Burgazada’da bir koya adı verilmiş kadın: Madam Martha

İstanbul’da yaşayan herkes aslında şehirden şikayetçi… Otobüsü, metrobüsü, trafiği gürültüsü derken haftasonlarınızı bile bazen evde geçirirsiniz. Hele ki şu soğuk havalarda uğrak mekanlarınız yalnızca içinde kaybolduğunuz hem yemeğinizi yediğiniz, alışverişinizi yaptığınız hem de kahvenizi içip muhabbet ettiğiniz alışveriş merkezleri olmuştur. Bence işte tam da bu havalar İstanbul’un yanı başındaki güzellikleri keşfetmeniz gerekiyor, hele ki gürültüden kalabalıktan şikâyet edenler evet sizler! İstanbul’un iki yakasından da ulaşabileceğimiz Adalar’a ne dersiniz? Adalar arasında bulabileceğiniz en tenha ve en doğal ada “Burgazada” ve en güzel, sakin eski adıyla Halikya olan koyu Madam Martha Koyu’nu sizlerle tanıştırmak istedik bu yazımızda. Peki kim bu Madam Martha?

1920 yılında dünyaya gelen Marta Mısır asıllı bir Hıristiyandı. Osmanlı Bankası Müdürü olan babasının tayini üzerine çocuk yaşta İstanbul'a geldi. St. Benoit Lisesi'ni bitirdikten sonra 1921 yılında Sovyet Devrimi'nden kaçarak ilk bale okulunu açan Lydia Krassa Arzumanova'nın öğrencisi oldu ve Türkiye'nin ilk balerinlerinden biri olarak tanındı. Evlenip Burgazada'ya yerleştikten sonra kendisini doğaya ve denize adadı. Marta'nın evi aslında Aya Nikola meydanındaydı ancak vaktinin çoğunu sonradan ismini alan bu koyda eski bir kulübede geçirirdi. Hiç üşenmez tüm koyu kendisi temizlerdi. Yüzmeyi çok seven Marta, yaz kış soğuk suyla yıkanırdı. Denizden topladığı taşlardan çocuklara kolyeler yapardı. Yağmur sularını biriktirir her yağmurdan sonra, “Biraz Allah suyuyla yıkanayım" diyerek evine koşardı. O zamanlar henüz moda bile değilken; uzun saçlarına alından sıkma bandanalar bağlar, tahta bilezikler, kocaman halka küpeler takar, ayak bileğini halhallarla süslerdi. Her akşam rengarenk elbiselerle iskeleye inip eşini karşılardı. Ancak kendisinin bu tarzı, ada sakinleri tarafından dedikodu malzemesi olmuştu. Hatta öyle ki, bu dedikodular onu canından etmiştir…

Bercuhi Berberyan, 'Burgazada Sevgilim…' kitabında onu şöyle anlatır:

“...Deniz onun canıydı… İbadet eder gibi yüzerdi, meditasyon yapar gibi… Çocuğunun doğum sancısı bile denizdeyken gelmiş, bıraksalar suda doğururdu belki de…"



80'lerin başında Marta dedikodulara dayanamayıp intihar etmiştir ve ardında “artık rahat edersiniz" notunu bırakmıştır. Arkasından her ne kadar konuşulsa da aslında onu tanıyanlar çok iyi, yardımsever bir kadın olduğu konusunda hem fikir. Adanın kadınları el birliği ile Marta'nın ruhunu yaşatmak ve onu anlamak için tiyatro ve bir de belgesel yapmışlar.




Şimdilerde ise bu koy kampseverlerin uğrak mekanı haline gelmiştir. Siz de şehrin gürültüsünden kaçıp, gözünüzü denizle açmak istiyorsanız bu gizemli koyu ziyaret edebilirsiniz…