Siyasetnameler bugüne ne söyler?

16. yüzyılda kaleme aldığı Prens isimli eseridir. İlk kez bir düşünür, liderin gerekirse yalan söyleyebileceğini, etrafındakileri manipüle edebileceğini söyler.
16. yüzyılda kaleme aldığı Prens isimli eseridir. İlk kez bir düşünür, liderin gerekirse yalan söyleyebileceğini, etrafındakileri manipüle edebileceğini söyler.

Machiavelli’nin 16. yüzyılda kaleme aldığı Prens isimli eserde ilk kez bir düşünür, liderin gerekirse yalan söyleyebileceğini, etrafındakileri manipüle edebileceğini söyler. Hedefe giden her yol mübahtır Machiavelli’ye göre. Bir siyasetname olarak Prens o kadar ciddi bir kırılmadır ki ortaya koyduğu pragmatist yaklaşım, yazarının adıyla anılan bir kişilik özelliğine isim olmuştur.

Bir önceki yazımızda nasihat metinlerinin özellikle de yöneticilere hitap eden siyasetnamelerin tarih boyunca pek çok farklı coğrafyada aynı amaçlarla kaleme alındığını, idarecilere yol gösterdiğini, toplumların gidişatına yön verdiğini anlatmaya çalıştık.

Antik dönem Mısır, Çin ve Hint medeniyetleri yanında ilk ve orta çağlar boyunca Pers, İslam ve Avrupa medeniyetleri sayısız siyasetnameye ev sahipliği yaptı. Bir edebî tür olarak siyasetnameler popülerliğini hiç yitirmedi.

Bu çalışmaların ortak amacı, politikanın hakikatini ahlaki prensiplerle harmanlamaktı. Yönetici ağır bir sorumluluk altındaydı ve vazifesini layıkıyla yerine getirmeliydi. Tahta çıkmaya aday prense/şehzadeye zaman zaman hâlihazırdaki kral/sultan, zaman zaman vezir, zaman zaman da dinî bir otorite yönetmek işinin usulünü ve adabını anlatmalıydı.

  • Her dönemde ve coğrafyada ayrı ayrı verilen temel mesaj aslında birbirine çok benziyordu: adalet düzleminde, iyilik peşinde, merhametli bir liderlik…

Akıllara hemen şu soru gelebilir: Madem tarih boyunca yöneticilere erdemli davranışlar salık veren eserler yazılıp duruldu, dünya tarihi neden kan ve gözyaşı ile doludur?

Bu soruyu bir müddet düşündüm. Uzayda 13 milyar yıl öncesinin fotoğrafını çekebildiğimiz ancak dünyada açlığa hâlâ çözüm(!) bulamadığımız bir çağda yaşıyoruz. Bana öyle geliyor ki hangi zamanda yaşarsak yaşayalım zaafları, hırsları ve arzuları ile insan hep insan. Siyasetname metinlerinin havalarda uçuştuğu klasik zamanları modern zamanlardan ayıran en önemli fark ise kötünün/ kötülüğün kendine yer bulamaması değil; hiç kimsenin kötülüğü açıkça yapmayı tercih etmemesi veya kötülüğün kabul edilebilir bir davranış olduğunu iddia etmemesiydi. İyi olan, ahlaklı olan tavır belliydi. Uygulamalar ahlak çizgisinden ayrılsa da kimse aksini öne sürmezdi.

Prens, Niccolò di Bernardo dei Machiavelli.
Prens, Niccolò di Bernardo dei Machiavelli.

Bu klasik yaklaşımın kırılma noktası Machiavelli’nin 16. yüzyılda kaleme aldığı Prens isimli eseridir. İlk kez bir düşünür, liderin gerekirse yalan söyleyebileceğini, etrafındakileri manipüle edebileceğini söyler. Hedefe giden her yol mübahtır Machiavelli’ye göre. Bir siyasetname olarak Prens o kadar ciddi bir kırılmadır ki ortaya koyduğu pragmatist yaklaşım, yazarının adıyla anılan bir kişilik özelliğine isim olmuştur. Aslında Machiavelli Aydınlanma, Rönesans ve Kapitalizm ile gelecek bireyselleşme, din ve değerlerden uzaklaşma, kar maksimizasyonu fikirlerinin ilk işaretini vermiştir. İşte bu modern zamanların kokusudur.

