Nihayet'den kitaplar

Nihayet'den kitaplar​
Nihayet'den kitaplar​

Nihayet Dergisi Türkiye'den ve dünyadan kitapları derledi.

  • Edebiyat bazen bir hastalıktır: Tedavisi kendisi olan bir hastalık. Ne var ki etkisi herkeste farklıdır bu hastalığın. Örneğin Montano, artık yazmayı bırakan yazarlara dair romanını bitirdikten sonra tek bir cümle bile kuramaz olur. Ona yardım etmek isteyen babası Rosario içinse gerçek hayat ve edebiyat birbirine girmiştir zaten. Şehirler ciltlere, günler sayfalara ve şahsi anılar edebî anekdotlara karışır. Her şey o denli birbirine girer ki, mustarip olduğu derdi anlatan yazarın romanında türler bile iç içe geçer. Rosario artık yazdığı şeylerin bir yazardan mı alıntı yoksa özgün mü olduğunu bilemez. Otobiyografisi yazar biyografileriyle karışır. Romanın anlatıcısı Rosario’nun Justo Navarro’dan yaptığı alıntı baba oğulun düçar olduğu “edebiyat illeti”nin özeti hükmündedir. Yazar olmak başka birine, bir yabancıya dönüşmektir… Yazmak başkasının yerine geçmektir.” Vila-Matas’ın yazdığı Montano Hastalığı, “Borges’in yirmi birinci yüzyılda en çok seveceği roman” olarak nitelendiriliyor. Montano hastalığı, yazar, edebiyat, yayın çevreleri arasındaki ilişkiye dair çarpıcı bir roman…
  • Enrique Vila-Matas, Montano Hastalığı, Jaguar Kitap
  • “Medya akışının sürekli ertelenen ve asla yerine getirilmeyen saf vaadi, ekranlarımızı takıntılı şekilde yenilememizi talep eder. Zamana ait yeni ölçüt gerçek zamanlılıktır. Toz tutabileceğimiz (ya da gerçekten bir şeyler öğrenebileceğimiz) geçmişte, tarihte ve arşivde mahsur kalmayalım diye her şeyin canlı yayınlanabilmesi adına olağanüstü enerji sarf edilmektedir. Bir anlığına gözünü ekrandan ayırmaya yeltenirsen, hayatını değiştirmeyi vadeden tweet’i, gönderiyi ya da güncellemeyi kaçırabilirsin. Bağlantılara en iyi ihtimalle birkaç günlük ömür biçiliyor. Her şey akış hâlinde. Oysa her gün bir öncekinin aynısı gibi geliyor. Herakleitos’u uyarlayacak olursak, günümüzde aynı canlı akışa iki kez girilemez. Oysa dijital nehir fazlasıyla tanıdık” diyor Dominic Pettman ve sosyal medyanın bir “şey”, bir “yer” bir “ortam” değil bir terkip bir kavram olduğunu belirtiyor. Pettman sosyal medyayı bir bağımlılık olarak değil bir sonsuz bir akış içindeki “dikkat dağınıklığı” olduğunu savunuyor. O yüzden sosyal medyayı salt eleştirmek yerine onu eleştirel ve politik bir yaklaşımla yeniden düşünüp, buna uygun bir eylem planının hazırlanması gerektiğini söylüyor. Sonsuz Dikkat Dağınıklığı, gündelik yaşam sosyolojisine yeni bir bakış getiriyor.
  • Dominic Pettman, Sonsuz Dikkat Dağınıklığı - Gündelik Yaşamda Sosyal Medyaya Odaklanmak, Sel Yayıncılık
  • “Çingene, Roman, esmer vatandaş, şopar... Varlıkları hep bilinen ama dünyaları nadiren inceleme konusu olan, topluluk adları üzerinde bile bir uzlaşma bulunmayan bir etnik grup...” Derya Koptekin, İzmir’in Çingene mahallelerindeki sosyal hizmet merkezlerinde çalıştığı yıllarda günlerini Çingene/Roman çocuklarla iç içe geçirmiş bir psikolog. Biz Romanlar Siz Gacolar kitabında Koptekin, işte bu saha çalışmalarını Çingene/Roman çocukların kimlik inşası üzerine kuruyor. Onlar hakkında bildiğimizi sandığımız klişeleri bir kenara bırakarak tüm sorularını onlara yöneltiyor. Koptekin çocuklara, kendilerini hangi gruba ait gördüklerini, etnik gruplarını hangi isimle adlandırdıklarını; hayallerini; beklentilerini; ne tür ayrımcılık örnekleriyle karşılaştıklarını ve onların “ötekisinin” kim olduğunu soruyor cevabı onların seslerinde arıyor. Derya Koptekin, Biz Romanlar Siz Gacolar kitabında gacoların göremediği Romanların dünyasına bir perde aralıyor.
  • Derya Koptekin, Biz Romanlar Siz Gacolar: Çingene/Roman Çocukların Kimlik İnşası, İletişim Yayınları.
  • “Mesafe” kavramı kültür tarihinin bir kurgusu niteliğindedir. Soğuk Temas, “uygun mesafe” kavramının 1914-1945 yılları arasında otuz yıllık bir savaş dönemi akabinde Almanya üzerinden okuyor. Lethen, 1918’deki yenilgi sonrasında Alman kültüründe yaşanan travmayı tasvir ediyor, zira artık Wilhelm İmparatorluğu’ndan aşinalık kaybolup gitmiş, yerini otoritenin ardından gelen modernliğin bıraktığı şok etkisi almıştır. Artık Almanlar, sanayileşmiş sivil toplumun soğukluğundan ziyade sıcak bir cemaat/topluluk idealinin kuşatıcılığı içerisindedir. Fakat antropolog Helmuth Plessner, ölümcül siyasi sonuçlar doğuran bu cemaat ideali yerine soğukluğu savunan bir manifesto niteliğindeki Cemaatin Sınırları kitabını yayınlar. Plessner, yoldaşlık fikrinden ziyade yabancılardan oluşan açık bir sistemi ön plana çıkartır. İnsanların bu toplumun yasalarına uygun olarak iş görebilmeleri için kendilerini hâlâ çatısı altında güvende buldukları alanlarla aralarına mesafe koymaları gerekmektedir. Soğuk Temas, “insan doğası gereği yapaydır” şeklindeki antropolojik ilkenin ilginç boyutlarını ve mesafe kavramının Alman toplumundaki oluşumunu inceliyor.
  • Helmut Lethen, Soğuk Temas: İki Savaş Arasında Almanya’da Yaşama Deneyleri ve Mesafe Kültürü, Metis Kitap.

