ ile Kronik Yayınları’nda çıkan “Cihan İmparatorluğu’nun Kurucusu Osman Beg” kitabı üzerine konuştuk.

TRT’de yayınlanan dizi sonrası Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna merak arttı. Oysa ilk devre ait kaynaklar sınırlı. Osman Bey’in biyografisini yazmak zor olmadı mı?

Osman Bey
Osman Bey

Evet, “Kuruluş” ve “Kuruluş Osman” dizileri için yapımcılarına, TRT ve ATV’ye teşekkür ederim. Bütün çalışmalar gibi, Osman Beg biyografisinin temelinde de bazı “zor”luklar bulunuyor. Kaynak azlığı sebebiyle kuruluş dönemi üzerine çöken sis perdesi, H. A. Gibbons’un 1916’da ileri sürdüğü asılsız görüşlerle daha da yoğunlaşmıştır. Birtakım araştırmacılar da meseleyi hâlen ilmî gizleme altında ideolojik ve taraflı yargılarla sunma eğiliminde. Maalesef bu tip yaklaşım ve ön kabûller ortamı daha da bulandırarak işi büsbütün zorlaştırmakta. Kaynak sıkıntısı ve bu bulanık ortam, araştırmacıların karşısına ilk etapta çıkan ekstra güçlükler. Ayrıca literatürde döneme ilişkin bazı kavram ve yapıların ıskalanmış ya da günümüz kodlarıyla değerlendirilmiş olması da işin cabası.

  • Son derece titiz ve dikkatli olunması gereken ve her an, her noktasında hata yapma riskinin yüksek, hatta bazen kaçınılmaz olduğu “uzun ince bir yol”… İşin doğası gereği bu yolu yürüyerek değil, adeta emekleyerek katetmek zorundasınız.

Fakat meseleye merak ve tutkuyla bağlanınca, bütün zorluklar bir motivasyon ve tatmin kaynağına dönüşüyor. Osman Beg efsanesini takip işi de, tüm zorluklara rağmen çok keyifli bir süreçti.

Halil İnalcık hocanın yanında uzun müddet bulundunuz. Şimdi araştırmalarınız devam da ediyor. Doğrudan sormak isteriz. Osmanlı Devleti kaç yılında kuruldu?

Halil İnalcık
Halil İnalcık

Kuruluş kavramını, çizgisel bir kesit şeklinde değil de, bir oluşum süreci olarak değerlendirmeliyiz. Bu bağlamda kuruluş, 27 Temmuz 1302’de vuku bulan Bapheus/Koyunhisarı Savaşı’yla büyük ölçüde tamamlanmıştır. Bapheus Savaşı’nı aydınlatan Halil Bey, bir imparatorluk ordusuna karşı kazanılan bu zaferin Osmanlı hanedanının oluşumundaki belirleyici yerini ortaya koymuştur. Bapheus’la birlikte büyük bir prestij ve şöhret kazanan Osman Beg, kendisini büyük bir serbestlik içerisinde hissediyordu. Malûm Osmanlı hanedan esaslı bir yapıdır. Bu zaferin prestiji oğlu Orhan’a itirazsız biçimde beylik yolunu açmak suretiyle, hanedanın oluşumundaki en önemli yapı taşına dönüşmüştür. Çağdaş gözlemci Pachymeres’in aktardığına göre, bu zaferden sonra birçok unsur, şöhreti uzak bölgelere dek yayılan Osman’ın sancağı altına koşuyordu. Artık Osman Beg’in karizması zirveye yükselmişti. Böylece Söğüt’te başlayan kuruluş süreci 1302’de tamamlanmış oluyordu.

Osman Gazi’nin isminin “Ataman, Otman” olduğunu ileri sürenler var. Kitabınızda buna da değinmişsiniz. Aslı var mıdır bunun?

İlginizi çekebilirMikrobu bulan hükümdar şeyhi: Akşemseddin

Evet, ismin aslını da çözümlemeye çalıştık. Bu mesele hali hazırda Osman Beg hakkındaki en popüler tartışmalardan biri olarak görünüyor. İsmin Osman olduğuna ilişkin elde çok ciddi ve somut delillerin, ispatların, mantıksal argümanların ve ilmi paradigmaların olmasına rağmen, bu tartışma kısmen de olsa daha bir müddet devam edecek gibi görünüyor. Bunun sebebi de sanırım meseleye biraz duygusal yaklaşılıyor olması ve işin farklı biçimde okunmak istenmesi. Ataman/Atman noktasında ileri sürülen argümanların, somut delil ve ispatlardan ziyade, görüşler temelinde vücut bulduğunu ve kabul görmediğini de belirtmek isterim.

