Yüzyılın oyuncusu: Marlon Brando

Robert De Niro ve Al Pacino'yu derinden etkileyen Marlon'un etkileyici oyunculuk başarısı

Sinema eleştirmenleri tarafından yüzyılın oyuncusu olarak gösterilen Marlon Brando şüphesiz The Godfather filmiyle bu başarısına ulaştı. Gerçekte Vito Genovese'yi canlandıran Marlon Brando Don Corleone rolüyle üstün başarı gösterdi. The Godfather 1990 yılında Amerika Birleşik Devletleri Kongre Kütüphanesi tarafından "kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli" filmler arasına seçilerek ABD Ulusal Film Arşivi'nde muhafaza edilmesine karar verildi. İşte Marlon Brando'nun başarılarla dolu oyunculuk kariyeri;

                                    Marlon Brando 3 Nisan 1924'de Omaha, Nebraska’da dünyaya geldi. Brando 11 yaşına geldiğinde ailesi çoktan ayrılmıştı. Brando ve diğer iki kardeşini alan annesi Dorothy Julia, Santa Ana, Kaliforniya’ya taşındı.
Marlon Brando 3 Nisan 1924'de Omaha, Nebraska’da dünyaya geldi. Brando 11 yaşına geldiğinde ailesi çoktan ayrılmıştı. Brando ve diğer iki kardeşini alan annesi Dorothy Julia, Santa Ana, Kaliforniya’ya taşındı.

                                    Aile 1937 yılında tekrar bir araya geldi. Marlon Brando, o yaşlarda bile herkesi etkileyebilecek karizmatik yapıya sahipti. Küçük yaşlarda başladığı taklitlerde kullandığı mimikler onun gelecekte başarılı biri olacağının tüyoları gibiydi.
Aile 1937 yılında tekrar bir araya geldi. Marlon Brando, o yaşlarda bile herkesi etkileyebilecek karizmatik yapıya sahipti. Küçük yaşlarda başladığı taklitlerde kullandığı mimikler onun gelecekte başarılı biri olacağının tüyoları gibiydi.

                                    Brando'nun Jocelyn isimli kız kardeşi de taklit konusunda oldukça başarılıydı. Bunun farkına varan Jocelyn  New Yorkta'ki drama okuluna gitti. Jocelyn kısa süre sonra Brodway'deki oyunlarda görünmeyi başardı. Marlon Brando'nun hayatı ise karışık bir şekilde devam ediyordu.16 yaşına geldiğinde Brando, Minesota'daki Shattuk Askeri Akademisine gitti.
Brando'nun Jocelyn isimli kız kardeşi de taklit konusunda oldukça başarılıydı. Bunun farkına varan Jocelyn New Yorkta'ki drama okuluna gitti. Jocelyn kısa süre sonra Brodway'deki oyunlarda görünmeyi başardı. Marlon Brando'nun hayatı ise karışık bir şekilde devam ediyordu.16 yaşına geldiğinde Brando, Minesota'daki Shattuk Askeri Akademisine gitti.

                                    Burada tiyatro derslerinde oldukça başarılı olan Brando kendisinden daha üst rütbeli birine karşılık vermek suçundan, okuldaki davranışlarının incelenmesine karar verildi. Hareketleri gözetlenen Brando aldığı incelemeden pek etkilenmemişti. Brando'nun öğrencileri kararın ağır olduğunu düşünmekteydi. Bunun üzerine okul yönetimi Brando'yu geri çağırdı. Ancak Brando tekrar okula dönmedi.
Burada tiyatro derslerinde oldukça başarılı olan Brando kendisinden daha üst rütbeli birine karşılık vermek suçundan, okuldaki davranışlarının incelenmesine karar verildi. Hareketleri gözetlenen Brando aldığı incelemeden pek etkilenmemişti. Brando'nun öğrencileri kararın ağır olduğunu düşünmekteydi. Bunun üzerine okul yönetimi Brando'yu geri çağırdı. Ancak Brando tekrar okula dönmedi.

