20.356 Takipçi

Nihayet Dergi zengin içeriğini artık dijital yüzüyle de okuruna ulaştırıyor! Dinleyici olan sizleri Nihayet ve GZT'yi takip etmeye çağrıyor. Yazarlarımız, Doğu’dan ve Batı’dan sesleri başka yerlerde bulamayacağınız içeriklerle ele alıyor. Standartları tartışırken gözden kaçanları “özel dosyalarla” gündeme getiriyor, okuma önerileri sunmayı da ihmal etmiyor. Niteliğin Egemenliği, Kayıtlar, Hayat Memat, Çizgi Hikâye, Kültür Atlası, Türkiye’den-Dünyadan kitaplar ve her ay merak uyandıran dosya konuları… Sizi size anlatan bölümler farklı kalem, çizgi ve fotoğraflarla derginiz Nihayet’te!

Çehov'un memurları

​Çehov'un memurları
​Çehov'un memurları

Memurlar bizim edebiyatımızda kendine çok da yer bulamaz. Rus edebiyatında ise olay farklı bir boyutta.
Çehov’da memurlar her zaman ve her an karşımıza çıkacak bir zümredir. Bazen başkahraman olarak bazen yoldan geçen bir figür olarak memurlar varlıklarını hissettirirler Çehov’da. Neredeyse her hikâyesinde bir memur belirir köşeden.

Memurlar bizim edebiyatımızda kendine çok da yer bulamaz. Küçük dokunuşlar, konuya dâhil olmadan teğet geçen kişiler olarak bazı yazarların roman ya da hikâyelerinde memurlarla karşılaşmak mümkündür.

Memduh Şevket Esendal, Refik Halit Karay, Sait Faik, Ömer Seyfettin gibi yazarların hikâyelerinde memur kahramanlara rastladığımız olsa da olayı sürükleyen bir kahramandan ziyade bir figür olarak kendine yer buluyor memurlar. Rus edebiyatında ise olay farklı bir boyutta.

Kuralları keskin bir yapının temsilcisi olan memurlar roman ve öykülerde karşımıza sık sık çıkmakta, hem de en resmî ve en dereceli hâlleriyle.

Askerî yapının hüküm sürdüğü Rusya’da memurların derecelerine göre makam sahibi olması ve askerî memurların en üst seviyede itibar görmesi de kaçınılmaz bir sonuç olarak roman ya da hikâye kahramanı olabiliyor roman edebiyatında.

Anton Çehov
Anton Çehov

Anton Çehov, Rus edebiyatının en önemli yazarlarından. Mesleği doktorluk. İnsanlarla iç içe olan, toplumun her tabakasından tanıdıkları olan Çehov’un adıyla anılan bir öykü tarzını ortaya koyması ve öykülerinde kişi ve olay örgüsünün geniş bir yelpazeye yayılması onun çok önemli eserler ortaya koymasını sağlamıştır.

Doktor Çehov'dan Öyküler
Doktor Çehov'dan Öyküler

Çehov’da memurlar her zaman ve her an karşımıza çıkacak bir zümredir. Bazen başkahraman olarak bazen yoldan geçen bir figür olarak memurlar varlıklarını hissettirirler Çehov’da. Neredeyse her hikâyesinde bir memur belirir köşeden. Konuya dâhil olmasa da Çehov bir memuru alıp eserinin içinden geçirir. “Bozkır”, Çehov’un ilk uzun hikâyesi.

Uzun ve nefes kesen bir yolculuğu anlatırken Çehov, hikâyesinin içinde bu kez hiçbir memuru ağırlamaz ama kitabın ilk sayfasında bir kez geçer memur imgesi. “Arabanın içinde N. ilçesinin iki sakini oturuyordu: Tıraşlı yüzü, gözlüğü ve hasır şapkasıyla tüccardan çok bir memura benzeyen N.’li tüccar İvan İvanıç Kuzmiçov…”

