Bir hafta beş film eder...

Kasım 1. hafta
Kasım 1. hafta

Film izlemeyi çok seviyorsunuz ama hangi filmi izleyeceğinizi seçerken zorluk mu çekiyorsunuz? Film seçme konusunda artık kararsız kalmayacaksınız çünkü biz her hafta sizin için bir liste oluşturmaya devam ediyoruz.

İşte Kasım ayının ilk haftası için sizlere oluşturduğumuz beş filmlik listemiz.

Good Bye Lenin!
Yönetmen: Wolfgang BeckerBazı filmler başlar başlamaz izleyiciyi müziğiyle içine çeker… Nasıl bir film ile karşı karşıya olduğunuzu düşünürken, birden kulağınıza sıcak bir yaz akşamında esen meltem tadındaki ezgilere kendinizi kapılmış halde bulursunuz. Film haricindeki bir hayatı düşünmenize imkan bırakmadan, o dünyaya müdahale edemeyen ama içine düştüğünüz durumdan en çok etkilenen karakter oluverirsiniz… Hele bu film, sizi bir noktanızdan yakalayarak insanlığa dair olguları izletiyorsa, o dünyadan çıkmadan süregelen olayları takip etmeniz engellenemezdir. Good Bye Lennin! de tam olarak böyle bir film. Daha sekansıyla beraber sizi yakalayıp içine çeken, unutamayacağınız bir başyapıt. Berlin duvarının yıkılma hadisesinin sadece siyasi bir vaka olmadığını, aynı zamanda sosyolojik olarak da ne derecede önem arz ettiğini, izlediğimiz film boyunca gözler önüne seriyor. Film boyunca Yann Tiersen’in notlarına vurgu yapılması, izleyiciyi gerçeklik içinde kavurup o zamanların bir öğesi haline getiriyor. Doğu Almanya yıkılmadan sekiz ay önce kalp krizi geçiren ve bu süreyi komada geçiren anne, dışarda değişen dünyadan habersizdir. Doktorlar en ufak bir şokun bile annenin hayatını riske edebileceğini söylerler. Tüm bunların üzerine oğlu, annesi için yapay bir dünya oluştur ve annesini bu tehlikeden korumaya çalışır. Doğu Almanya’nın yıkılması ile sosyalizme inanan insanların düştüğü boşluğa dikkat çeken bu filmde, yönetmen Wolfgang Becker tarafından dünyadaki birçok politik sistem eleştiri yağmuruna tutulmuştur.
Good Bye Lenin! Yönetmen: Wolfgang BeckerBazı filmler başlar başlamaz izleyiciyi müziğiyle içine çeker… Nasıl bir film ile karşı karşıya olduğunuzu düşünürken, birden kulağınıza sıcak bir yaz akşamında esen meltem tadındaki ezgilere kendinizi kapılmış halde bulursunuz. Film haricindeki bir hayatı düşünmenize imkan bırakmadan, o dünyaya müdahale edemeyen ama içine düştüğünüz durumdan en çok etkilenen karakter oluverirsiniz… Hele bu film, sizi bir noktanızdan yakalayarak insanlığa dair olguları izletiyorsa, o dünyadan çıkmadan süregelen olayları takip etmeniz engellenemezdir. Good Bye Lennin! de tam olarak böyle bir film. Daha sekansıyla beraber sizi yakalayıp içine çeken, unutamayacağınız bir başyapıt. Berlin duvarının yıkılma hadisesinin sadece siyasi bir vaka olmadığını, aynı zamanda sosyolojik olarak da ne derecede önem arz ettiğini, izlediğimiz film boyunca gözler önüne seriyor. Film boyunca Yann Tiersen’in notlarına vurgu yapılması, izleyiciyi gerçeklik içinde kavurup o zamanların bir öğesi haline getiriyor. Doğu Almanya yıkılmadan sekiz ay önce kalp krizi geçiren ve bu süreyi komada geçiren anne, dışarda değişen dünyadan habersizdir. Doktorlar en ufak bir şokun bile annenin hayatını riske edebileceğini söylerler. Tüm bunların üzerine oğlu, annesi için yapay bir dünya oluştur ve annesini bu tehlikeden korumaya çalışır. Doğu Almanya’nın yıkılması ile sosyalizme inanan insanların düştüğü boşluğa dikkat çeken bu filmde, yönetmen Wolfgang Becker tarafından dünyadaki birçok politik sistem eleştiri yağmuruna tutulmuştur.
