Furûğ 'un erkekleri

​Furûğ 'un erkekleri
​Furûğ 'un erkekleri

“Hayat bir kadının her gün sepetiyle geçtiği uzun bir caddeydi belki de . . .” Furûğ Ferruhzâd, İran’da Rıza Şah tarafından örtü yasağının uygulandığı Keşf-i Hicâb döneminde doğmuştu. Furûğ’un doğumundan yaklaşık yetmiş sene sonra, bu defa bambaşka bir coğrafyada, Fars edebiyatında öğrenci olan ben, benzer bir yasakla sınavlara giremiyor, böyle günlerde de iç sesim Hafız’dan Furûğ’a evriliyordu: Yorgun, solgun ve örselenmiş / Gidiyorum virane evime/ Sizin şehrinizden götürüyorum / Coşkun ve kırgın kalbimi Rabbime

Yıllar sonra, geçtiğimiz haftalarda bir Fars haber sitesinde “Furûğ Ferruhzâd’ın oğlu Kamyâr Şâpûr vefat etti” başlığını gördüm. Furûğ’un mizah yazarı ve karikatürist olan eşi Pervîz Şâpûr’dan boşandıktan sonra hiç göremediği bir oğlu vardı.

Onunla ilgili zihnimdeki tek kare, iki yaşında anne ve babasıyla birlikte çektirdiği fotoğraftaki o küçük tatlı “Kami” idi. Haberin altında Kamyâr’ın vefatına yakın verdiği söyleşiden bölümler ve bir resmi vardı.

Babası Albay Muhammed Ferruhzâd: Furûğ’un asıl adı “zamanın aydınlığı” anlamındaki “Furûğuzzaman”dır. Furûğuzzaman Ferruhzâd. Güzel tınısıyla adı, ilk dizesi gibidir. Ona ismini veren babası, Rıza Şah’ın ordusunda disiplinli bir albay olan Muhammed b. Ferruhzâd idi.
Babası Albay Muhammed Ferruhzâd: Furûğ’un asıl adı “zamanın aydınlığı” anlamındaki “Furûğuzzaman”dır. Furûğuzzaman Ferruhzâd. Güzel tınısıyla adı, ilk dizesi gibidir. Ona ismini veren babası, Rıza Şah’ın ordusunda disiplinli bir albay olan Muhammed b. Ferruhzâd idi.

Erken yaştaki vefatıyla zihnimizde genç bir kadın olarak kalan Furûğ’un oğlu Kami, resimdeki asık suratlı, yaşlıca adam mıydı yani? Haberde Kamyâr’ın vefat haberi verilirken bile “Ülkenin boşanmış en ünlü ailesinin çocuğu” ifadesi yer alıyordu. Ara bölümlerde Kamyâr’ın müzisyen, şair olduğu ve aslında mühendislik eğitimi için gittiği Londra’da sosyoloji ve güzel sanatlar eğitiminden de dem vurulmuyor değildi.

Ama hiçbir hasleti, yaşı altmışı aşkın bu adamın Furûğ ve Pervîz Şâpûr’un oğlu olmasından daha dişe dokunur değilmiş gibi sunuluyordu. Zaten Kamyâr da bu durumu kabullenmişti besbelli. Ataerkil bulduğu dünyaya başkaldıran Furûğ’un hayatına etki eden dört erkekten biriydi Kami.

Ben de Kami’yi merak ederken bir anda kendimi Furûğ’un hayatındaki erkeklerin izini sürerken buldum. Babası Albay Muhammed Ferruhzâd: Furûğ’un asıl adı “zamanın aydınlığı” anlamındaki “Furûğuzzaman”dır. Furûğuzzaman Ferruhzâd. Güzel tınısıyla adı, ilk dizesi gibidir. Ona ismini veren babası, Rıza Şah’ın ordusunda disiplinli bir albay olan Muhammed b. Ferruhzâd idi. Askerî disiplinini eve de taşımıştı. Müşfik annesi dominant babasının ardında kalmıştı. Babası askerî disiplininin yanında okur yazar ve birikimli bir insandı.

Furûğ daha 13-14 yaşında kendince gazeller, mesneviler döktürmeye başladıysa bunda sahip oldukları zengin kütüphanenin etkisi de yadsınamazdı.