Tanrı hayattan çekilmeli, bireyler kendi menfaatine odaklanmalı ve bu hedefe ulaştıracak ne gerekiyorsa çekinmeden yapmalıdır. Hatta bir adım ötesinde erdemli olmayan bu davranışın yüceltilmesi, bir çeşit cesaret, başkaldırı ya da özgürlük gibi gösterilmesi vardır.

  • 21. yüzyılda dört bir tarafımızı sarmış aşırılıklar insanoğlu için yeni şeyler değil aslında. Yeryüzünde hırsızlar ve katiller ve sapkınlar hep vardı. Ama spekülasyonlarla ceplerini dolduran hırsızların girişimci, yalan iddialarla ülkeleri talan eden katillerin kahraman, hazlarının peşinde koşan sapkınların onurlu kabul edildiği bir dünya yoktu.

Çağımızı farklı kılan kötülüklerin şekli ya da miktarı değil de kötülüğün bu denli göz önünde ve alkışlanır olmasıdır kanaatimce.

Şimdi tekrar siyasetnamelerimize dönelim ve bu klasik eserleri ipini koparmış modern zamanlara tercüme edebilir miyiz, bunu tartışalım. Antik çağlarda ya da 11. yüzyılda yazılmış bir eser 21. yüzyıla ne söyleyebilir ki?

Prensip olarak devlet adamlarına ithafen hazırlanmış bu eserlerde, yönetim bilimi bağlamında evrensel kabul edilebilecek nasihatler bulmak mümkündür. Aslında yönetim düşüncesinin tarihî gelişimi, nasihat kitaplarının tarihî seyriyle paralel açıklanabilir. Yönetim düşüncesi tarihini konu edinen kitaplar kutsal metinlerdeki peygamber lider tasvirleriyle başlar, çoğunlukla antik dönemlerden ve özellikle Yunan siyasetnamelerinden bahseder sonra bütün bir İslam medeniyetini kuş uçuşu geçerek Sanayi Devrimi’ne gelir. Kesinlikle her bir düşünür, yapıtlarıyla yönetimin modern bir bilim olarak ortaya çıkmasına katkı sağlamıştır. Ancak siyasetname türünün İslam coğrafyasındaki örnekleri hak ettikleri ilgiye mazhar olamamıştır. Bizi İslam coğrafyası siyasetnamelerini çalışmaya iten motivasyon da işte bu ilgisizlik olmuştur.

Antik çağlarda ya da 11. yüzyılda yazılmış bir eser 21. yüzyıla ne söyleyebilir ki?
Antik çağlarda ya da 11. yüzyılda yazılmış bir eser 21. yüzyıla ne söyleyebilir ki?

Kanaatimce siyasetnamelerin okuyucuya ve dahi 21. yüzyıl yöneticisine telkin ettiği bazı prensipler şunlardır:

1. Etik ve yönetim birbiriyle sıkı sıkıya ilintili iki alandır. Antik Yunan ve akabinde İslam medeniyetinin iktisat ve idari bilimlerini tasnifi çok net bir biçimde bunu ispatlar. Ahlakın olmadığı bir iktisattan ve idareden bahsetmek mümkün değildir.

2. Siyasetnamelerde doğruluk ve dürüstlük yöneticinin en temel vasfı olarak kabul edilmektedir. 20. yüzyılın ortalarından itibaren yapılan pek çok araştırma liderlik sürecinin başarısında en önemli faktörün güven olduğunu ve güven inşası için liderin dürüstlüğünün olmazsa olmaz koşul olduğunu ortaya koymuştur. Zekâ, alan bilgisi, kararlılık ve yönetme isteği gibi özelliklerin dürüstlük olmadan ancak felakete sürükleyeceği artık hepimizin malumudur.

