İlham veren hikayeleriyle : Kaybedenler

​İlham veren hikayeleriyle :  Kaybedenler
​İlham veren hikayeleriyle : Kaybedenler

Oyuncu ve yönetmen Mickey Duzyj’in, çoğunluğunu yüksek profilli sporcuların hikâyelerinin oluşturduğu sekiz bölümlük mini belgesel dizisi Kaybedenler(Losers), ihtişamlı yenilgileri konu alıyor. Flaşlar ve spot ışıklarının genel olarak kazananlara çevrilmesinin aksineyenilenleri odağına alan belgesel, ekrana taşıdığı çarpıcı hikâyeler yoluyla, kaybetmenin her zaman olumsuz bir şey olmadığını ilham verici bir şekilde ortaya koyuyor.

Hayatın her alanında olduğu gibi spor müsabakaları sonucunda da flaşlar ve spot ışıklarının ilgi odağı büyük oranda kazanan(lar) olur.

Bazen yüzlerce sporcu ya da takımın mücadele ettiği bir spor branşında, birinciliği elde edenin, bir istisnayı başardığı için ilginin odağı olması oldukça olağandır. Daha yaygın olan başarısızlık ya da yenilgi olmasına rağmen, parlak bir zafer hikâyesi ya da istisna taşımadığı için de onun üzerine çokça konuşulmaz.

Ancak kimi başarısızlıklar ya da yenilgiler vardır ki, arka planı başarmanın ya da kazanmanın hikâyesinden daha ilginç ve ilham verici unsurlar barındırabilir. Bu anlamda, Netflix’in yeni yapımlarından Mickey Duzyj imzalı mini belgesel dizi Kaybedenler (Losers), merkezinde çoğunlukla yüksek profilli başarılı sporcuların yer aldığı kişisel ve oldukça çarpıcı başarısızlık hikâyeleri üzerinden “yenilgi” temasına odaklanıyor.

Dizide, sporda başarısızlığın da başarı kadar olağan olduğu, hatta çoğu zaman başarısızlığın kişisel anlamda daha olumlu sonuçlara kapı aralayabildiği ilginç ve ilham verici hikâyelerle ortaya konuluyor.

Toplam 8 bölümden oluşan Losers, her bölümünde odağına aldığı bir sporcu ve çevresiyle yapılan röportajların yanı sıra, anlatılanlardan yola çıkılarak hazırlanan animasyonlar ve geçmiş yıllara ait fotoğraflar ve videolar yoluyla, 8 farklı spor dalında yaşanan oldukça çarpıcı yenilgi hikâyesini detaylarıyla ekrana taşıyor.

  • Michael Bentt
  • “Sözde” kaybedenler Dizinin “Yanlış roldeki adam” başlıklı ilk bölümünde, WBO Dünya Ağır Sıklet Boks Şampiyonları arasında yer alan Michael Bentt’in hikâyesi konu alınıyor.
  • Bentt, bokstan nefret etmesine rağmen başarılı olmuş, ulusal şampiyonluk, dünya şampiyonluğu ve “Altın Eldiven” kazanmış bir isim. Ancak çocukluk yıllarından itibaren boks yapmaya ve profesyonel olmaya mecbur bırakılan Bentt, yaşadığı en büyük yenilgi sonrası özgürleşmeye ve kendisi olmaya başlayan isimlerden. “Nakavtın anatomisi" isimli çarpıcı bir makalenin de yazarı olan eski boksör, “Kaybetmek kötü müdür?” sorusu eşliğinde, çocukların ebeveynleri tarafından zorla “tasarım insanlar”a dönüştürülmemesi ve öncelikle başarılı oldukları değil, sevdikleri mesleği yaparak mutlu olabilmeleri adına gerekli ipuçlarını vererek, ebeveynler açısından oldukça önemli dersler içeren hikâyesini anlatıyor.
  • Torquay United
  • Dizinin “Zaferin Pençesi” başlıklı ikinci bölümünde, İngiltere’de 1986-1987 futbol sezonunda ligin son haftasına küme düşme hattında giren ve oldukça zor ve gerilimli bir maç oynayacak Torquay United futbol takımı konu ediliyor.
  • Rakibi Crew ile kendi sahasında oynadığı maçta her şey kötü giderken ve maçın sonlarına doğru yaşanan inanılmaz talihsiz bir olayın ardından, her şeyin bir anda Torquay United adına mucizevi şekilde değiştiği maçın hikâyesi, hayatın yenilirken de her zaman pozitif sürpriz patlamalara ve sonuçlara gebe olduğu, şer gördüklerimizde aslında hayrın saklı olduğu ve kaybettiğimizi düşündüğümüz anların aslında kazanmaya en yakın anlar olabileceği oldukça heyecan dolu bir anlatı eşliğinde sunuluyor.

