Artık maske yeni bir toplumsal yüz edinmiştir

Nedense maskeyi, yüze iliştirilmek istenen yeni bir beden olarak görürüm.
Nedense maskeyi, yüze iliştirilmek istenen yeni bir beden olarak görürüm.

Hayatlarımız bir yıldır virüs ile aramıza bir “maske mesafesi” koyarak devam ediyor. Ve yeni normaller, bedenimizin toplumsal yüzeyini de yeniden şekillendiriyor. Takmadan evden çıkamadığımız, yedeğini yanımızdan ayırmadığımız maske, hastalıkları gizlerken, toplumsal mesafenin derinliğini her geçen gün nasıl artırıyor? Bu sorudan yola çıkarak maskenin perdelediği yüzlerimizi, hayatta kalma refleksimizle “ölümü nasıl maskelediğimizi” Mardin Artuklu Üniversitesi’nden Prof. Dr. Zülküf Kara ile konuştuk.

Şöyle başlayalım isterseniz: Bir maske her şeyden önce bir “metafor” olarak size ne hatırlatıyor? Bir yandan “maske” denildiği zaman oldukça olumsuz bir çağrışım ağının, imge bombardımanın da etkisine giriyoruz. Ne dersiniz?

Zülküf Kara
Zülküf Kara

Nedense maskeyi, yüze iliştirilmek istenen yeni bir beden olarak görürüm. Bedenden yüzü sıyırma girişimi olarak maske, bu açıdan metaforik katmanlar oluşturmaktadır. Öyle ki yüzün bedende, kendi anlam ağıyla başka bir beden gibi hareket etmesi içten bile değildir. Maske ve yüz ilişkisi, bana göre derinlik ya da yüzeysellik ilişkisidir. Derin olan her şey maske kullanır. Fakat daha derin olan şeyin maskeye ihtiyacı yoktur. Beden özneyi yüz lehine ele geçirdiğinde maske, özneyi rehin alır. Böylece maske protez bir kimlik iken toplum için yüzleşebileceği bir uzam haline dönüşmüştür. Dahası maske, yüzün toplumsal imgesi olurken, yüz de maskenin toplumsallaşmasını sağlayan bir metafora dönüşür.

Maskenin eski normallerimize göre kullanımı ile bugünkü kullanımı arasında fark var. Eskiden daha marjinal durumlarda maske kullanılırdı. Mesela bir hırsızın ya da hasta birinin maske kullanımı gibi... Bugün ise maske, evden çıkarken anahtar, cüzdan, cep telefonu haricinde yedek olarak yanımıza aldığımız ve takmadan çıkamayacağımız bir nesne oldu. Uzun süre de yeni normallerimiz arasında var olmaya devam edecek gibi görünüyor. Alışılmışın tersine bu dönüşümü nasıl anlamalıyız?

David Le Breton
David Le Breton

Maske ilk başlarda protez bir kimlik iken toplum için zamanla yüzleşebileceği bir uzam haline gelmiş görünmektedir. Modernite bedeni toplumsalın merkezine yerleştirirken aslında onu bir aksesuar gibi tasarlayarak kapitalizmin yakasına iliştirmiştir. Zamanla yüz de bedenden sıyrılarak ifşası mümkün hale getirilerek beden uzamından çıkartılmıştır. Dolayısıyla yüz ve beden arasındaki mutlak ontolojik zemin, maske aracılığıyla yeni bir ayrışmaya doğru evrilmiştir. Yeni normalin yüzü, bedeni bir aksesuar malzemesine dönüştürmüş görünmektedir. Bu dönüşüm bedenin toplumsal yüzeyini yeniden şekillendirmekte ve akışkan bir yer değişimine sürüklemektedir.

Sizin de gayet iyi bildiğiniz gibi “beden siyaset”inin giderek arttığı bir zaman diliminde yaşıyoruz. Bir bakıma “bedenler çağı”nda yaşıyoruz dersek abartmış olmayız. Bu çerçevede, bir bedensel devam fikri olarak “maske”yi düşündüğümüz de söz konusu “beden(ler) siyaseti”ne dair ne söylenebilir?