Dogville
Yönetmen: Lars Von Trierİnsan iyi midir yoksa kötü müdür? Yaşam hakkı elinden alınacak kadar büyük bir kötülük yapabilir mi? En aşağılık şeyleri yapan insanların, en iyi olarak gördüğümüz insanlar olma ihtimali var mı? İyinin tarafında olup kötülükle savaşırken kötülük yapmak doğru mudur veya kötülük yapmadan kötülükle savaşılabilir mi, yoksa o çizgi aşılmış ve çoktan kötü olunmuş mudur? Peki ya iyiliğin tarafını seçtiğimizde, kötülerin kazandığı bilindik sonuç kaçınılmaz mıdır? 30’ların Amerika’sında, peşindeki haydutlardan kaçan Grace, Rock dağlarının eteklerindeki bir kasabaya sığınmak zorunda kalır. Kasaba halkı ilk başlarda Grace’e sahip çıkar ancak onun kendileri için de bir tehdit oluşturduğunu fark ettiklerinde, aralarındaki ilişki değişir. Yönetmen Lars Von Trier, sıradışı gösterimiyle, aslında kimsenin tamamen iyi olmadığını, içinde gösterdiğinden daha fazla kötülük barındırdığını anlatarak, izleyicinin film boyunca pollyanna düşmanı bir intikamcı olmasını sağlar.
Dogville Yönetmen: Lars Von Trierİnsan iyi midir yoksa kötü müdür? Yaşam hakkı elinden alınacak kadar büyük bir kötülük yapabilir mi? En aşağılık şeyleri yapan insanların, en iyi olarak gördüğümüz insanlar olma ihtimali var mı? İyinin tarafında olup kötülükle savaşırken kötülük yapmak doğru mudur veya kötülük yapmadan kötülükle savaşılabilir mi, yoksa o çizgi aşılmış ve çoktan kötü olunmuş mudur? Peki ya iyiliğin tarafını seçtiğimizde, kötülerin kazandığı bilindik sonuç kaçınılmaz mıdır? 30’ların Amerika’sında, peşindeki haydutlardan kaçan Grace, Rock dağlarının eteklerindeki bir kasabaya sığınmak zorunda kalır. Kasaba halkı ilk başlarda Grace’e sahip çıkar ancak onun kendileri için de bir tehdit oluşturduğunu fark ettiklerinde, aralarındaki ilişki değişir. Yönetmen Lars Von Trier, sıradışı gösterimiyle, aslında kimsenin tamamen iyi olmadığını, içinde gösterdiğinden daha fazla kötülük barındırdığını anlatarak, izleyicinin film boyunca pollyanna düşmanı bir intikamcı olmasını sağlar.
I’m a Cyborg but That’s OK
Yönetmen: Chan-Wook ParkKendisini bir sayborg yani bir robot sanan, bu sebeple yemek yemeyen ve pille çalıştığını düşünen genç kız Young-Goon ile hastanede kim varsa yeteneğini ele geçirmekle suçlanan ve bu yüzden ‘hırsız’ damgası vurulan Park-il Sun arasında geçen garip ve absürt bir aşkın hikayesi… Hastanedeki bütün hastaların yaşadıkları, sadece kendi taraflarından gösterilerek, sorunların nasıl bir bakış açısıyla ele alındığını da izleyicin gözlerinin önüne koyan, fantastik, romantik, hüzünlü ve oldukça komik bir Chan-Wook Park filmi. Güney Kore sinemasının önemli yönetmenlerinden biri olan Chan-Wook park Oldboy filminin ardından, bu yapımla da bir başka külte imzasını attı. Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı Ödülü’ne aday gösterilen film, bu festivalden Alfred Bauer Ödülü ile ayrılmıştır.
I’m a Cyborg but That’s OK Yönetmen: Chan-Wook ParkKendisini bir sayborg yani bir robot sanan, bu sebeple yemek yemeyen ve pille çalıştığını düşünen genç kız Young-Goon ile hastanede kim varsa yeteneğini ele geçirmekle suçlanan ve bu yüzden ‘hırsız’ damgası vurulan Park-il Sun arasında geçen garip ve absürt bir aşkın hikayesi… Hastanedeki bütün hastaların yaşadıkları, sadece kendi taraflarından gösterilerek, sorunların nasıl bir bakış açısıyla ele alındığını da izleyicin gözlerinin önüne koyan, fantastik, romantik, hüzünlü ve oldukça komik bir Chan-Wook Park filmi. Güney Kore sinemasının önemli yönetmenlerinden biri olan Chan-Wook park Oldboy filminin ardından, bu yapımla da bir başka külte imzasını attı. Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı Ödülü’ne aday gösterilen film, bu festivalden Alfred Bauer Ödülü ile ayrılmıştır.