Osmanlı tarihinin ilk dönemini “kara delik” olarak tanımlayanların maksatları nedir?

Gibbons’un görüşlerini hortlatıp, her daim güncel tutmaktır. İlgili görüşler özetle şöyledir:

  • “Çoban olan Osman ve 400 çadırlık küçük aşireti müşrik Türklerdi ve Müslüman muhitine geldikten sonra İslâmiyet’i kabul ettiler. Civarlarındaki Hıristiyan Rumları da baskıyla Müslümanlığı kabule zorladılar. Ancak 400 kişiyle başlayan teşebbüs 1290’dan 1300’e kadar on sene zarfında, on misli büyüdü ve reislerinin adını alan yeni bir ırk, Osmanlı ırkı meydana çıktı. Bu ırk başlangıcından itibaren hâlis bir Türk ırkı değildi. Müşrik Türkler ve Hıristiyan Rumlar, İslâm dinine girmek suretiyle, bu yeni ırkı beraberce teşkil ettiler…”

Bunlara göre kuruluşa ilişkin ayrıntılı bilgi veren kaynaklar 15. yüzyılda kaleme alınmaya başladıkları ve rüya motifleri gibi kurgular içerdikleri için ciddiye alınamayacağından, bu dönem, içini istedikleri şekilde doldurabilecekleri, bir “kara delik” olarak değerlendirilmelidir.

Böylesi bir topyekûn reddediş ve taraflı yaklaşım, bilimin doğası ve yöntemleriyle asla bağdaşmaz.

Nitekim bu kaynakları reddedenler, iş Osman Beg’i müşrik olarak kurgulamaya gelince yine bu kaynaklardaki rüyalara sıkıca sarılıp çifte standart sergilemekten de geri durmamışlardır. Kısa sürede küresel çapta büyük ve egemen bir yapıya dönüşen devletin kurucuları ve aslî unsurlarının Türk ve Müslüman kimliğine sahip olmaları, dün olduğu gibi bugün de birtakım çevreleri rahatsız etmektedir. “Kara delik” tanımının altında da işte bu rahatsızlık yatmaktadır.

Osman Bey vefat ettiğinde nasıl bir beylik ve miras bırakmıştır?

Osman Gazi Türbesi
Osman Gazi Türbesi

Sınırları Eskişehir ile Marmara denizi arasındaki geniş bölgeyi kapsayan müesses bir yapı… Takip ettiği fetih, iskân ve nüfus politikalarıyla, oluşumunu egemen bir yapıya dönüştürmüştü. Vefat ettiğinde, Bizans Bithinia’sı büyük ölçüde Osman Beg’in ellerindeydi. Bütün hinterlandı gazilerin kontrolü altında bulunan Bursa ve İznik ise uzun süredir abluka altındaydı. Ortaçağ devletinin temel kurumları olan “saray”, “gulâm”, “timâr” ve “vakıf” teşkilatlarının Osmanlı’daki temelleri Osman Beg tarafından atılmış ve devlet oluşumu bu yapılar üzerinde yükselmeye başlamıştı.

Uğur Altuğ'un "Osman Beg" kitabı
Uğur Altuğ'un "Osman Beg" kitabı

Osman’ın beyliği idarî, siyasî, askerî, malî, sosyo-ekonomik, demografik ve hukukî süreçler temelinde örgütlü bir devlet şeklinde temayüz etmiştir. Bu yapılanma, gelişmiş bir bürokrasi aygıtı çerçevesinde organize edilmiş ve oldukça zengin ve mahir bir kadro vücuda getirilmişti. Bütün Osmanlı yapılarını karakterize eden, adalet, istimâlet, fetih, iskân gibi başat dinamiklerin temellerini de bizzat Osman Beg kurmuştur.

Uğur Altuğ Kimdir

Kırıkkale Üniveristesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. Gazi Üniversitesi Yeniçağ Tarihi anabilim Dalı’nda yüksek lisansını tamamlayan Altuğ, doktorasını Halil İnalcık’ın danışmanlığında yaptı. 2017’de doçent oldu. Hâlen Osmanlı kuruluş ve yükselme dönemleri, Osmanlı Balkanları, askerî ve idarî kurumlar, sosyal ve ekonomik tarih üzerinde çalışmalar yapmaktadır.

İLGİLİ HABERLER