Beden siyasetinden çok, belki de siyasetin beden edinme arzusunu konuşmak gerekmekte. İktidarını yüze yerleştirme azmi, kanımca yüzün toplumsal bağı ile mümkün görünmektedir.

The Disquieting Muses by Giorgio de Chirico, 1947
The Disquieting Muses by Giorgio de Chirico, 1947

Modernitenin bedeni konu edinmesi, yönetmeyi risk olmaktan çıkarıp siyasi bir imkân olarak kurması ile yakından ilişkilidir. O halde beden siyaseti hem ölüm hem de doğum oranlarını yöneterek göçebe bedenleri kontrol etmek çabası gütmektedir. Beden üzerinden yürütülen özne ve iktidar yüzleşmesi, kimi zaman iktidar kimi zaman da özne lehine bir avantaja dönüşür. David Le Breton’un da ifade ettiği gibi; bir maske peçe ya da yüzün boyanması yoluyla kendini ondan mahrum bırakmak bireyin bazen farkında bile olmayarak olası bir metamorfozun eşiğinden geçtiği büyük bir dış alım eylemi oluşturur. Bu tür yöntemlerle yüzün silinmesi oyuna, sınır aşımına ve kişilik transferine elverişli olan bir duyguyu tetikler. Yapay yolla yüzünü silerek birey kendisini kimliğin kısıtlamalarından kurtarır, çekindiği baştan çıkarmaların gelişimine olanak verir ya da artık yüzüne cevap vermek zorunda olmayışını bu deneyim aracılığıyla keşfeder. Kişi artık kendisine bakamıyor olmaktan korkmak ve eylemlerinin hesabını vermek zorunda değildir, çünkü yüzünü kendisinin ve başkalarının dikkatinden kaçırmaktadır.

Yüz/veçhe insanın en biricik halini ifade eden bir anlam alanı sahip. Herkes bizi yüzümüzden tanır, ama biz o yüzümüzü göremeyiz mesela. “Maske”nin perdelediği yüz(lerimiz)le ilgili kuramsal yorum ağını da hesaba katarak, “yüz”ümüze baktığımızda siz ne görüyorsunuz ilk olarak?

Maskenin yüzü perdelediği her ne kadar somut bir gerçeklikse de bence yüzün bir maske edinme dürtüsü ve bedenin toplumsallaşmasında bunu bir ön koşul olarak deneyimlemesi ilk bakışta yüzü şeyleştirir. Kendi dışında yüz edinmek isteyen her birey, maske edinir. Aynı şekilde her maske de yüzü, bedenin dışına taşırarak, bedeni daha çıplak, savunmasız ve gözetlenebilir bir bağlama oturtur. Kişinin kendi ile yüzleşmesi, ancak ötekinin maskesini düşürdüğü anda gerçekleşecek gibi durmaktadır. Çünkü toplumsal beden artık maskesiz dolaşmamakta ve nefes alamamaktadır.

Bir maskenin ardına çekilmek noktası ilginç. Çünkü simamızı saklayan bu obje aslında bizi bir açıdan da rahatlatıyor. Sosyal fobisi olan insanlarda bu daha da detaylıca görülebilir. Peki bir gün virüs bittiğinde veya yenildiğinde maskemizi çıkarmak mümkün olacak mı?

Aslında maske yüzün yerine yedek bir yüz, bir çehre ya da ekran koyarak insanın toplumsal kimliğini ve tanınabilirliğini yok eder.

Virüs ile aramızda bir maske mesafesi koyduğumuz şimdiki hayatımız, aslında ölüm ile aramıza koyulan toplumsal, kültürel ve tıbbi bir mesafe anlamına da gelmektedir.

Ölümü maskelemek olarak adlandırabileceğim bu yeni tutum, modern öznenin hayatta kalma refleksinin ya da riskinin bir dışavurumudur. Sosyal ilişkilerimizde yüzümüze iliştirdiğimiz maskelerimizin somut bir maskeye dönüşmesi riski, kanaatimce maskeyi çıkarmak durumunda kaldığımızda daha net görülecektir.