Dünyadan kitaplar

  • İnsanlar kişisel hayatlarında ekonomi ve mahremiyeti ayrı tutmanın oldukça önemli olduğunu düşünürler. İş yerindeki romantik ilişkiler bugün bile tabu hükmündedir. Eşlerin birbirine duyduğu sevginin finansal bir değişim getirmediğini düşünürüz. Fakat Arjantin asıllı sosyolog Viviana Zelizer, The Purchase of Intimacy kitabında bu görüşe kışkırtıcı bir meydan okuma getiriyor. Zelizer kitabında, başkalarıyla kurduğumuz önemli ve samimi bağları oluşturmak, sürdürmek ve yeniden müzakere etmek için ekonomik faaliyeti nasıl uyguladığımızı anlatıyor.
  • Bir kadının maaşı, kocasının maaşı ile eşit veya daha fazla ise, adamın ev işleri ve çocuk bakımı için ayırması gereken süre ne kadardır, ki bu hususta bazen yasal anlaşmazlıklar ve yaptırımlar da uygulanır. 11 Eylül saldırılarından sonra, hemcinsi olan eşini kaybeden birine tazminat verildi mi? Zelizer, fiyatın üç mahrem alanda anahtar rolü olduğunu gösteriyor: cinsel ilişkiye giren ilişkiler; aile, arkadaş, veya profesyonellerce karşılanan sağlık hizmetleri ve hane halkı ekonomisi.
  • Zelizer, aile içi ilişkilerden, mahkeme salonlarına kadar özel hayatlarımızda ekonomik süreçlerin işleyişine dair önemli bir pencere açıyor.
  • Viviana A. Zelizer, The Purchase of Intimacy, Princeton University Press, 2005, s. 356
  • Günlük İhtidalar: Kuveyt’te İslam, Ev işleri ve Güney Asyalı Göçmen Kadınlar
  • Attiya Ahmad, Everyday Conversions: Islam, Domestic Work and South Asian Migrant Women in Kuwait kitabında, Kuveyt'e ev işçisi olarak göç eden Güney Asyalı kadınlar arasında İslam'a geçme deneyimlerini araştırıyor. Ahmad bu dönüşümleri, göçmen kadınların deneyimlediği dramatik dönüm noktaları olarak değil de gündelik süreçler olarak vurguluyor. Bu dönüşümleri göçmen kadınların kendi anlatımları üzerinden kurgulayan Ahmad okuyucuya samimi bir portre sunuyor. Kuveyt’e ev işçisi olarak gelip Müslüman olan Güney Asyalı kadınların yaşadıkları bu gündelik değişimleri seküler çevreler İslam’ın baskıcılığı ve zorlayıcılığı olarak görürken, İslamcı çevreler bunu kendi hareketlerinin bir başarısı olarak nitelendiriyor. Oysa Ahmad’ın yaklaşımı, ulus ötesi feminizmin, görüşmecilerin kendi yaşamlarına ayrıcalık tanımalarına sebep olması ve her gün şekillenen birbirleriyle ilişkili tarihsel, sosyal, politik ve ekonomik güçlere katılmış bütünsel bir anlayış ile ilişkisi olduğu yönündedir. Ahmad, görüşülen kişilerin günlük ihtidalarının önceki dinî geleneklerini tam olarak reddetmediklerini ve gayri Müslüman olmayan aile üyeleriyle olan daha önceki ilişkilerinden vazgeçmediklerini vurguluyor. Ahmad, göçmen kadınların yaşadığı bu günlük ihtidaları iki temel kavram ile ilişkilendiriyor yakınlık ve aidiyet.
  • Attiya Ahmad, Everyday Conversions: Islam, Domestic Work and South Asian Migrant Women in Kuwait, Duke University Press Book, 2017, s.288