 Şimdilerde müze olması gündemde olan evlerinin bahçesinden yola çıkarak “Sanırım bahçe hastaneye kaldırılabilir” dediği “Bahçe İçimi Yakıyor” isimli şiirinde babasını şöyle nitelendirmişti:
Şimdilerde müze olması gündemde olan evlerinin bahçesinden yola çıkarak “Sanırım bahçe hastaneye kaldırılabilir” dediği “Bahçe İçimi Yakıyor” isimli şiirinde babasını şöyle nitelendirmişti:
  • baba diyor ki
  • “benden geçti
  • artık benden geçti
  • ben sorumluluklarımı
  • yerine getirdim artık
  • unumu eleyip eleğimi astım”
  • ve sabahtan akşama kadar
  • odasında ya Şahnâme okuyor
  • ya Nâsihu’t-Tevârih Anneme,
  • “lanet olsun tüm kuşlara ve balıklara
  • Ben ölünce bahçe varmış yokmuş ne fark eder,
  • Emekli maaşım bana yeter” diyor.

Edebiyat eleştirmeni Dr. Bijân Baran bu şiirde Furûğ’un “bahçe” derken kendi kalbini kastettiğini, Nâsihu’t-Tevârih ve Şahnâme’ye yaptığı atıflar da babasının ataerkil bir geleneğin temsilcisi oluşunu simgelediğini söyler.

Böylece Furûğ’un zaten sık sık benzetildiği Sylvia Plath ile bir benzerliği daha ortaya çıkmıştır: “Baba Otokrasisi”. Üstüne bir de babasının genç bir kızla siga (muta) nikâhıyla evlenmesi Furûğ için ayrı bir yıkımdır.

 Furûğ ve eşi Pervîz Şâpûr ve oğulları Kamyâr
Furûğ ve eşi Pervîz Şâpûr ve oğulları Kamyâr

Furûğ onca yıl sonra, kardeşiyle Avrupa’ya gittiği bir dönemde babasına şöyle yazabilecekti: “Anımsıyorum arada, bize öğüt vermek istediğinizde sizin konuşmaya ihtiyacınız vardı ama bizim dinlemeye ihtiyacımız yoktu…Ortamın ve ruh durumumuzun bu öğütleri dinlemeye hazır olup olmadığına bakmaksızın birimizi yataktan, birimizi yemekten, diğerini daldığı kitabın başından kaldırıp pat diye o çatık kaşlar ve eğik başınızla öğütlerinize başlardınız.Sanki gözlerimize bakabilseniz gülümseyecektiniz ve bize olan sevginizi anlayıp artık sizi ciddiye almayacağımızdan korkmaktaydınız.”

Kocası Pervîz Şâpûr: İran’ın ilk karikatüristi olan mizah yazarı Şâpûr, Kemalü’l-mülk Sanat Okulu öğrencilerinden 16 yaşındaki Furûğ ile evlendiğinde neredeyse onun iki katı yaştaydı. Beş parasız bu nüktedan akrabaya, belki baba şefkati arayarak âşık olmuştu Furûğ.

Ailesinin tüm karşı çıkışına rağmen açlık grevi yapmayı bile göze alarak, onunla evlenmeyi kafasına koymuştu. Furûğ’un ailesi onaylamadıkları bu evlilik için harcama yapmak istemeyince, Furûğ mektupla Pervîz’e, sadece bir odaya ihtiyaçları olduğunu, gelinliğini kendinin dikeceğini ufak tefek eşyalarla bir ev kurabileceklerini yazarak moral vermişti. 1951 yılında evlendikleri zaman Pervîz’in işi için Ahvaz’a taşınmaları gerekti.

İlginizi çekebilirBin yıl sonra Nâsır-ı Hüsrev’in rotasında

Furûğ’un yazdığı şiirleri yayımlamak için çeşitli yayınevleriyle görüşmek üzere sık sık Tahran’a gelmesi aralarındaki en önemli sorundu. Tahran’daki edebiyat ortamları Pervîz’in hoşuna gitmiyordu. Zaten daha evlenmeden önce bile sade bir aile hayatı istediğini ve kadınlara fazla güvenmediğini Furûğ’a söylemişti.

1952 yılında Furûğ’un ilk şiir kitabı Esir yayımlandığında aralarındaki mesafe iyice arttı. Furûğ henüz 17-18 yaşında genç, güzel bir şairdi; cüretkârca yazıyordu ve şimdilerde İran’da yasaklı olan ilk kitaplarıyla kısa sürede yurt içinde ve yurt dışında gündem olmuştu.

