Otogarlar yer değiştirdi, nakliyeciler orada kaldı

Fotoğraf: Sedat Özkömeç
Fotoğraf: Sedat Özkömeç

Sirkeci’de, Borsa binasının sağından Marmaray’ın girişine kadar eski arabalar sırayla dizili olurdu. Bu binanın duvarının dibinde Anadolu’ya ilk giden 18-20 kişilik arabalar beklerdi, otogar burasıydı, karşımızdaki duvarın dibi; artık kalabalığı görülmeyen derin bir uzam. Anadolu’dan Avrupa’ya geçmek isteyen önce Harem’e uğrayıp arabalı vapura biner ve buraya gelirdi. Almanya’ya giden, Almanya’dan gelip de köyüne gidecek olan, herkes bu Sirkeci noktasından geçmek zorundaydı. Topkapı, daha sonra oluştu. Sirkeci’den sonra ilk otogarlardan birisi Kaleiçi’dir. Sonra Topkapı’ya Trakya ve Anadolu garajı kuruldu.

Sirkeci Garı her zaman zorunlu bir yolcu akışına cevaplar üretecek şekilde orada oldu. 1890’da projesi Alman Mimar August Jasmund tarafından çizilen gar hizmete açılmadan önce de yerinde küçük bir istasyon vardı. Charles King garın hizmete açılmasından itibaren, en şaşaalı günlerinde bile hakkında birkaç kelime edenin pek olmadığını yazar ve bunun sebebini de Avrupa şehirlerinin görkemli bina cephelerine açılan garlarıyla birlikte düşünüldüğünde Sirkeci Garı’nın kalitesiz raylar, bakımsız hatlar yüzünden yavaşlamanın getirdiği “pes perdeden bir final” etkisi olduğu tespitinde bulunur. King, Amerikalı romancı John Dos Passos 1921 yazında İstanbul’a vardığında trenin bir başka trenin geçmesi için bir ara istasyonda durduğuna dair izlenimini aktarır. “Yoksa burası mı? Yo, hayır, evet… burası Konstantinopl” diye düşünmüştür Passos.

Fotoğraf: Sedat Özkömeç
Fotoğraf: Sedat Özkömeç

Talihsiz bir görünür görünmezlik, sinemamızda da fark edilir. Sevgililerin ve ailelerin buluşmalarının mekânı Haydarpaşa Garı’dır, Sirkeci Garı değil. Bunun mekânın güzelliğiyle ilgisi yok, Haydarpaşa Garı ilk karşılaşmanın büyüsünü alıkoyunca Sirkeci Garı’na sadece bir telaş düşüyor olmalı.

9 Ağustos 2018 tarihinde Hüseyin Rahmi Göktaş ve Ayşe Olgun’la Sirkeci Marmaray İstasyonu önünde buluştuk ve nakliyecilerin veya kamyoncuların toplandığı parka yöneldik. Şoförlerin uğrayıp çay içtikleri kahvede oturup birer bardak çay içtik önce. Nakliyeciler işte bu noktadan dağılıyor şehre. Karşıdaki park nakliyecilerin ilk toplanma yeri; yağmurda karda öylece beklediler yıllarca. Daha sonra mekân başka yerlere taşınsa da burası böyle kaldı. Parkta kalabalık yapıyorlar diye 2017’nin Kasım ayında arka sokakta bir toplanma yeri önerildi. Sirkeci Nakliyeciler ve Kamyoncular Borsası Başkanı Sinan Öz’le görüşmek için biz de oraya gittik.

Haydarpaşa ve Harem’den gelen vapurlar yüz yıllarca işçi taşımış bu noktaya, ilk tren seferlerinin başlatıldığı 1873’ten bu yana, 145 yıl boyunca.

Trenle gelenlerle kamyonla gelenlerin birlikte oluşturduğu sosyoloji, taşınanlar ve ihtiyaçlarla birlikte bu yöreye damgasını vurmuş aynı süre içinde. Tren veya kamyonla gelenler sırtlarında bulunan yükle yerleşecekleri için fazla uzağa dağılamaz, küçük otellere yönelirlerdi. Anadolu’dan gelen kamyoncular Harem’den feribotla geçerdi eskiden, şimdi köprü yolunu kullanıyorlar. Ancak bu mekânı öğrenen kamyoncular bildik hattı tercih ediyor. Uzun burunlu yirmi kişilik arabalar çalışırdı şehirlerarası. Gelen işçilerin yüzde sekseni trenle gelirdi Anadolu’dan, başka ulaşım yoktu.

