Batılı ülkeler Ayasofya kararının ardından Türkiye'ye yaptırım uygulayabilir mi?

Ayasofya böyle görüntülendi.
Ayasofya böyle görüntülendi.

Danıştay 10. Dairesi, Ayasofya'nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etti. Ayasofya2nın cami olması için önünde bir engel kalmazken Türkiye'ye Batılı ülkeler tarafından herhangi bir baskı olup-olmayacağını ANKASAM Başkanı Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol'a sorduk.

Batı dünyasının Türkiye'ye yaptırım uygulamasının 'çok zor' olduğunu belirten Erol, "Çünkü karşımızda artık yekpare bir Batı yok. Dolayısıyla bugün Batı kendi içindeki krizini daha da derinleştirici bir takım çıkışlar yapabilecek durumda değil" dedi.

Danıştay 10. Dairesi'nin, Ayasofya'nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararının iptal etti.

ANKASAM Başkanı Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol
ANKASAM Başkanı Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol

Kararın ardından Ayasofya'nın cami olarak ibadete açılması için önünde bir engel kalmamış oldu. Özellikle Batılı devletlerin kararın ardından Türkiye üzerinde bir baskı kurabileceği kamuoyunda iddia edildi.

Danıştay 10. Dairesinde, Ayasofya'nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle açılan davanın duruşması 2 Temmuz'da yapılmıştı. Tarafların dinlenilmesinin ardından Danıştay 10. Dairesi Başkanı Yılmaz Akçil, kararın daha sonra açıklanacağını belirterek, duruşmayı sonlandırmıştı.

GZT'nin ulaştığı Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM) Başkanı Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol, konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Ayasofya cami olursa Batı dünyası Türkiye'ye yaptırım uygular mı?

Batı dünyasının Türkiye'ye yaptırım uygulamasının 'çok zor' olduğunu aktaran Mehmet Seyfettin Erol, Batı'nın artık 'yekpare' olmadığını belirterek şöyle konuştu:

  • "Dolayısıyla bugün Batı kendi içindeki krizini daha da derinleştirici bir takım çıkışlar yapabilecek durumda değil. Burada Türkiye açısından bakıldığında özellikle konjonktürün beraberinde getirmiş olduğu fırsatların ya da sonuçların Türkiye'ye böylesi bir imkanı, karar alma sürecini tanıdığını görüyoruz. Zamanlama olarak bakıldığında Türkiye, Batı'nın kendi içerisindeki durumu hem uluslararası konjonktürdeki durumu hem de Türkiye'nin yeni süreçteki belirleyici konumunu göz önünde bulundurarak böyle bir süreci başlattı. Bu karar sürecinde de çok büyük bir ihtimalle Batı'nın nereye kadar tepki vereceğini ya da veremeyeceğini de gördü"

Türkiye'nin dış politikası ve Ayasofya kararı Batı'yı birleştirir mi?

Batı'nın meseleye 'Türkiye'yi kaybetme' noktasında baktığını hatırlatan Erol, "Batı'nın şu an Türkiye'yi kaybetme lüksü yok. Batı ve yükselen doğu arasındaki rekabet içerisinde Türkiye'nin belirleyici bir durumu söz konusu. Böyle bir karar alınırsa Batı bir takım tepkiler ortaya koyabilir ama bu tepkiler hiçbir şekilde Türkiye'yi tamamen kaybetmeye yönelik bir tepki olarak temsil göstermez. Bunu göze alabilecek bir Batı söz konusu değil" dedi.

Ayasofya'yı ziyaret eden turistler böyle görüntülenmişti.
Ayasofya'yı ziyaret eden turistler böyle görüntülenmişti.

Türkiye'ye neden 'yaptırım' uygulanamaz?

Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin güvenliği hususunda nemli bir merkezde olduğunu belirten Mehmet Seyfettin Erol konuya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

"Birincisi Avrupa Birliği açısından böyle bir yaptırım kararına gidilirse; bugün Avrupa'nın güvenliği net bir şekilde Türkiye'den geçiyor. Ne Fransa, ne İtalya ne de bir başkasından. Mülteciler başta olmak üzere bir çok konuda Avrupa Birliği'nin kafası rahat ise ya da büyük güvenlik sorunları yaşamıyorsa bu bölgede Türkiye'nin varlığı ve Avrupa Birliği ve Türkiye arasındaki ilişkilerin devamlılığından kaynaklanıyor. Bunu ortadan kaldırdığınız anda Avrupa açısından ucu açık kocaman belirsiz bir güvenlik sorunu oluşur ki bunu şu an Avrupa Birliği'nin karşılaması mümkün değil"

ABD açısından da konuyu değerlendiren Erol, "ABD, bakıldığı zaman hem Irak merkezli hem Suriye merkezli hem de diğer bölgelerde yürüttüğü birçok politikada ciddi anlamda sıkışmış vaziyette. Bütün gelişmeler yine Amerika açısından Türkiye gibi bir aktörü kaybetmemesi gerektiğini ortaya koymuş durumda. Nitekim ABD'nin Türk-Amerikan ilişkilerindeki bir takım krizlere rağmen krizi belli bir noktada tutması veya bunu kontrollü bir kriz şeklinde devam ettirme eğilimi veya Türkiye-NATO ilişkilerinde bu birlikteliğin devamı ve benzer hususlara bakıldığında aslında burada Türkiye'nin yeni uluslararası sistemin, yeni dünya düzenindeki inşa sürecindeki belirleyici durumu Batı'yı Türkiye'ye yönelik baskılarda sınırlıyor tepkilerde de kökten ya da radikal anlamda darbe vurmayacak, kendi kamuoyunu rahatlatmaya yönelik bir tepki şeklinde olacağı kanaatindeyim" şeklinde konuştu.

"Batı birleştiriciliğini kaybetti"


Suriye, Libya veya benzeri konumlarda Batı'nın yaklaşımlarına bakıldığında Batı'nın yekpare olmadığının göründüğünü ifade eden Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol, "Hem Almanya eksenli hem Avrupa Birliği bağlamında Libya politikasına baktığımızda bugün Fransa'nın Akdeniz ve Libya merkezli politikaları İtalya'nın ve Almanya'nın temkinli yaklaşımı hatta ABD'nin de mesafeli duruşu bu bahsettiğimiz politikalarda Batı'nın ortak bir duruşunun olmadığını, ortak bir çıkar geliştiremediğini kendi içinde de güç mücadelesinde olduğunu görebiliyoruz. Sonuçta Türkiye'yi kaybetmek istemeyecek bunu göze alamayacaklarını söyleyebiliriz" açıklamasında bulundu.

Batılı ülkelerin Türkiye hamlesi nasıl şekilleniyor?

Yeni dünya söylemlerinin ekseninde Türkiye'nin konumu hakkında da konuşan Erol şu görüşlere yer verdi:

  • "Bugün bakıldığında Batı içerisinde de Türkiye'yi kazanmaya yönelik; aynen Rusya, Çin gibi devletlerde olduğu gibi Türkiye ile ilişkilerini düzeltmek yeni dünya düzenini, adını, çerçevesini belirlemeye çalışıyorsa ABD'nin liderlik vasfını kaybetmeye başlamasıyla birlikte Batı içerisindeki aktörler de Türkiye ile bu yeni dünya düzeni içerisinde güçlü bir şekilde yerini almak istiyorlar. Bu ülkelere örnek vermek gerekirse İngiltere, Almanya bu şekilde kendini gösteriyor. Dolayısıyla bu ülkeler açısından da Türkiye 'paylaşılamayan' 'vazgeçilemez' bir aktör konumunda. Türkiye de bunlar arasındaki rekabeti çok net bir şekilde görüyor ve hamlesini de ona göre yapıyor".