Furûğ hakkında magazinsel dedikodular da gazete köşelerinde görülmeye başlamıştı. Tam o dönemde, 1953 yılında oğlu Kamyâr doğdu. Böylece Furûğ’u sık sık şiirlerinde dile getirdiği bir ikilem beklemekteydi: Gitmek mi, kalmak mı?

  • Her sabah parmaklıklar arasında
  • Bir çocuğun gözleri güler bana
  • Neşeli bir şarkıya başladığımda
  • Dudağında bir öpücükle gelir bana
  • Şayet bir gün ey gökyüzü,
  • Kanatlanırsam bu sessiz evden
  • Ağlayan çocuğa nasıl söylerim
  • Tutsak bir kuşum vazgeç benden
  • Esir’den
  • Ben devim ancak
  • sen daha beter bir devsin
  • Günahkâr anne ve lekeli etek!
  • Ah! kaldır başını o etekten
  • Masum çocuk huzur nerede?
  • Sesler ölüyor ve
  • acının ateşinde
  • Kalbim demir gibi dağlanıyor
  • Ağlayarak diyorum ki Kami
  • Kami
  • Kaldır başını eteğimden
  • Gecenin Devi’nden

Pervîz ve Furûğ boşandığında Furûğ’un kız kardeşi Purân ayrılık sonrası Pervîz için şöyle demişti: “Pervîz vefalı bir erkekti, Furûğ’dan sonra hiçbir kadının adını anmadı. Furûğ hakkında kimseyle konuşmadı. Sorun Pervîz’in normal bir ev hanımı ve çocuğuyla ilgilenen bir anne istemesiydi.Furûğ ise bir şairdi ve hiçbir şair, şiir için hayatında bunca bedel ödememiştir.” Furûğ bir mektubunda, bu karşı konulamaz şiir yazma arzusunu babasına şöyle şikâyet edecektir: “Özgürüm, bana vermekten korktuğunuz özgürlük benim sizden gizleyerek elde etmeye çalıştığım özgürlük ve sonuçta hatalar yaptığım özgürlük.”

“Tanrı’ya ve çocuğum üzerine yemin ederim ki ben sizi çok seviyorum. Sizi düşününce gözlerim doluyor. Bazen düşünüyorum neden ben böyleyim, neden Tanrı bu şiir adlı şeytanı içime soktu da böylelikle hiçbir zaman sizi memnun edip sevginizi kazanamadım. Bu benim suçum olmamalı.” Oğlu Kamyâr Şâpûr: Furûğ ve Pervîz boşandıktan sonra yasalar gereği Kamyar babasında kaldı ve babaannesi tarafından büyütüldü.

Pervîz Şâpûr, Furûğ’un oğlunu görmesine bir daha izin vermedi. Bir söyleşide Kamyâr’a babasının bu uygulamasının sebebi sorulduğunda nedenini bilmediğini, belki de babasının bir ikilem yaşamasından endişe etmiş olarak kendisini annesiyle görüştürmediğini söylemişti. “Peki size kalsa annenizi görür müydünüz?” sorusuna ise duygusuz bir cevap vermişti: “Bilmiyorum, bir kez çocukken babama ‘Neden Furûğ’a dönmüyorsun?’ dedim.

Babaannem ve o, susup duymazdan geldiler. Furûğ bir kez ben ilkokuldayken okula gelmişti. Birlikte çıktık yürüyorduk. Sürekli ağlıyordu. Benimle Hafız Caddesi’nde bir kafede oturmak istedi ama ben istemedim ve yanından ayrıldım.Hatta arkama bile dönüp bakmadım.”

Yani biz Geometriyi delice seven bir öğrenci gibi yalnızım diye Furûğ okuyup efkârlanırken, oğlu Kami yalnızlığın ta kendisi olmuştu.

Pervîz Şâpûr, Kamyar’ın annesini görmesini istememesine rağmen şiirlerini okumasına önayak olmuş ve mümkün olduğunca Kamyâr’ı annesiyle ilgili olumsuz çıkan haberlerden uzak tutmuştu.

Kamyâr söyleşilerinde ünlü bir ebeveyne sahip olmanın bir tür damga olduğunu belirterek Sigmund Freud’un torunu olan ünlü ressam Lucian Freud hakkında BBC’nin hazırladığı bir belgeseli izlerken bu durumu iyice anladığını da eklemişti.