Yollar genişledi, nakliye işi çok büyüdü, iş büyüdükçe de yollar büyüdü, üretim arttı. Yeni arabalar çıktı. Eskiden Şile’ye altı saatte gidiyordu Sinan Öz, şimdi bir saatte gidiyor. “Yol rahatlığı var, arabalar güzelleşti” diye anlatıyor:

Fotoğraf: Sedat Özkömeç
Fotoğraf: Sedat Özkömeç

İşimizin şu andaki meselesi mazotun pahalılaşması… Mazot pahalı, nakliye işi zorda, çok zorda… Mesleğin kalitesi düştü. Eskiden bir şoför kazanın en ileri adamı sayılırdı, yol görmüş; İstanbul, Ankara, İzmir görmüş, üslubu gelişmiş. Biri birine kız verirken alırken ona sorardı, çünkü ufkunu genişletmiş, sen ise ilçenden başka bir yere çıkmamışsın ki…

Tarihî yarımada birinci derecede sit alanı, eskiden şoförlerin kaldığı ufak oteller şimdi kocaman otellere dönüştü. Girişimci küçük otel yapmaktansa parselleri birleştirip büyük otel yapıyor. Şoförler Küçükpazar’da, Topkapı’da geçiriyor geceyi. Genelde arabalar yataklı artık, arkalarında çift kişilik yatak var. Pijamasını giyip yatıyor şoför mola yerinde.

  • Birinci derece sit alanının bir kısmında Babıali, Cağaloğlu Yokuşu yer alıyor. Kitapçılar, yayınevleri, dergi büroları usul usul terk etmek zorunda kaldılar semti. Otogarlar yüz yıl içinde sürekli yer değiştirdi, ama nakliyeciler hep orada kaldı. Bir mekân bulamadıkları için yıllarca, yaz-kış parklarda beklediler.

Bir açıdan bin yılların geleneğini koruyorlardı; Sirkeci her zaman İstanbul’un Avrupa yakasına ulaşımının hareket noktası, merkezi oldu. Gelgelelim şehir hiç büyümemiş, nüfusu artmamış gibi, bu hareket noktası göze görünmeyen kaygan bir noktaya sıkıştırıldı. Şanlı uzun mazisine dayalı İstanbul, nüfusu ne kadar artarsa artsın plânsız gelişebilir, programsız kendini yenileyebilirdi sanki…

Fotoğraf: Sedat Özkömeç
Fotoğraf: Sedat Özkömeç

1960’larda otobüscüler Sirkeci ve Laleli’de toplanmışlardı. Üsküdar’daki Harem Otogarı, 1970’te hizmete açıldı. Birkaç ay sonra da Anadolu, Trakya ve Uluslararası Otobüs terminal alanları da Topkapı’da dağınık olarak faaliyete geçti. Yine 1970 tarihinde otobüsçüler örgütlenerek Türkiye Otobüsçüler Cemiyeti’ni kurdu. Süreç içinde Uluslararası Anadolu ve Trakya Otobüsçüler Derneği (UATOD) olarak tanınan derneğin üyeleri Avrasya Terminal İşletmeleri A.Ş.’yi kurdular. 1987’de UATOD İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile yap, işlet, devret modeline bağlı olarak Bayrampaşa’da yer alacak Büyük İstanbul Otogarı’nın kurulması için anlaşma imzaladılar. Devlet desteği olmadan 140 milyon dolara mal olan bu otogarın belediye başkanlarının müdahalesiyle yaşadığı çarpılmayı daha sonra anlatacağım.

1970 yılında Topkapı Otogarı’nda 19 yazıhane yer alıyorken, içinde bulunduğumuz yıllarda bu sayı Büyük İstanbul Otogarı’nda 168 yazıhaneye kadar çıkmıştır. İstanbul Otogarı üzerinde şu anda 324 firma faaliyet gösteriyor.

Bir nakliye cumhuriyeti

Sirkeci’de, Borsa binasının sağından Marmaray’ın girişine kadar eski arabalar sırayla dizili olurdu. Bu binanın duvarının dibinde Anadolu’ya ilk giden 18-20 kişilik arabalar beklerdi, otogar burasıydı, karşımızdaki duvarın dibi; artık kalabalığı görülmeyen derin bir uzam. Anadolu’dan Avrupa’ya geçmek isteyen önce Harem’e uğrayıp arabalı vapura biner ve buraya gelirdi. Almanya’ya giden, Almanya’dan gelip de köyüne gidecek olan, herkes bu Sirkeci noktasından geçmek zorundaydı. Topkapı, daha sonra oluştu. Sirkeci’den sonra ilk otogarlardan birisi Kaleiçi’dir. Sonra Topkapı’ya Trakya ve Anadolu garajı kuruldu.