Force Majeure
Yönetmen: Ruben ÖstlundFransız Alplerin’de kış tatiline giden ailenin, bir çığ düşmesi sonucu zorlu bir hesap kitap işine girişini, eşine zor rastlanır bir senaryo ile anlatan Ruben Östlund, “Turist” isimli filminde izleyicisine ailenin içine yerleşen bireyselliği gösteriyor. Ahlaki sorgulama işinin dibine dibine vuran yönetmen, pek görülmemiş bir anlatım tarzı ve akıllarda yer eden yan karakterlerle derdini seyirciye yavaş yavaş enjekte ediyor. Ailecek yenen bir yemek sırasında, baba üzerlerine gelen bir çığı farkeder. İlk başta “salla babam, ne olur ki?” diye rahat davranır fakat, bu rahatlığın daha sonra gerçekçi bir yaklaşım olmadığını çok acı yollarla tecrübe eder. Burada kastedilen acı, sinek ısırığına çok benzer. Bilirsiniz, sinek ısırdığında acıyı hissetmezsiniz ancak daha sonra gelen kaşıntı insanı süründürür… Bütün ailedeki rol dağılımı kökünden sarsılır ve baba Tomas sorumluluklarını geri kazanmak için çetrefilli bir mücadelenin içine girer.
Force Majeure Yönetmen: Ruben ÖstlundFransız Alplerin’de kış tatiline giden ailenin, bir çığ düşmesi sonucu zorlu bir hesap kitap işine girişini, eşine zor rastlanır bir senaryo ile anlatan Ruben Östlund, “Turist” isimli filminde izleyicisine ailenin içine yerleşen bireyselliği gösteriyor. Ahlaki sorgulama işinin dibine dibine vuran yönetmen, pek görülmemiş bir anlatım tarzı ve akıllarda yer eden yan karakterlerle derdini seyirciye yavaş yavaş enjekte ediyor. Ailecek yenen bir yemek sırasında, baba üzerlerine gelen bir çığı farkeder. İlk başta “salla babam, ne olur ki?” diye rahat davranır fakat, bu rahatlığın daha sonra gerçekçi bir yaklaşım olmadığını çok acı yollarla tecrübe eder. Burada kastedilen acı, sinek ısırığına çok benzer. Bilirsiniz, sinek ısırdığında acıyı hissetmezsiniz ancak daha sonra gelen kaşıntı insanı süründürür… Bütün ailedeki rol dağılımı kökünden sarsılır ve baba Tomas sorumluluklarını geri kazanmak için çetrefilli bir mücadelenin içine girer.
Get Out
Yönetmen: Jordan PeeleGet out, yönetmen Jordan Peele’in hayal gücünün ürünü olan spekülatif bir gerilim filmi. Siyahi bir genç, kız arkadaşın ailesinin evine gitmek için aldığı davete icabet ettiğinde, aslında bambaşka bir amaçla oraya çağırıldığını farkeder. Chris ve sevgilisi Rose’un ilişkisi aileler ile tanışma faslına gelince, Rose sevgilisini, babası Dean ve annesi Missy ile beraber bir hafta sonu tatiline davet eder. Chris ilk başlarda ailenin aşırı uyumlu davranışlarını, kızlarının farklı ırktan olan sevgilisiyle soğukluk yaşamamak için gösterilen endişeli çabalar olarak düşünür. Ancak vakit geçtikçe Chris ailenin davranışlarından nem kapmaya başlar ve sonunda gerçek bir talihsiz serüvenler dizisine dönüşür. Yönetmenliğin yanı sıra senaryosunu da kendi kaleminden çıkartan Jordan Peele, sürükleyici gerilim ve kışkırtıcı bir yorumu da eşit oranda Get Out filminde bir araya getirmeyi başarmış.
Get Out Yönetmen: Jordan PeeleGet out, yönetmen Jordan Peele’in hayal gücünün ürünü olan spekülatif bir gerilim filmi. Siyahi bir genç, kız arkadaşın ailesinin evine gitmek için aldığı davete icabet ettiğinde, aslında bambaşka bir amaçla oraya çağırıldığını farkeder. Chris ve sevgilisi Rose’un ilişkisi aileler ile tanışma faslına gelince, Rose sevgilisini, babası Dean ve annesi Missy ile beraber bir hafta sonu tatiline davet eder. Chris ilk başlarda ailenin aşırı uyumlu davranışlarını, kızlarının farklı ırktan olan sevgilisiyle soğukluk yaşamamak için gösterilen endişeli çabalar olarak düşünür. Ancak vakit geçtikçe Chris ailenin davranışlarından nem kapmaya başlar ve sonunda gerçek bir talihsiz serüvenler dizisine dönüşür. Yönetmenliğin yanı sıra senaryosunu da kendi kaleminden çıkartan Jordan Peele, sürükleyici gerilim ve kışkırtıcı bir yorumu da eşit oranda Get Out filminde bir araya getirmeyi başarmış.