  • Surya Bonaly
  • Dizinin en çarpıcı hikâyelerinden birine yer veren “Değerlendirme” isimli üçüncü bölümünde, buz pateninin gelmiş geçmiş belki de en çok yönlü ve üstün yetenekli sporcusu Surya Bonaly’nin hikâyesi işleniyor.
  • Çocukluğundan itibaren, buz pistlerinin o güne kadar alışık olmadığı siyahi ten rengi, balık etliliği ve kendine özgü giyim tarzının yanında, yeteneğini kısıtlayan kuralları zorlayan kayma stilinden doğan farklılıkları nedeniyle hızla hakemlerin önyargılarını üzerine çekmeyi başaran Surya için işler hiçbir zaman yolunda gitmiyor.
  • Ancak o kendisi olmak ve kalmak adına tüm kontrol edilemez doğası ve dikbaşlılığı ile hızla sistemin yanlışlıklarına ve önyargılara tepki vermekten çekinmiyor.

  • Pat Ryan
  • Kaybedenler’in dördüncü bölümünde, İskoçya kökenli bir spor olan ve Kanada’da ulusal bir spora dönüşen “körling”in efsane oyuncularından Pat Ryan’ın aldığı inanılmaz yenilgi sonrası, Ryan’ı bir körling efsanesine dönüştürecek süreç konu alınıyor.
  • Ryan’ın “İyi bir kaybeden değilseniz, iyi bir kazanan olamazsınız” mottosunu âdeta akıllara kazıyan hikâyesi, aldığı yenilgi sonrası pes etmeyen, oyuna getirdiği yeni bakış açısı, taktiksel ve sistemsel yaklaşımlarla körlingin kurallarını dahi değişime zorlayan ilginç dönüşüm hikâyesi, hepimiz adına oldukça çarpıcı dersler içeriyor.

  •  Mauro Prosperi
  • Dizinin “Çölde Kaybolmuş” isimli beşinci bölümü, İtalyan olimpik atlet Mauro Prosperi’nin Fas’ta her yıl düzenlenen ve dünyanın en zor atletizm yarışması olarak bilinen beş aşamalı Sultan Sahra Maratonu’na 1994’te katılması ve yarış sırasında çölde kaybolarak 9 gün kendisinden haber alınamamasının hikâyesini işliyor.
  • Yaşanan bazı deneyimler ve olumsuz şartlardan çıkmanın getireceği yaşama sevincine dikkat çeken Prosperi’nin hikâyesinde, zorlu çöl şartlarından çıkmanın sonucunda, yarışma ve kazanmanın tutkusunun yerini alan yeni tutkusuna da yer veriliyor.

  • Aliy Zirkle
  • ABD Pensilvanya’da bir akademisyenken, gördüğü bir ilan üzerine Alaska’ya yerleşerek, burada kızaklı köpek yarışması alanında başarılı bir kadın sporcuya dönüşen Aliy Zirkle’nin adını taşıyan altıncı bölümde, Alaska’daki en önemli spor etkinliği olan Iditarod yarışlarına yer veriliyor. Bu yarışmalardan biri olan ve 2016 yılında yaklaşık -45 derecede gerçekleşen müsabaka sırasında yaşadığı korkunç bir olayla sarsılan ve sonrasında insanlara güveni ile yaptığı sporu sorgulayan Aliy Zirkle, pes etmek yerine hayata daha da güçlü sarılan isimlerden. Zirkle’nin yaşadığı deneyimlerden çıkardığı sonuç ise tam da sporun asıl amacını ortaya koyan cinsten: “Kazanmak için her şeyi feda edemezsiniz.”