Yani Çehov yine memursuz yapamaz. Hatta benzetmelerde bile memurlardan yararlanır Çehov. “Memur tarzı favorilerine kır düşmüş…” (“Yaşayan Tarihler”) “Dudaklarını memurlar gibi sıkmıştı, burnunda, alnında karmakarışık mor damarlar göze çarpıyordu, şakakları ağarmıştı.” (“Duruşmadan Önce Bir Gece”) “Baksanıza, karşımda kamburunu çıkarmış, oturuyor. Tıpkı bir dilekte bulunmaya gelmiş düşük rütbeli bir memur gibi... Soylu bir insan böyle mi oturur? Adam gibi otur! İşitiyor musun?” (“Soyunun Son Türü”) Çehov’un hikâyeleri arasında özel bir yeri olan “Memurun Ölümü”nü her yıl stajyer öğretmenlerin hazırlayıcı eğitim seminerinde paylaşırım genç öğretmenlerle.

Albion'un Kızı, Anton Çehov
Albion'un Kızı, Anton Çehov

Ayakta kalmak, iradesini kullanmak, kendini ezdirmemek gibi birçok değeri en sert dille veren bir hikâye “Memurun Ölümü”. Hatta şunu da söylemek doğru olur; Çehov’un diğer hikâyelerindeki memur karakterlerinin temelini “Memurun Ölümü”nün kahramanı Çerviakov oluşturur. Kendinden rütbeli bir amire (Ulaştırma Bakanlığında görevli sivil paşalardan Brizjalov) saygısızlık yaptığı hissine kapılan sıradan memur Çerviakov bunun ezikliği ile defalarca özür diler Brizjalov’dan. Sivil paşa önemli değil dese de memur bunu kafasına takar ve sonunda olanlar olur; “Çerviakov’un karnının içinden sanki bir şeyler koptu. Gözleri bir şey görmeksizin, kulakları hiçbir ses işitmeksizin geri geri dış kapıya doğru gitti, sokağa çıktı, yürüdü... Kurulmuş bir makine gibi evine gelince üniformasını bile çıkarmaksızın kanepenin üzerine uzandı ve oracıkla can verdi.” “Seçim Kurbanı” hikâyesinde farklı bir memur tipi çıkar karşımıza. Hakkını savunmak için biraz olsun kendine güvenen bir tip vardır bu kez. “Herkesin onuru, herkesin özsaygısı var. Ben şurada küçük bir memursam, gene de eşekbaşı değilim, kendime göre bir değer taşımaktayım. Onun için kendimi küçük düşürtmem. Biri bunu ona söylemeli.” Memur böyle konuşsa da ülkenin şartlarını unutmaz Çehov.

  • Hikâyenin sonunda bildiğimiz memur çıkar karşımıza: “Memursan memurluğunu bil, boyundan büyük işlere karışma!

Çehov da hikâyelerindeki memurları diline doladığının farkındadır. Bilinçli bir kadro oluşturarak aslında hem Rusya’nın memurluk sistemine ince göndermeler yapmakta hem de memurların durumlarını kara mizah bir zemine çekmektedir. Bu yüzdendir ki memurların dereceleriyle sosyal statülerini sık sık konu olarak işlemiştir.

  • Briç Oyunu” hikâyesi memurların dereceleri ile baştan sona ince ince alay eden bir hikâye. Bir devlet dairesindeki memurların kendi uydurdukları briçi oynarken amirlerine yakalanmaları ile ortaya çıkan gerçek şudur: Briç kartlarındaki karakterlerin yerine şehirde bulunan memurları derecelerine göre adlandırıyorlar ve kartlara memurların resimlerini yapıştırarak oyunlarını oynuyorlar. “Destedeki 52 kart sayısı kadar resim vardır ve bunlar aynı oyun kâğıtları gibi dört kümeye ayrılır. Merkez Bankası memurları kupa, İl Genel Meclisi memurları sinek, Ulusal Eğitim Bakanlığı çalışanları karo, Hazine Müsteşarlığı çalışanları ise maça sayılmaktadır. Her kümeden müsteşarları as, genel müdürleri papaz, en üst barem derecesindeki amirlerin eşlerini kız, üçüncü barem derecesindeki üstlerimizi vale sayıyoruz. Dördüncü derece memurlar onlu değerindedir, böylece sıralanıp gidiyor... Bir örnek verirsek, on birinci derecede olduğum için benim resmim üçlüsayılıyor.”