                                    Babasının bulduğu bir işte çalışmaya başlayan Brando'nun hayalleri farklıydı. Bunun üzerine New York'taki kız kardeşinin yanına gitmeye karar verdi. Amerikan Profesyonel Tiyatro okulunda Stella Adler'den oyunculuk dersleri almaya başladı. Bu sayede çeşitli oyunlarda da kendine yer bulmayı başardı. Stella’nın Brando ile ilgili anlattığı bir anısında; “ “Bir gün bütün sınıfa tavuk olmalarını söyledim. Bende nükleer bomba oldum ve üzerlerine doğru koşmaya başladım. Bütün sınıf gıdaklayarak koşuşturmaya başladı fakat bir tek Brando sakince sanki yumurtasının üstünde oturuyomuş gibi olduğu yerden kımıldamadı. Bunu neden yaptığını sorduğumda ise bana “Ben tavuğum. Nükleer bombaları bilmem ki.”” Yanıtını verdi.
Babasının bulduğu bir işte çalışmaya başlayan Brando'nun hayalleri farklıydı. Bunun üzerine New York'taki kız kardeşinin yanına gitmeye karar verdi. Amerikan Profesyonel Tiyatro okulunda Stella Adler'den oyunculuk dersleri almaya başladı. Bu sayede çeşitli oyunlarda da kendine yer bulmayı başardı. Stella’nın Brando ile ilgili anlattığı bir anısında; “ “Bir gün bütün sınıfa tavuk olmalarını söyledim. Bende nükleer bomba oldum ve üzerlerine doğru koşmaya başladım. Bütün sınıf gıdaklayarak koşuşturmaya başladı fakat bir tek Brando sakince sanki yumurtasının üstünde oturuyomuş gibi olduğu yerden kımıldamadı. Bunu neden yaptığını sorduğumda ise bana “Ben tavuğum. Nükleer bombaları bilmem ki.”” Yanıtını verdi.

                                    1944 yılında tiyatro oyunculuğuna başladı. Birçok oyunda rol aldıktan sonra 1947 yılında Tennessee Williams'ın "Arzu Tramvayı" oyunundaki serseri bir genç olan 'Stanley Kowalski' tiplemesiyle tüm tiyatro camiasında adını duyurdu. Brodway'de oynadığı oyunlardan biri olan I Remember Mama'da tüm dikkatleri üzerine çekmeyi başardı ve bu sayede 1950 yılında ilk sinema filmi olan The Men adlı filmide başrol için en güçlü aday oldu.
1944 yılında tiyatro oyunculuğuna başladı. Birçok oyunda rol aldıktan sonra 1947 yılında Tennessee Williams'ın "Arzu Tramvayı" oyunundaki serseri bir genç olan 'Stanley Kowalski' tiplemesiyle tüm tiyatro camiasında adını duyurdu. Brodway'de oynadığı oyunlardan biri olan I Remember Mama'da tüm dikkatleri üzerine çekmeyi başardı ve bu sayede 1950 yılında ilk sinema filmi olan The Men adlı filmide başrol için en güçlü aday oldu.

                                    1951 yılında ise Vivien Leigh ile birlikte oynadığı A Streetcar Named Desire adlı filmde ilk kez Oscar'a aday gösterilmeyi başardı. Hızlı gelen bu başarı Brando'nun yıldızını parlatmaya başladı. Hiç ara vermeden Elia Kazan filmi olan Viva Zapata adlı filmde herkesi kendine hayran bırakmayı başaran Brando, bir kez daha Oscar'a aday oldu.1953 yılında gelen Julies Cesar adlı filmde 3.kez Oscar'a aday olan oyuncu heykelciği kazanamadı ama, üst üste gelen bu başarıları sayesinde, çoğu kişinin gözünde dönemin en iyi oyuncusu olduğu konusunda fikir birliğine varmalarını sağlamış oldu. İlk Oscar ödülünü 1954 yapımı Elia Kazan filmi olan On the Waterfront filmiyle aldı.
1951 yılında ise Vivien Leigh ile birlikte oynadığı A Streetcar Named Desire adlı filmde ilk kez Oscar'a aday gösterilmeyi başardı. Hızlı gelen bu başarı Brando'nun yıldızını parlatmaya başladı. Hiç ara vermeden Elia Kazan filmi olan Viva Zapata adlı filmde herkesi kendine hayran bırakmayı başaran Brando, bir kez daha Oscar'a aday oldu.1953 yılında gelen Julies Cesar adlı filmde 3.kez Oscar'a aday olan oyuncu heykelciği kazanamadı ama, üst üste gelen bu başarıları sayesinde, çoğu kişinin gözünde dönemin en iyi oyuncusu olduğu konusunda fikir birliğine varmalarını sağlamış oldu. İlk Oscar ödülünü 1954 yapımı Elia Kazan filmi olan On the Waterfront filmiyle aldı.