Sinan Öz 1962 doğumlu, Maraşlı, kırk senedir Sirkeci’de aynı işi yapıyor; nakliyecilik. Sirkeci Nakliyeciler ve Kamyoncular Borsası’nda yoğun bir sigara dumanı var, göz gözü görmüyor neredeyse ve girip çıkanların oluşturduğu uğultu içinde konuşmak imkânsız. Sirkeci Nakliyeciler ve Kamyoncular Borsası Başkanı Sinan Öz’ün odası nispeten havadar, girip oturduk ve onu dinledik:

Fotoğraf: Sedat Özkömeç
Fotoğraf: Sedat Özkömeç

2018 yılının Mart ayından önce Hidayet Camii’nin altındaki boşluğu büro olarak kullanıyordu Nakliyeciler.

Sinan Öz’ün anlattığına göre Nakliyecilerin mekân arayışının kırk yıl süren bir hikâyesi var. 1979’dan itibaren on yıl boyunca Yalıköşkü Caddesi’nde bulunan, Mühürzade Han’ın altı toplanma mekânları oldu. 1989’dan sonraki on yedi sene boyunca Devlet Demiryolları’na ait otoparkın deposunu toplanma yeri olarak kullandılar. Buradan Tüp Geçit Projesi nedeniyle 2006’da çıkarıldılar ve tam on bir yıl yaz kış demeden parkta toplandılar. Üç yıldır ise Sinan Öz’ün kiraladığı, Darussade Sokak’taki çokkatlı otoparkın girişindeki salonu kullanıyorlar.

Garın içinde çay ocağı vardı. Sinan Öz bu yeri kiraladı sonunda:

Arabaların en az sayıda olduğu zaman öğleden sonradır, sabahın erken saatlerinde dört yüz kişi olur. Anadolu’da iş zamanı olduğu için de 11. aya kadar şoför az bulunur, bu yüzden fiyatlar yükselir.

Kimisinin buğdayı var, kimisinin tarlası var, kimisinin domatesi var. Anadolu’da kendi işini görür, sonra çalışmaya çıkar. 300-400 kişi var burada, düşün ki aynı anadan babadan doğma iki kişi bir odada geçinemiyor, burada her türlü insan, ülkücüsü-PKK’lısı, her türlü insan gelir, belki cinayet işleyen de gelir ama kavga dövüş olmaz, rızık kapısı, işini alan gider. Bir tür nakliye cumhuriyeti gibi düşünün. Binbir çeşit insan ekmeğinin peşinde burada, kavga gürültü olmaz. Her yöreden geliyor nakliyeci; çilek zamanı Aydın, kurban zamanı Doğu illeri, üzüm zamanı İzmir, Erzincan’dan şeker, hayvan, üzüm taşınır. Karpuz zamanı Anadolu’dan herkes karpuz taşır; Anadolu’da iş varken burada iş azalır. Mevsimsel. Bütün Anadolu’dan, Van’dan da gelir, Hakkâri’den de gelir, ne bileyim karpuz zamanı Adana’dan çok gelir, üzüm zamanı İzmir’den çok gelir, çilek zamanı Aydın’dan çok gelir, sebze zamanı Antalya’dan çok gelir, kurban zamanı Doğu’dan çok gelir. Kurban getirir işte kendi malı varsa onu getirir, komşusunun malı vardır getirir. Maraş’tan biber getirirler dondurma getirir tarhana getirirler. Dönerken boş gitmez, çünkü burası pazar, bu işin pazarı; buradan iş alır gidersin. Adam Maraş’a gidiyorsa 1500-1600 lira sırf mazot masrafı var, buradan iş almadan gitmez. Serbest piyasa, işi beğendiği zaman yola çıkar, durumu iyiyse üç gün beş gün yatar.

Fotoğraf: Sedat Özkömeç
Fotoğraf: Sedat Özkömeç

Zaten kamyoncuysa kamyoncu belgesi ruhsatı vardır, nakliyeciyse ofisi vardır, der ki ben buraya kayıt olmak, iş yapmak istiyorum. Kurallarını yerine getirir düzgün çalışır sözünde durur. Kural dürüst olmasıdır, ne bileyim, işte gönderdiği işin bozuk olmaması, yani temiz bir insan olmasıdır, kural dürüst ve temiz olmasıdır.