Bedenler söz konusu olduğunda, sizin de gayet iyi bildiğiniz gibi, cari üç alımlama mevcut: Tıp, sekülarizm ve rasyonalizm. Maskelerin, yüzümüzü şeyleştirdiğini yani bizi biz yapan “görünür” alanı yok ettiğini söylemek de yanlış olmasa gerek. Bir hastalık hikâyesi var bildiğiniz üzere ve maskenin hayli yoğun bir söylemsel gücü var. Tıbben doğru, kelimenin en gerçek anlamıyla seküler ve rasyonel olanın birleştiği bir durum olarak okumak mümkün gibi maskeyi. (Bu üç unsurun güçlerini birleştirdiği bir form olarak yankılanan bir anlama sahip gibi maske.) Sizce maske, bu anlatıların bir temsili ifade ediyor mu gerçekten?

Ölümün modernite tarafından yoğun bakım ünitelerine gizlendiği ve her yaşamın ölümün ötekisi olarak kodlandığı çağımızda tıp, bedeni ölümden mutlak anlamda uzaklaştırmak için maskelemektedir. Ölüm ile beden arasındaki hayat mesafesi, sekülarizmin büyük bir başarısı olarak okunabilir.

  • Beden, rasyonel seçimler evreninde tüketen, evrilen ve her türlü forma dönüşebilen bir dijital ekrana dönüşmüş halde. Beden, hayatın ölümden gizlediği bir maske olarak canlı tutulmakta ve böylece tıp elinde her türlü müdahaleye açık hale gelmektedir. Ölmeye yakın her beden kontrol altında tutularak aşılanmakta ve kapitalizm lehine yerli-yurtlu hale getirilmektedir. Hastalık ile olan mücadele, bir nevi ölüm aleyhine maskelenerek ölümün teolojik anlamı boşaltılmaktadır.

Oysa hayatı anlamlı kılan tek şeyin ölüm olduğu unutulmamalı. Ölümün üstesinden gelme çabası sadece modernliğin bir illüzyonu değil elbette. Fakat tarihte ilk defa ölümün yapısı sökülmüş ya da profesyonel ellerce ölüm gizlenmiştir. Bu ölümün söylem gücüne indirilmiş büyük bir darbedir. Artık herkes yeterince yaşamadığı veya öldüğü için suçludur.

Güncel hastalık bağlamında maskeyle birlikte zikredilen diğer bir söylemde “mesafe”, tam olarak konuşacak olursak “sosyal mesafe”. Maske, insanlar arası “modern uzaklaşma”nın oranı daha fazla arttırdı. Bizim gibi varoluş kodlarını yüz yüze formalar üzerinden mayalayan toplumlar için bu “kural”a uymak ise tahmin edeceğiniz üzere daha zor. Maskeyle birlikte yeniden hatırladığımız “mesafe” size ne söylüyor?

Toplumsal mesafenin maske sayesinde daha da aşikâr olması, maskelenen kültürümüzün ifşası anlamına da gelmektedir. Her beden kültürel bir metindir ve bu metni okumaya yüzden başlanır. Maske bu okumayı zora sokan sanal bir kimliktir. Hastalık şüphesi ile yaklaştığımız her bedeni, aslında yeni bir maske takmaya zorlamaktayız. Oysa başkasının bedenini kavradığım yer, kendi bedenimin uzamı olduğundan, bu uzamı kesintiye uğratan maske, bedeni tamamen ucubeleştirmektedir. Maske imgesi, hastalık teşhirini gizlerken toplumsal mesafenin derinliğini de arttırmaktadır. Dolayısıyla hastalığı maskelediğimizi sandığımız her mesafe, toplumsallığımızın yüzünü silikleştirmektedir. Kendi bedenini toplumsal deriye eklemleyen maske, artık bu deriyi yırtma girişimlerini sağlıksız bulacaktır. Bence maske artık yeni bir toplumsal yüz edinmiştir ve bu yüzle bir süre daha yaşamak durumundayız.