                                    1957 yılında çekilen Sayonara adlı filmde bir kez daha Oscar'a aday gösterilen Brando başarılı yapımlara devam ediyordu. Bu filmlerin yanında stüdyoların teklif ettiği yüksek bedelli kontratlara da imza atmaktan geri kalmıyordu.1961 yılında ise ilk ve son kez yönetmenlik denemesi olan One-Eyed Jack filmini çekti. Film her ne kadar başarılı bulunsa da Brando bir daha yönetmenlik koltuğuna geçmedi. Yıllar 1967'yi gösterdiğinde Kahire'den bir uçak İstanbul'a geldi. İçinden sarışın biri ve bir bayan indi. Bu Marlon Brando'ydu. İki gün İstanbul'da kalan Marlon İstanbul'u sevse de gazetecilerin peşini bırakmamasından dolayı şehirden ayrıldı. Uçağa binerken İstanbul'a bir daha gelmek istediğini belirtse de bir daha gelemedi.
1957 yılında çekilen Sayonara adlı filmde bir kez daha Oscar'a aday gösterilen Brando başarılı yapımlara devam ediyordu. Bu filmlerin yanında stüdyoların teklif ettiği yüksek bedelli kontratlara da imza atmaktan geri kalmıyordu.1961 yılında ise ilk ve son kez yönetmenlik denemesi olan One-Eyed Jack filmini çekti. Film her ne kadar başarılı bulunsa da Brando bir daha yönetmenlik koltuğuna geçmedi. Yıllar 1967'yi gösterdiğinde Kahire'den bir uçak İstanbul'a geldi. İçinden sarışın biri ve bir bayan indi. Bu Marlon Brando'ydu. İki gün İstanbul'da kalan Marlon İstanbul'u sevse de gazetecilerin peşini bırakmamasından dolayı şehirden ayrıldı. Uçağa binerken İstanbul'a bir daha gelmek istediğini belirtse de bir daha gelemedi.

                                    1972 yılına gelindiğinde ise Marlon Brando belkide tüm zamanları etkileyen bir performansla izleyici karşısına çıktı. Godfather adlı film için muazzam bir kadro kurmayı başaran yapımcılar ve yönetmen dahil tüm herkesin önüne geçen bir performans sergileyen Marlon Brando, tüm çevrelerce sinema dünyasının da Babası olarak adlandırıldı.
1972 yılına gelindiğinde ise Marlon Brando belkide tüm zamanları etkileyen bir performansla izleyici karşısına çıktı. Godfather adlı film için muazzam bir kadro kurmayı başaran yapımcılar ve yönetmen dahil tüm herkesin önüne geçen bir performans sergileyen Marlon Brando, tüm çevrelerce sinema dünyasının da Babası olarak adlandırıldı.

                                    Bu büyük performansının ödülü olan Oscar'ı kazanması kesindi fakat Marlon Brando, Kızılderili olan oyunculara yeteri kadar ilgi gösterilmemesi konusundaki tepkisini göstermek adına töreni boykot etti ve yerine Kızılderili bir kızı gönderdi.
Bu büyük performansının ödülü olan Oscar'ı kazanması kesindi fakat Marlon Brando, Kızılderili olan oyunculara yeteri kadar ilgi gösterilmemesi konusundaki tepkisini göstermek adına töreni boykot etti ve yerine Kızılderili bir kızı gönderdi.

                                    Marlon Brando Amerika'da Afrikalı ve Kızılderililere uygulanan yanlış politikaları sert bir şekilde eleştiriyordu. Bu yüzden çok düşman kazandı ama bu onun umurunda olmadı.
Marlon Brando Amerika'da Afrikalı ve Kızılderililere uygulanan yanlış politikaları sert bir şekilde eleştiriyordu. Bu yüzden çok düşman kazandı ama bu onun umurunda olmadı.

                                    Filmlerinde kendine has bir tarzı vardı. Bunlardan birkaçı; Repliklerini ezberlemeyi reddederdi küçük kağıtlar kullanırdı. Bir filmde sesinin daha boğucu çıkması için yanaklarına pamuklar doldurdu. The Man (1950) filmindeki Ken Wilcheck rolü için haftalarca tekerlekli sandalyeli gazilerle birlikte oldu.
Filmlerinde kendine has bir tarzı vardı. Bunlardan birkaçı; Repliklerini ezberlemeyi reddederdi küçük kağıtlar kullanırdı. Bir filmde sesinin daha boğucu çıkması için yanaklarına pamuklar doldurdu. The Man (1950) filmindeki Ken Wilcheck rolü için haftalarca tekerlekli sandalyeli gazilerle birlikte oldu.