  • Jackie Ryan
  • Olağanüstü yeteneğiyle NBA’in efsane oyuncularından birine dönüşme imkânı varken, özgüvensizlik sorunu ve sorumluluk almaktan çekinen yapısı nedeniyle kayıp bir yeteneğe dönüşen Black Jack (Siyah Jack) lakaplı Jackie Ryan’ın hikâyesi ise yedinci bölümü oluşturuyor.
  • Black Jack’in özgüven sorununu aşarak kendisini bir stara ve oldukça mutlu bir insana dönüştürmesine neden olacak gelişme ise umutsuzluk batağına saplandığı bir anda yaşanıyor. Black Jack’in hikâyesi, izleyici yer yer kızdıran yer yer de güldüren detaylarıyla ilginç bir seyre kapı aralıyor.
  • Kaybedenler’in “Delik” isimli sekizinci bölümünün konusunu ise Fransız golf oyuncusu Jean Van De Velde’in, 1999 yılında dünyanın en prestijli golf turnuvası olan Britanya Açık’a dünya 152. olarak katılıp, aynı turnuvada hem elde edeceği muazzam başarı hem de alacağı dramatik yenilgi oluşturuyor.
  • Jean Van De Velde
  • Ancak Velde’in kendi hikâyesine yönelik mesajı oldukça çarpıcı: “Bir toplum yalnızca zaferi konuşmakla yetinmemeli. Her zaman yenilgiden zafere göre daha çok şey öğrendiğimizi söyleriz. Yani yenilgiden bir şeyler öğreniyorsak, o zaman kaybedenlere de daha çok önem vermeliyiz.”
  • Empatiye çağrı ve mutlu sonlar Kaybedenler, İngiliz sinema eleştirmeni Stuart Heritage’in “hassas yapılı otomatlar” ve “kazanan sıkıcılar” olarak nitelediği kazananların aksine, ilginç ve biraz da kaybetmenin -gizli- utancını taşıyan, daha ilginç bir dokuya ve dokunsallığa sahip “yenilenlerin” çarpıcı ve merak uyandıran hikâyelerinin bir geçidi.
  • Zira yanlış bir rolde olduğunun farkına varandan küllerinden doğana, başarısızlığın öğreticiliği ve ilham vericiliğinden yeni bir bakış açısıyla devrim yaratana, pes etmeyip daha da güçlenene kadar birçok farklı hikâyeye tanıklık ediyoruz.
  • Bu yönüyle diziyi daha ilginç ve güzel kılan unsur ise her bölümde spor branşları ve konu değişse de, kazanma ve kaybetmeyi neyin oluşturduğuna dair tanım ya da dinamiklerin sürekli olarak değişmesi.
  • Hikâyeleri yer yer dramatik ve trajedik boyutlarıyla can sıkıcı olsa da, Kaybedenler, meydan okuma ve kabullenmeleriyle yenilenlere yönelik izleyicide oluşturduğu doğal empati yaklaşımı ve yaşadıklarını özümsemiş, asla yıkık olmayan ve her şeye rağmen gülümseyebilen karakterleri ve beklenenden daha mutlu sonlarıyla oldukça sıcak ve samimi bir izlenceye kapı aralıyor.

Alternatif Dizi Önerileri

Bir İtalyan polisiyesi olan Nero a metà, emektar dedektif Carlo’nun (Claudio Amendola) bir pazar yerinde şüphelileri kovalarken donmuş bir ceset bulmasıyla gelişen olayları konu alıyor. Cinayeti çaylağı Malik (Miguel Gobbo Diaz) ile soruşturan Carlo, vakada yaşanan büyük bir gelişmenin peşine düşerken, beklemediği şekilde hem kendi önyargıları hem de geçmişinden insanlarla yüzleşeceği birtakım olaylar yaşıyor. Yönetmenliğini Marco Pontecorvo’nun üstlendiği bol gerilimli ve aksiyonlu dizi, toplam 12 bölümden oluşuyor.
Bir İtalyan polisiyesi olan Nero a metà, emektar dedektif Carlo’nun (Claudio Amendola) bir pazar yerinde şüphelileri kovalarken donmuş bir ceset bulmasıyla gelişen olayları konu alıyor. Cinayeti çaylağı Malik (Miguel Gobbo Diaz) ile soruşturan Carlo, vakada yaşanan büyük bir gelişmenin peşine düşerken, beklemediği şekilde hem kendi önyargıları hem de geçmişinden insanlarla yüzleşeceği birtakım olaylar yaşıyor. Yönetmenliğini Marco Pontecorvo’nun üstlendiği bol gerilimli ve aksiyonlu dizi, toplam 12 bölümden oluşuyor.


Chimerica Çin ile ABD arasında “birbirine bağımlı olma hâlini” ifade eden jeopolitik-simbiyotik bir kavram olarak kullanılan “Chimerica”, aynı zamanda İngiliz yazar Lucy Kirkwood’un 2013’te aynı adla yayımlanan tiyatro oyunuydu. Aynı yıl, İngiltere’de tiyatro yapımlarına verilen en prestijli ödül Laurence Olivier’de “En İyi Yeni Oyun” ödülünü kazanan Chimerica, Danimarkalı yayıncı kuruluş Channel 4 tarafından dört bölümlük bir mini dizi yoluyla ekrana taşındı. Dizide, 1989’da Çin’in Tiananmen Meydanı’nda başlayan protesto gösterilerinden bugüne süregelen bir öykünün geri planı aralanıyor.
Chimerica Çin ile ABD arasında “birbirine bağımlı olma hâlini” ifade eden jeopolitik-simbiyotik bir kavram olarak kullanılan “Chimerica”, aynı zamanda İngiliz yazar Lucy Kirkwood’un 2013’te aynı adla yayımlanan tiyatro oyunuydu. Aynı yıl, İngiltere’de tiyatro yapımlarına verilen en prestijli ödül Laurence Olivier’de “En İyi Yeni Oyun” ödülünü kazanan Chimerica, Danimarkalı yayıncı kuruluş Channel 4 tarafından dört bölümlük bir mini dizi yoluyla ekrana taşındı. Dizide, 1989’da Çin’in Tiananmen Meydanı’nda başlayan protesto gösterilerinden bugüne süregelen bir öykünün geri planı aralanıyor.