3. Yönetimde adaletin tesisi ve korunması bütün metinlerde öncelenmiş temel bir mesele olarak ortaya çıkmaktadır. Klasik dönemlerde adalet içinde doğruluğu da barındıran bir kavram olarak karşımıza çıkar. Adalet, herkese hakkını vermektir. Aristo, adalet için iki aşırı uç arasındaki orta nokta demiştir. Hz. Muhammed’in (sav) ifadeleriyle ifrat ve tefrit arasındaki itidal noktası adalettir. Yönetici önce kendi iç dünyasında adaleti sağlamalı yani mutedil bir insan olmalıdır. Akabinde de toplumdaki adaleti tesis etmelidir.

Çağımızı farklı kılan kötülüklerin şekli ya da miktarı değil de kötülüğün bu denli göz önünde ve alkışlanır olmasıdır kanaatimce.
Çağımızı farklı kılan kötülüklerin şekli ya da miktarı değil de kötülüğün bu denli göz önünde ve alkışlanır olmasıdır kanaatimce.

4. Adaletin tesisi ve korunması kapsamlı bir yaklaşımla ele alınmalıdır. Yani yönetici sadece çalışanlarına değil, tüm paydaşlarına ve hatta rakiplerine karşı da adil olmalıdır. Kapitalizmin ve büyük şirketlerin doğuşu ile birlikte yöneticinin sorumluluklarının sadece hissedarlara karşı olduğu düşünülmüştür. Ancak bu adaletsiz yaklaşım hissedarlara kazandırırken çalışanlara, topluma ve çevreye zarar vermiştir. Oysa adalet bütün paydaş gruplarını dikkate alan bir bakış açısı kazandırır. 20. yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan paydaş-odaklılık tam da bu ihtiyaca binaen kurgulanmıştır.

5. Ahlaki standartların uygulanmasında herhangi bir gecikme mazur görülemez. Adalet hemen burada ve şimdi tesis edilmeli, iyilik ivedilikle uygulanmalıdır. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi adaletin tesisi kadar korunması da yöneticinin sorumluluğundadır. Yanlışlar çabucak düzeltilmeli, hatalar gerekiyorsa hızlıca cezalandırılmalıdır. Gecikmiş adaletin adalet olmayacağı akıldan çıkarılmamalıdır.

6.Zulüm, organizasyonun hangi basamağında olursa olsun başarısızlığı beraberinde getirir. Siyasetnamelerde sıklıkla zikredilen bir ifade, dinden beslenmeyen ancak adil bir yönetimin, dinden beslenen ancak adil olmayan bir yönetimden daha uzun soluklu olacağı mealindedir. Tarih, adalet temelinde yükselen devletlerin zulüm hâkim olunca nasıl yerle bir olduğunun örnekleriyle doludur. Tevhid inancından beslenen Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerin siyasi ve ekonomik istikrardan yoksunluğu da bir başka acı örnek olarak gösterilebilir. Öte yandan zulüm az çok, kabul edilebilir olan ya da olmayan gibi ayrımlar kabul etmez. Toplumun/organizasyonun şirketin en ücra köşesinde/ en alt seviyesinde gerçekleşmesine izin verilen/görmezden gelinen bir zulüm yıkılmanın fitilini ateşler.

7. Dürüst olmak ve adaletli davranmak erdemli bir yönetici için esas olmakla birlikte, iyilik (ihsan) bunun bir adım ötesidir. Yönetici dürüst olmak zorundadır.

Yönetici adaleti tesis etmek ve korumak zorundadır. Bunlar mutlak vazifeleridir. Ancak tavsiye edilen her koşulda iyilik etmek, ihsan eylemektir.

Bu, yöneticinin ekibine ve paydaşlarına yönelttiği sevgi ve ilgidir. Doğruluk liderlik binasının temeli, adalet binanın kendisi ise, ihsan da binanın süslemeleridir. Affetmek, merhamet etmek, cömert olmak ihsan kapsamında değerlendirilebilir.

8. Yönetimin temel meselelerinden olan karar verme süreçleri de nasihat metinlerinde incelenen konular arasındadır. Yönetici karar verirken faydadan evvel ahlaki normları esas almalıdır. Hedefe giden her yol mubah değildir, olamaz. İyi neticelere götürecek yolların da iyi olması esastır. Sonuçlar araçları meşrulaştırmaz. Hissedarlarına daha çok kazandırmak, daha çok kazanıp daha çok vergi vermek ya da daha çok istihdam sağlamak için ucuz ya da çocuk iş gücü kullanmak ne kadar doğru bir davranıştır? Klasik dönem siyasetnameleri faydacı bir ahlak anlayışını reddeder.