Sirkeci şehrin en eski ulaşım geleneklerini adeta hasbelkader koruyor, nakliyeci şoförlerin büyük fedakârlığı pahasına elbette. Burası Borsa, andan ana değişiyor manzarası, ama sabah yediden akşam dörde kadar parktaki ve binadaki hareketlilik sürecek. Bir ileri bir geri gidip geliyorlar, ellerinde çay ve sigaralarıyla; daha uzağa gidemezler, her an iş çıkabilir. Kim düşük fiyat verirse o seçilecek. Rekabet, günlerdir beklemenin zorluğu, fiyatların düşmesine sebep oluyor. Elli beş nakliyat firması var Sirkeci Kamyoncular ve Nakliyeciler Borsası’nda. Elli beş firmanın elemanları da buraya geliyor ve bazen dört yüz beş yüz kişiyi buluyor şoför sayısı. Telefon ediyor bir fabrika, şu kadar yükümüz var, diye. Borsa esnektir, sabit bir şey olmaz, her an her şey değişir. Üç yüz kişi gelir, dört yüz kişi gider.

16 yaşındayken dayısının yanında işe başlamış Öz, kırk senedir bu borsayı yönetiyor. Şehrin maruz kaldığı siyasi, iktisadi, demografik ve mekânsal dönüşümlere işaret ederken “Parklarda toplananların başlarındaydım” diye anlatı ve şöyle devam etti:

60 yıldır Topkapı’daki nakliye ambarları buradaydı. Nakliyeciler, gazeteciler, ambarlar, otomotivciler, yedekçiler buradaydı. Burası merkezdi. Şapkacılar, gömlekçiler; Yeni Camii’ye kadar. Nakliye ambarları buradaydı. Anadolu’dan İstanbul’a yük getiren kamyonlar yüklerini İstanbul’un muhtelif yerlerine boşaltıp tekrar iş almak için buraya gelirlerdi. Ambarları buradaydı. Anadolu’dan yük getiren insanlar Avrupa yakasına geçmek için Harem’den gemiye biner Sirkeci’ye gelirlerdi. Şoförler bu civardaki köhne otellerde kalır, kamyonlarını ambarların önüne çekip yüklerini yerleştirir, üstlerine çadırlarını çeker, böylelikle İstanbul’da üretilen malların Anadolu’ya sevkini yapardı, memleketine boş dönmemiş olurdu. Anadolu’dan İstanbul’a yük getiren kamyonlar tekrar memleketlerine boş gitmesin diye biz onlara dönüş yükü veririz güzergâhlarına göre, nasıl döviz borsası var, hisse senedi borsası varsa, burası da nakliye borsası. Arz ve talebe göre çalışılır, yani serbest piyasanın en iyi uygulandığı yerlerden birisidir burası, isteyen istediği yere istediği şekilde hangi yükü veriyorsa, özgürce karşılıklı pazarlığını yapar alır yükünü götürür.

Fotoğraf: Sedat Özkömeç
Fotoğraf: Sedat Özkömeç

İşveren buraya gelmez, bize telefonla bildirir Ankara’ya, şu kadar, 100 ton malım var, İstanbul’a 50 ton malım var, iki araç istiyorum, 2 tır istiyorum veya 2 kamyon istiyorum, der. Biz burada pazarlık yaparız, araç sahibi yükleri gönderilecek noktaya götürür indirir parasını alır, biz de komisyonumuzu alırız, işin özü bu. Herkes eskiden Sirkeci’den geçmek zorundaydı. Kaleiçi, Topkapı. Anadolu’ya giden otobüsler dizilirmiş bu mevkide önceleri. Anadolu’dan gelenlerin de kalkış yaptığı otoparktı burası.

“Herkes eskiden Sirkeci’den geçmek zorundaydı”; köprüler yoktu, tünel de… İstanbul’da ilk demiryolu hattı ve Sirkeci İstasyonu I. Abdülaziz zamanında inşa edildi. İstasyon Şark Ekspresinin son durağıydı. Sirkeci Garı’ndan hareket eden trenler Batı’ya, Trakya ve Balkanlar’a, Haydarpaşa Garı’ndan hareket edenler de Anadolu’ya doğru yola çıkardı. Balkan Savaşları’nda ve daha sonra da Sirkeci Garı’ndan, gelmeye ve gitmeye çalışan yüzbinlerce insan geçmiş olmalı. Erken Bizans Dönemi’nde Strategion’du adı; “Komutanın Yeri” büyük bir meydan hâlinde tasarlanmıştı.