 Furûğ'un oğlu Kami
Furûğ'un oğlu Kami

Pervîz Şâpûr, Kamyar’ın annesini görmesini istememesine rağmen şiirlerini okumasına önayak olmuş ve mümkün olduğunca Kamyâr’ı annesiyle ilgili olumsuz çıkan haberlerden uzak tutmuştu. Söyleşilerinde annesiyle ilişkisinden ziyade, anne demediği Furûğ’un kitapları ile alakalı telif haklarından faydalanamadığından dem vuruyor.

  • Kamyâr Şâpûr satamadığı üç şiir kitabı, devlet tarafından sakıncalı bulunup açılamayan sergileri ve parklarda çaldığı gitarıyla hayatını idame ettirip 66 yaşında, kalp yetmezliği sonucu 16 Temmuz 2018 yılında vefat etti.

Peki Furûğ babasından kaçayım derken erkenden evlenmese nasıl olurdu? Ya da Pervîz ile Furûğ Tahran’da otursalardı ve Furûğ gene şiir yazmaya devam etseydi, bu dedikodulardan uzak kalıp evliliklerini sürdürebilirler miydi? Hangi şiir Kami’nin şu çektiğine bedel olabilirdi?

Furûğ’un evlatlık aldığı Hüseyin
Furûğ’un evlatlık aldığı Hüseyin

Ayrıldıklarında Pervîz, Furûğ’un oğlunu görmesine izin verseydi Kamyâr gene böyle asık suratlı, hissiz bir adam gibi görünmeye devam eder miydi? Kafamda deli sorular…

Yazar ve Yönetmen İbrahim Gülistan: Furûğ’un hayatına etki eden dördüncü erkek İbrahim Gülistan. Hâlen hayatta olan İbrahim Gülistan, birkaç söyleşide “Furûğ ikinci eşiniz miydi?” gibi soruları terslemiş ve cevap vermemişti. Furûğ gene yaşça büyük İbrahim Gülistan ile tanıştıktan sonra onu magazin malzemesi yapmaya çalışan çevreden uzaklaşmış ve şiirde kendi sesini yakalamıştır. Bir süre İtalya’ya gidip dil eğitimi aldı ve tercümeler yaptı. O güne kadar ikinci baskısını yapan Esir, Duvar ve İsyan isimli şiir kitaplarını yayımlamıştı.

İbrahim Gülistan’la tanıştıktan sonra Gülistan Film Stüdyoları’nda çalışmaya başladı. Cüzzamlılar ile ilgili yaptığı Ev Karadır filmi için gittiği Tebriz’de cüzzamlı bir çiftin oğlunu evlat edindi. Adı Hüseyin olan altı yaşındaki bu çocuk Furûğ’un evlat acısını biraz olsun dindirdi. 1963 yılında İtalyan yazar Luigi Pirandello’nun bir oyununda rol aldı. Aynı yıl Esir üçüncü baskısını yaptı.

Ev Karadır filmi Oberhausen Film Festivali’nde ödül kazandı, İbrahim Gülistan’a ithaf ettiği Yeniden Doğuş isimli şiir kitabı yayımlandı.

1965 yılında UNESCO Furûğ’un hayatı hakkında bir film çekti. Ayrıca İtalyan yazar Bertolucci, Furûğ hakkında bir film yaptı. Şiirleri birçok dile çevrildi ve defalarca baskı yaptı. İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına isimli kitabını bitirdi ama basıldığını göremedi. İbrahim Gülistan onun verimli bir dönem geçirmesine neden oldu ama bu birliktelik de Furûğ’un içini kemiriyordu.


Pervîz’den boşandığı dönemde psikolojik tedavi gören Furûğ, sonraları iki kez intihara yeltendi ama İbrahim Gülistan’ın kızı Leyla Gülistan’ın ifadesiyle iki teşebbüsünde de Furûğ nedense İbrahim Gülistan’ın eşi Fahri’yi arayıp yardım istemiş ve böylece bu intihar teşebbüsleri başarılı olmamıştı. 24 Behmen/13 Şubat 1967’de kullandığı arabasının karşıdan gelen okul servisine çarpmaması için kırdığı direksiyonla yaptığı kazada hayatını kaybetti. Kabri Tahran Zâhiruddovle Mezarlığı’ndadır.

  • Bana düşen anılar bahçesinde hüzünlü bir gezintidir
  • Ve “ellerini seviyorum” diyen sesin kederinde ölmektir.
  • Ellerimi bahçeye dikiyorum Yeşereceğim biliyorum, biliyorum, biliyorum.
  • Ve kırlangıçlar mürekkepli parmaklarımın arasında yumurtlayacak.
  • Yeniden Doğuş’tan