Emekli Tümamiral Gürdeniz: Türkiye Mavi Vatan'ını koruduğu için ABD ve AB'nin hedefinde

Arşiv
Arşiv

'Mavi Vatan' teriminin isim babası Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, Almanya'nın Atina Büyükelçisi Ernst Reichel'in Doğu Akdeniz'de haklarını koruyan Türkiye yönelik "AB Konseyi çok yakında Türkiye'ye sopasını gösterecek" sözlerine tepki gösterdi. Gürdeniz, Türkiye 'Mavi Vatan'ını koruduğu için dış güçlerin Türkiye'ye 100 yıl sonra tekrardan sopa göstermeye çalıştığını belirtti.

Türkiye ve Yunanistan arasında Doğu Akdeniz'de yaşanan gerilimde tansiyonu yükselten açıklamalar yapılmaya devam ediyor.

24-25 Eylül’de AB liderlerinin bir araya geleceği zirve öncesi, bu kez açıklama Almanya’nın Atina Büyükelçisi Ernst Reichel’dan geldi.

Reichel, Türkiye’yle ilgili skandal benzetmeler kullandı. Yunanistan Parlamentosu Avrupa Daimi Komitesi’nde konuşan Reichel, “Karşımızda zor bir komşu var. Bu bir sorun çünkü sadece Türkiye değil başka bir zorlu komşu olan Rusya da var. Türkiye’yi ikna etmek zorundayız. Mesele nasıl ikna edeceğimiz. Bence doğru cevap havuç ve sopa yaklaşımı. AB Konseyi çok yakında Türkiye’ye sopasını gösterecek” diye konuştu.

Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, bu ifadelere karşı Veryansın TV'deki köşe yazısında tepki gösterdi. Gürdeniz, "Emperyalizm 100 yıl sonra tekrar Türk Milletine sopa gösteriyor. Sopa neden gösteriliyor? Türkiye Mavi Vatanını savunduğu için" ifadelerini kullandı.

Cem Gürdeniz
Cem Gürdeniz

İşte Gürdeniz'in yazısından satır başları...

"Mavi Vatan bir başkaldırıdır"

  • Mavi Vatan, ABD ve AB’nin 21. yüzyılda Türkiye’ye Ege ve Akdeniz’de çizdiği sınırlara bir başkaldırıdır. Bir manifestodur. Anadolu’ya sıkıştırılmaya, Ege’den Akdeniz’e çıkışın kapanışına, Akdeniz’de Antalya Körfezi'ne hapsedilmeye bir meydan okumadır. Büyüyen bir bedene dar gelen bir elbiseyi zorla giydirmeye direnmedir. Kafese sokulmaya çalışılan bir aslanın karşı koymasıdır. Son günlerde emperyalizm, yerli işbirlikçileri ile Mavi Vatana saldırı dozunu ve kapsamını artırdı. AB Komisyonu, AB Parlamentosu, Fransa ve ABD’den her seviyede yönetici kadroların Türkiye ve Mavi Vatan karşıtı söylemleri; Başta ABD olmak üzere Türkiye aleyhinde tavsiye sunan Düşünce Kuruluşlarının dokümanlarının çoğalması medyanın vaka-ı adiyane haberleri arasına girdi. Zannediyorlar ki bu meydan okumalar, tehditler ile Türk halkı devletiyle birlikte sindirilecek ve Ege’de Türk milletini kıyılara hapseden; Doğu Akdeniz’de hakkımız olan kıta sahanlığının neredeyse dörtte üçünü çalan Seville Haritasına razı edilecek ve son tahlilde 21. yüzyılda okyanus ve denizlerden koparılarak Anadolu’ya hapsedilmeye rıza gösterecek.

"Mavi Vatan, ABD ve AB’nin 21. yüzyılda Türkiye’ye Ege ve Akdeniz’de çizdiği sınırlara bir başkaldırıdır"
"Mavi Vatan, ABD ve AB’nin 21. yüzyılda Türkiye’ye Ege ve Akdeniz’de çizdiği sınırlara bir başkaldırıdır"

Mavi Vatan'a saldırılar ne zaman başladı?

Mavi Vatan'a emperyalist saldırılar Berlin Duvarı 1989 yılında yıkıldıktan sonra başladı. Türkiye yepyeni bir jeopolitik gerçeklik ile karşı karşıya kalmıştı. Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar, Avrasya coğrafyasında 300 milyona yakın akrabaları ile arasındaki duvar yıkılmış; Karadeniz’de son 50 yıl düşman bellediği eski Varşova Paktı üyesi ülkelerle ortak tarihe sahip olduğunu ve yeni gelecek kurabileceğini anlamıştı. Bu yeni jeopolitik değişim sürecine en hızlı denizciler adapte olmuştu. Zira ufkun ötesini hayal ediyorlardı. Yüzlerce yıllık geleneğe ve en önemlisi donanmasız Anadolu’nun geçmişte maruz kaldığı toprak, can ve onur kayıplarının bilincindeydiler. Emperyalizmin ‘’önce NATO ve ABD’’ söylemine karşı, ulusal çıkarları her şeyin üstünde tutuyorlardı. Donanma, kendi imkânları ile inşa ettiği 38 çıkarma gemisi ile 1974 yılının 20 Temmuz’unda darbeden 120 saat sonra Girne’de kıyıbaşını tutmuş ve tanklarla zırhlı birliklerin adaya akmasını sağlamıştı. Neticede Kıbrıs’ta jeopolitik harita değiştirilmişti. Ulusal savunma sanayiinde 1967 yılında ilk refakat muhribini kızağa koyarak milli gemi hareketinin fitilini ateşlemişlerdi. Soğuk Savaş döneminde Avrupa Atlantik sisteme kayıtsız şartsız itaat dayatan sisteme direnen öncü kuvvet olmuşlardı. Örneğin ağır baskılara rağmen Karadeniz’de NATO tatbikatı icra etmemişlerdi.