Metinler, yazarlarından bağımsız yaşar

Hakan Erdem
Hakan Erdem

Boğaziçi ve Oxford üniversitelerinde öğrenim gören Y. Hakan Erdem Hoca, Boğaziçi Üniversitesi’nde 11 yıl ders verdikten sonra Sabancı Üniversitesi’ne geçti ve hâlen çalışmalarını burada devam ettiriyor. Karar gazetesinde düzenli olarak tarih yazıları kaleme alıyor. Osmanlı’da Köleliğin Sonu, Kitab-ı Duvduvani, Zaman Çöktü, Tarih-lenk, Unomastica alla Turca, Torosyan’ın Acayip Hikayesi isimli kitapları var. Kendisiyle yapılan söyleşileri bir araya getirdiği Sözden Kalanlar’ı fırsat bilerek son yıllarda hızla artan tarih ilgisini, popüler tarih yazımını ve bunun çıktılarını konuştuk.

Hocam işinin ehli bir tarihçi tam olarak ne yapmak ister, tarihçinin muradı nedir? Bizim tarihe genel olarak bakışımız nasıl olmalıdır?

Tarihçi, çalışma alanı olarak geçmişi seçmiş bir bilim insanıdır. Temel kaygısı geçmişi yargılamak veya geçmişle gururlanmak değil, geçmişi yani artık mevcut olmayan bir dünyayı ve onun insanlarını mümkün olduğunca anlamaktır. Tarihe, bugünün tartışmalarına malzeme vermeye yarayan bir depo veya havuz olarak bakmamalıyız diye düşünürüm.

Tarihî konuları dipnotlardan, literatür tartışmalarından arındırarak daha zevkli bir şekilde anlatma çabasına, herkes için ilgi çekici ve anlaşılır yapılmasına yönelik gayretlere nasıl bakıyorsunuz? Romanlara, televizyon ve YouTube programlarına yani genel olarak tarihin popülerleştirilmesine bakışınız nedir?

Tarihin popülerleştirilmesi çabalarına kategorik olarak olumsuz bakıyorum diye bir durum yok. Fakat bunun büyük bir sorumlulukla yapılması lazım.

Onu görmüyorum. Tamam dipnot, literatür eleştirisi filan olmasın ama popüler tarih diye bin yıllık klişeleri sorgusuz sualsiz ve literatürden habersiz bir şekilde tekrarlamanın da âlemi yok. Yahut nasıl olsa kaynak, dipnot, referans sormuyorlar diye en uçuk komplo teorilerini en ufak bir kanıta dayanmaksızın tarih diye sunmanın…

Sözden Kalanlar isimli sizinle yapılan söyleşileri belli temalar etrafında topladığınız kitabınız geçtiğimiz aylarda yayımlandı. Tarihçilik mesleğine, tarih yazımına, kurgu eserlerine dair bakışınızı etraflıca görme imkânımız oluyor bu çalışmada. Bir tarihçi nasıl titiz çalışır konusunda da canlı bir örnek sunuyor.

Evvela, ulaşılması kolay olmayan ve bir araya getirilmese bir süre sonra da kaybolup gidecek olan metinlerin toplu bir hâle konulmasından dolayı memnunum. Bunların üzerinde tarihleri de olduğu için, belli bir dönemde Türkiye kamuoyunda bahsettiğiniz konularda neler merak edilmiş, konuşulmuş ve benim bundaki rolüm veya katkım nedir, sanırım bu hususlarda bir fikir verebiliyor.

Kitabınızın dikkat çekici yönlerinden biri de Türkiye'deki hemen her kesimden kişilerin sizinle söyleşi yapmış olması. Bunu bir şans ya da imkân olarak görüyor musunuz?

Kesinlikle görüyorum. Önsözde söyledim de…

Sözden Kalanlar
Sözden Kalanlar

Farklı görüşlere sahip olunması tabii ki çok olumlu ve çok saygıdeğer bir durumdur. İnsanların, aynı görüşte olduğu, daha doğrusu bir yerlerden emredildiği için öyleymiş rolü yaptığı toplumlara “totaliter” diyoruz ve pek beğenmiyoruz. Mülakatları yapanların değişik yayın organları için çalışıyor olmaları benim için bir sorun değil, bilakis bir gurur kaynağıdır. Amacımız, teyit isteyen bir insan grubuna istediklerini anlatıp masalcılık yapmak ve bu arada tarihçi olarak da onların teyidini almak mı yoksa açık yüreklilikle bütün bir toplumun tarihini anlamak ve tartışmak mı? Bütün toplumun tarihini anlayacak ve araştıracaksak, bu tür tartışmalara katılımın geniş olmasında fayda var.