                                    1973 yılında Bernardo Bertolluci filmi olan Ultimo tango a Parigi filminde de çok üstün bir performans sergileyen Brando'nun bu performansı filmdeki erotik sahnelerin çokluğu nedeniyle göz ardı edildi. 1978 yılındaki Superman filmi için attığı imza ile Hollywood tarihine geçen oyuncu, sadece 2 haftalık çalışma karşılığında tam 3.7 milyon dolar aldı. Ayrıca hasılatında belli bölümünü almak üzere anlaşan Marlon Brando, 2 haftalık çalışma süresinin karşılığını 11.25 milyon dolar alarak bir rekora imza atmış oldu.
1973 yılında Bernardo Bertolluci filmi olan Ultimo tango a Parigi filminde de çok üstün bir performans sergileyen Brando'nun bu performansı filmdeki erotik sahnelerin çokluğu nedeniyle göz ardı edildi. 1978 yılındaki Superman filmi için attığı imza ile Hollywood tarihine geçen oyuncu, sadece 2 haftalık çalışma karşılığında tam 3.7 milyon dolar aldı. Ayrıca hasılatında belli bölümünü almak üzere anlaşan Marlon Brando, 2 haftalık çalışma süresinin karşılığını 11.25 milyon dolar alarak bir rekora imza atmış oldu.

                                    1979 yılında ise tekrar Francis Ford Coppola çalıştı ve Apocalypse Now adlı savaş filminde başrol oynadı. Bu roldeki performansını akademi üyeleri yok saydı. 8 dalda Oscar'a aday gösterilen filmde Brando bir adaylık alamadı.
1979 yılında ise tekrar Francis Ford Coppola çalıştı ve Apocalypse Now adlı savaş filminde başrol oynadı. Bu roldeki performansını akademi üyeleri yok saydı. 8 dalda Oscar'a aday gösterilen filmde Brando bir adaylık alamadı.

                                    Marlon Brando hakkında ne söylenirse söylensin şüphesiz sinema tarihine kazındığı rol The Godfather filmiyle oldu.
Marlon Brando hakkında ne söylenirse söylensin şüphesiz sinema tarihine kazındığı rol The Godfather filmiyle oldu.

                                    IMDB'nin en iyi 250 filmi listesinde ikinci sırada yer alan film. Marlon Brando'nun rolü sayesinde unutulmaz bir film oldu.
IMDB'nin en iyi 250 filmi listesinde ikinci sırada yer alan film. Marlon Brando'nun rolü sayesinde unutulmaz bir film oldu.

                                    Mesleği hakkında hiç de olumlu konuşmayan ama birçok seyirci ve eleştirmen tarafından yüzyılın oyuncusu olarak kabul edilen; "metod oyunculuk" tarzını doruğa ulaştıran bir aktör. Robert De Niro, Al Pacino gibi ustaları derinden etkileyen bir simge olmuştur.
Mesleği hakkında hiç de olumlu konuşmayan ama birçok seyirci ve eleştirmen tarafından yüzyılın oyuncusu olarak kabul edilen; "metod oyunculuk" tarzını doruğa ulaştıran bir aktör. Robert De Niro, Al Pacino gibi ustaları derinden etkileyen bir simge olmuştur.

                                    1980'li yıllara gelindiğinde ise bu kötü yemek yeme alışkanlığı şok diyetlerle alınan kalorileri verememesiyle daha da kötüleşmeye başladı. Ünlü aktörün kilo sorunu nedeniyle kız arkadaşları kendisini birer birer terk etti.
1980'li yıllara gelindiğinde ise bu kötü yemek yeme alışkanlığı şok diyetlerle alınan kalorileri verememesiyle daha da kötüleşmeye başladı. Ünlü aktörün kilo sorunu nedeniyle kız arkadaşları kendisini birer birer terk etti.

                                    80'lerin sonunda 158 kiloya kadar çıkar. Hayatın sonuna kadar şok diyetler ve kötü yemek yeme alışkanlığını sürdüren Marlon Brando 70 kilo kadar vermeyi becerir fakat vücudunun çoğu iç organı zarar gördüğü için sağlık durumu bir türlü iyiye dönemedi. Son filmi ise 2001 yılında Robert De Niro ve Edward Norton ile paylaştığı "The Score" filmiyle oldu. Tıpkı Elvis Presley ve Orson Welles gibi kötü yemek yeme alışkanlığı onu ölüme kadar götürür. 1 Temmuz 2004'te 80 yaşında hayata gözlerini yumdu.
80'lerin sonunda 158 kiloya kadar çıkar. Hayatın sonuna kadar şok diyetler ve kötü yemek yeme alışkanlığını sürdüren Marlon Brando 70 kilo kadar vermeyi becerir fakat vücudunun çoğu iç organı zarar gördüğü için sağlık durumu bir türlü iyiye dönemedi. Son filmi ise 2001 yılında Robert De Niro ve Edward Norton ile paylaştığı "The Score" filmiyle oldu. Tıpkı Elvis Presley ve Orson Welles gibi kötü yemek yeme alışkanlığı onu ölüme kadar götürür. 1 Temmuz 2004'te 80 yaşında hayata gözlerini yumdu.