Yönetici önce kendi iç dünyasında adaleti sağlamalı yani mutedil bir insan olmalıdır. Akabinde de toplumdaki adaleti tesis etmelidir.
Yönetici önce kendi iç dünyasında adaleti sağlamalı yani mutedil bir insan olmalıdır. Akabinde de toplumdaki adaleti tesis etmelidir.

9.Sürdürülebilir bir yönetimin oluşturulması açısından geçmiş yöneticilerin tecrübeleri ve uzmanların tavsiyeleri kritik önem taşır. İslam yönetim anlayışının en temel öğelerinden olan şura, istişare/meşveret kavramları burada kendini göstermektedir. Yöneticinin hem daha tecrübeli isimlerden hem de uzmanlardan alacağı tavsiyeler hata payını azaltır. Günümüzde danışma kurullarının, mütevelli heyetlerinin, yönetsel fonksiyonu olmayan yönetim kurulu üyelerinin varoluş amacı tam da budur. Bu yapıların göstermelik olmaktan çıkarılıp gerçek fonksiyonlarını yerin getirmelerinin önü açılmalıdır. Öte yandan çeşitlilik, heterojen takımlar ve bu şekilde karar vermenin avantajları da yapılan çalışmalarla defaten vurgulanmıştır. Grup hâlinde karar verme, süreci uzatsa da kararın kalitesi, fikir çeşitliliği ve kararın kabul edilmesi açısından avantajlar sağlar.

10. Yönetici doğru davranışlarıyla örnek olmalı ve çalışanlarını doğru olana yönlendirmelidir. Bir işletmede ahlaki standartları oluşturacak ve bütünleştirecek kişi liderden başkası değildir. Unutulmamalıdır ki balık baştan kokar. Günümüzde yapılan pek çok araştırma bu prensipleri destekler nitelikte liderin örneklik vasfının altını çizmektedir. Yöneticilerin etik dışı/hukuk dışı davranışlara tevessül ettiği kurumlarda çalışanların da iş yeri sapkın davranışları dediğimiz kurumdan çalma, işten kaytarma, mobbing, taciz vs. davranışlara daha çok meylettikleri görülmüştür.

Yönetici doğru davranışlarıyla örnek olmalı ve çalışanlarını doğru olana yönlendirmelidir.
Yönetici doğru davranışlarıyla örnek olmalı ve çalışanlarını doğru olana yönlendirmelidir.

11.İnsan kaynakları yönetiminde de ahlaki standartlar esas alınmak zorundadır. İşin ehline teslim edilmesi, çalışanların adaletle ödüllendirilmesi ve cezalandırılması ahlaki bir yönetiminin temel unsurlarındandır. Bir işi iki kişiye vermemek ve bir kişiye iki iş vermemek en çok karşılaşılan nasihatlerdir. Modern yönetim anlayışı kapsamında bu durumlar avantajları ve dezavantajları ile hâlâ tartışılmaktadır. Liyakatle başlayan işe alım süreci, adaletli bir performans değerlendirme ve adaletli ücretlendirme ile devam etmelidir.

Özetle, öncelikli amacı yönetimde iyi ve doğru olana ulaşmak olan nasihatnameler, iş dünyasının temel ahlaki tartışmalarına yeni bir bakış açısı kazandırabilir. Doğruluk ve adalet gibi erdemlerin makbul bir yönetim için vazgeçilmezliği, çalışanlara ve dahi paydaşlara sevgi ve ilgi çerçevesinde muamele etmenin ehemmiyeti, ahlaki normlar esas alınarak dizayn edilmiş karar verme süreçleri, müspet sonuçlar getirse dahi ahlaki olarak kusurlu eylemlerin kat’i olarak reddedilmesi siyasetnamelerden devşirilebilecek en temel nasihatler olarak sıralanabilir.

Bir sonraki yazımız ise “Bugünün siyasetnamesini kim yazsın/yazdı/yazıyor?” sorusunu cevaplamaya çalışacak.