Son yıllarda tarihî karakterlere ve olaylara karşı Türkiye'de yoğun bir ilgi söz konusu. Diziler çok fazla izleniyor, kitaplar iyi satıyor, ciddi bir merak var yani. Sizi memnun ediyor mu bu durum? Endişelendiğiniz hususlar var mı?

Bir ilgi olduğunu ben de görüyorum. Fakat bunun tarihe duyulan bir ilgi mi yoksa tarih ambalajına sarılmış aksiyon ve sansasyona duyulan bir ilgi mi olduğu konusunda şüphelerim var. Hâliyle kurgu eserlerin üreticilerinin amacı daha doğru bir tarih anlatmak veya mevcut tarih anlatılarının kalitesini yükseltmek değil, daha çok izlenmek, daha fazla sayıda insanı çekmektir. Bunda da bizatihi yanlış bir husus yok. Yeter ki, bu eserleri üretenler topluma tarih sundukları iddiasında olmasın.

Diriliş Ertuğrul
Diriliş Ertuğrul

Endişelendiğim başlıca nokta şu: Dünyada da böyle, “tarihî” bir arka plan eşliğinde üretilmiş kurgu ürünleri var. Fakat ya “dönem filmi / dizisi / romanı”dır, sanatçıları ve üreticileri azami bir çaba sergilemişlerdir, tarihe saygılarını göstermişlerdir; böylece kendi ürünleri de daha ikna edici olmuştur. Ya da aslında geçmişte, gerçek hiçbir toplumda olmayan ama “tarihimsi” bir hava içinde bir kurgusal eser ortaya koymuşlardır. Dolayısıyla gerçek tarihe herhangi bir şekilde hasar verme ihtimalleri yoktur. Bu ikinci kategoride mesela, The Lord of the Rings veya Game of the Thrones’u sayabilirim. Bizde ise maalesef, hem döneme hem de tarihî gerçek kişilere saygı minimaldir. Osmanlı devletinin kurucusunun babası her iki bölümden birinde kendi elleriyle birini katlediyor... Yurt dışından birileri üretmiş olsaydı “Tarihin Geceyarısı Ekspresi” der, protesto için sokaklara dökülürdük ama kendimiz yaptık!

Aslında siz bu verdiğiniz örnekteki gibi hatalı tarih bilgilerini Tarih-lenk adında işlemiştiniz ve kitaplaşmıştı. Ünlü pek çok tarihçiyi topa tuttuğunuz da olmuştu. Hayli ilgi çekiciydi. Bunu devam ettirmek istiyor musunuz?

Hayır, bu çok yapılabilir bir şey olmasına ve tarih metinlerinin çok zengin malzeme sunmasına rağmen böyle bir niyetim yok.

  • Çalışılacak o kadar çok yeni konu, söylenmesi gereken o kadar çok söz var ki, örnekleri değiştirerek yeni bir klon üretmeye gerek yok. Ama bu arada, söylemeliyim ki Tarih-Lenk adlı bir çalışmam hâlâ var, bir yere gitmedi ve okuyanlar ve okuyacaklar açısından kendi müstakil hayatını sürdürüyor.

Malum, metinler, yazarlarından bağımsız olarak yaşar.

Sizin ayrıca üç romanınız var. Başka kurgu çalışmalarınız olacak mı?

Olmayacak diyemem. Fakat özel bir planlama veya hazırlık içinde değilim.

Sizin en çok sevdiğiniz tarihî karakter kimdir?

Çok zor bir soru bu… On kişi deseniz daha rahat bir cevap verebilirim ama teke indirgemek imkânsız gibi bir şey. “Osmanlı padişahları” diye bir kategori icat etsek, II. Murad’ı söyleyebilirim.

Tarihte en çok ilginizi çeken olay hangisi?

İnsanoğlunun yazıyı keşfederek konuştuğu dili birtakım işaretler aracılığıyla kayıt altına alması ve bu arada, istese de istemese de tarihi başlatması…

Bir tarih meraklısının elinden düşmemesi gereken birkaç kitap ismi rica etsek sizden?

Bu da cevaplaması güç bir soru… Evvela, tarih meraklısını birkaç kitaba mahkûm etmek olmaz… Ama bu günlerde beğendiklerimden iki kitap önerebilirim: Sophia Rose Arjana’nın Batı Tahayyülünde Müslümanlar ve Frederick Starr’ın Kayıp Aydınlanma: Orta Asya’nın Altın Çağı.

Sizin başucu kitaplarınız var mıdır? Varsa hangileridir?

Olmaz mı? Ben “başucu kitabı” deyince uyumadan önce okuduğum kitapları anlıyorum. Bu kitaplar dönem dönem değişir. Mesela şu anda, "Dede Korkut Oğuznameleri" olarak bilinen metinlerin, Semih Tezcan-Hendrik Boeschoten ve Mertol Tulum-Mehmet Mahur Tulum tarafından yapılan neşirlerini karşılaştırmalı okuyorum.