Araba sevdası bitmez

Araba sevdası bitmez
Araba sevdası bitmez

Samsun’da bir vatandaşın arabasını çok sevdiği için evinin içine yaptığı odaya aldığı, her gün işten gelir gelmez arabasını kontrol ettiği, arabaya hava aldırmak için bazı günler 15-20 dakikalık geziler yaptırdığı haberini görünce, “Araba sevdası her dönemde devam ediyor. Modeller değişiyor ama sevdalar aynı” dedim. Çünkü Samsunlu vatandaşın arabası 1999 model bir Toros’tu ama vatandaşın gözünde çocuklarından sonra evde en değer verdiği şey arabasıydı.

İÇİNDEKİLER

Samsun’un Alaçam ilçesinde yaşayan Turgay Baş, 1999 model Toros model otomobilini evinin bir odasında saklıyor.
Samsun’un Alaçam ilçesinde yaşayan Turgay Baş, 1999 model Toros model otomobilini evinin bir odasında saklıyor.

Araba sevdası deyince aklımıza Recaizade Mahmut Ekrem’in romanı geliyor elbette. Bu romanı öğrencilere tavsiye ettiğimde bütün sınıfın kafasında canlanan araba, son model bir otomobildi.

Recaizade Mahmut Ekrem
Recaizade Mahmut Ekrem

Hatta romandaki arabanın hangi model olduğunu bile soran olmuştu. “Okuyunca öğrenirsiniz” diyerek söylemedim arabanın modelini.

Öğrenciler romanı okumaya başlayıp da sayfalar arasında ilerlerken kitabın dördüncü bölümünde anladılar Araba Sevdası’ndaki Bihruz Bey’in arabasının modelini. “Zadegânın rağbet göstereceği hiçbir seyir yeri bulunmazdı ki bu beyefendi en son modaya muvafık surette giyinmiş olduğu hâlde bazen yağız ve bazen kır bir çift beygir koşulu dört tekerlek üzerinde üstü ve yanları açık süslü bir peykeden ibaret olan ve seyis oturmaya mahsus yeri arka tarafında bulunan arabasıyla orada hazır bulunmasın.

Bihruz Bey’in sevdası olan araba faytondu ve romanın yazıldığı dönemin (1889) en gözde aracıydı. O zamanlar, süslü arabalarıyla ve bakımlı atlarıyla İstanbul’un mesire yerlerinde hovarda bir başıboşlukla gezmek moda olmaya başlamıştı.

 O zamanlar, süslü arabalarıyla ve bakımlı atlarıyla İstanbul’un mesire yerlerinde hovarda bir başıboşlukla gezmek moda olmaya başlamıştı.
O zamanlar, süslü arabalarıyla ve bakımlı atlarıyla İstanbul’un mesire yerlerinde hovarda bir başıboşlukla gezmek moda olmaya başlamıştı.

Bihruz Bey de yarım yamalak öğrendiği Fransızcası ile mesire yerlerinde gezmeyi, babasından kalan mirası yiyip bitirmeyi büyük bir keyifle yerini getiriyordu. Fayton var, fayton var.

Bihruz Bey gibi gösteriş meraklısı birinin rastgele bir arabaya bineceği düşünülemez elbette. “Biraz daha süs vermek için Beyoğlu’nda tedarik ettiği bazı vesaitle Bender fabrikası mamulâtından olmak üzere gayet hafif ve zarif bir araba ile mevcutlarına nispeten ikişer parmak daha boylu bir çift eğitilmiş Macar araba hayvanı ısmarlamış idi.

Araba ile hayvanlar bahçenin açıldığının ikinci haftasında hele geldi yetişti. Bihruz Bey de hemen o haftadan itibaren her cuma ve pazar günü bahçe-i umumî [halk bahçesi] seyircileri arasında görünmeye başladı.”

Roman, Bihruz Bey’in aşk macerasının çetrefilli hikâyesi ve araba sevdası ile devam ediyor. Bir fayton daha var. 1800’lü yılların sonunda Rusya’da geçiyor olay. Sakin bir hayat sürerken askerî birlik gelince hareketlenen kasabada özelikle askerlerin birbirinden gösterişli faytonları arz-ı endam etmeye başlar.

Gogol
Gogol

Gogol’un “Fayton” öyküsü de bir araba sevdasının hikâyesini anlatır bize. Hikâyeye konu olan fayton, askerlerin faytonu değil, Çertokutskiy’in Viyana’dan aldığı hafif gezi arabasıdır. Komutanlara ballandıra ballandıra anlattığı dört bin rubleye aldığı arabasını göstermek için bütün komutanları evine yemeğe davet eder.

Daha sonra eğlence ve içkinin tesiri ile verdiği daveti unutur. Komutanlar Çertokutskiy’in evine davet için geldiklerinde ev sahibini bulamazlar. Hiç olmazsa gelmişken faytonu görmek isterler. Faytonun yanına gidip arabayı incelerler ama pek de beğenmezler. Hikâyenin son sahnesi tam Gogol’a yakışan bir finaldir.

General ve subayları faytonun çevresinde dolaştılar, tekerlekleri, yayları dikkatle incelediler. ‘Hiçbir özelliği yok... sıradan bir fayton bu!’ dedi general. ‘Sıradan ki, nasıl sıradan!’ dedi albay. ‘Bence, ekselansları’ dedi genç subaylardan biri, ‘Kesinlikle dört bin ruble etmez bu araba!’ ‘Ha?’ ‘Dört bin ruble etmez, diyorum ekselansları, fayton için!’ ‘Ne dördü yahu! Yarısı bile etmez! Hiçbir özelliği yok bu arabanın! Ama içine kuş kondurmuşlarsa onu bilmem! Açsana ahbap, şunun körüğünü, muşambasını!’

Körükle muşambanın açılmasıyla birlikte sabahlığının içinde iki büklüm büzülmüş Çertokutskiy çıkıverdi ortaya! General tam bir şaşkınlıkla: ‘Siz... burada ha?’ dedi. Sonra da, çat diye faytonun kapısını çarpıp, muşambayı ve körüğü Çertokutskiy’in üzerine geri çekerek subaylarıyla birlikte çıkıp gitti.”

Araba sevdası bu. Fayton da olsa son model bir araba da olsa insanların gönlünde hiç bitmeyen bir sevda olarak yaşamaya devam edecek. “Ayağımızı yerden kessin yeter” dense de bir araba sahibi olurken, daha sonra ayağın yerden kesilmesi yetmeyecek, haz ve hız çağında modeller zihinlerde uçuşmaya başlayacak.

Bir zamanlar faytonların yaylarının kalitesinden bahsederken; “…tüy gibi hafiftir ...hatta ekselanslarının yüksek müsaadeleriyle diyebilirim ki, dadınız sizi beşikte sallıyor sanırsınız o arabadayken!” ifadesinin kullanıldığı faytonlardan; elektronik aksamının, yakıtının, rahatlığının her gün biraz daha geliştirildiği otomobillere kadar her aşamada arabalar hayatımızda yer edinmeye devam edecek.

Arabaların sayısı artacak, şehirler arabaları taşıyamayacak hâle gelecek. Sonuç ne olursa olsun araba sevdası bitmeyecek.