Memurluk denen mesleğin Rusya’da ne anlama geldiğini çok iyi bilmektedir Çehov. Neticede kendisi de bir memur. Bunu birçok hikâyesinde dile getirir ve memurluğun önemine değinir.

İşte böyle, arkadaş, diye devam etti. Bana çatanın vay hâline! Haydudun kolunu, bacağını kırmakla kalmam, mahkemeye de veririm. Bütün yargıçlar, savcılar ahbabımdır. Bir memurum ben, devlet için gerekli bir adamım...” (“Bu Kadarı da Fazla”) Çehov’un hikâyelerine en çok konuk olan memurlar icra memurları.

Rusya’nın yaşadığı ekonomik kriz, ülkenin yönetim şeklinin insanlara yaşattığı dar boğaz derken icra memurlarının hayatın merkezinde olmasını da yadırgamamak gerek. “Şu yaşıma geldim, kafası boş inançlarla dolu köylü karısı da değilim, ama icra memurlarından oldum olası ödüm patlar. Evimde bir icra memuru gördüğümde yüzüm sararır, bedenimi titremeler alır, hatta bacaklarımda kasıntılar başlar.” (“Öylesine Bir Olay”) Hayatın her yerinde memurlar var. Devlet dairelerinde, sokakta, yemekte, tiyatroda ve cenazede. “Söylevci” isimli hikâye Çehov’un memurluk makamının Rusya’da ne kadar önemli olduğunu gösteren bir hikâyesi. Ölürken bile rütbesine göre ölüyor insan, dedirten cinsten bir hikâye bu.

Sana bir iş için geldim, aziz dostum, dedi. Hemen giyin de gidelim. Bizim arkadaşlardan biri öldü, onu öbür dünyaya yolcu ediyoruz, o bakımdan veda konuşması yerine geçecek ıvır zıvır bir şeyler söylemek gerek. Bütün umudumuz sende... Küçük memurlardan biri ölseydi, seni rahatsız etmezdik, ama ölen kişi koskoca bir başyazman... dairemizin orta direklerinden sayılır. Böyle bir kodamanı söylevsiz göndermek yakışık almaz.” (“Söylevci”) Çehov’un hikâyelerini okurken onun memurlarla bir alıp veremediğinin olduğuna dair kuşkuların aklımıza gelip takılmasını çok da yadırgamamak gerek.

Dereceleriyle, yaşantıları, istek ve arzuları ile memurlar âdeta bir geçit töreni düzeni alıyor Çehov’un yönetiminde. Karşımıza öyle betimlemeler çıkıyor ki Çehov ve memur kavramlarını bir süreliğine yan yana koyup “Ne olacak bunların hâli?” demeden edemiyoruz.

Bir öğretmenin ve okulun durumunu anlatırken “Kılıflı Adam” hikâyesinde şu cümleler durumu daha net izah ediyor; “Ayrıca böyle bir yerde nasıl yaşadığınızı aklım almıyor! Havanız bozuk, her şey kokuşmuş. Sizler de kendinizi eğitimci, öğretmen mi sanıyorsunuz? Ufacık memurcuklardan farkınız kalmamış! Okulunuz eğitim yuvası değil, ekşimik kokan bir zaptiye karakolu!” (“Kılıflı Adam”)

Çehov’un memurları bize 19. yüzyıl Rusya’sının fotoğrafını da sunuyor. Sosyal yaşam, ekonomik mücadele, insanlar arasındaki ilişkilerin derecesi gibi birçok konuya memurların zaviyesinden bakıyoruz.

Dereceler değiştikçe rollerin de değiştiğine şahit olarak. Bunu Çehov her hikâyesinde bir memuru köşe başından hikâyenin içine katarak başarıyla yapıyor. Memur deyip geçmeyelim. Çehov’un en önemli ilham kaynağı onlar. Rütbeleri ne olursa olsun onun için bir hikâye kahramanı olarak hayatlarını sürdüren memurlar Çehov olmadan kendilerini izah edemeyeceklerinin farkında olarak devlet dairesinin kasvetli havasında çalışmaya devam ediyorlar.

İLGİLİ HABERLER