Çevirmen diyor ki

Ahmet Ölmez
Ahmet Ölmez

Bu sıralar üzerinde çalıştığınız, yeni bitirdiğiniz yeni başladığınız metin ve yazarlardan bahseder misiniz? Her çeviri yeni bir deneyimdir her yeni günün olduğu gibi. Bizimle paylaşmak istediğiniz herhangi yeni bir bilgi var mı?

Ahmet Ölmez:

Emeğimin odağına şiiri koyduğum için sanırım söz konusu çeviri olduğunda nasibime hep poetik metinler düşüyor. Lise yıllarından beri kendi çapımda şiir çevirileri yapmış olsam da son iki sene boyunca daha ciddi bir şekilde metinlere sarılma imkânı buldum. İlk çevirdiğim kitap Radikal Zanaat, modern çağın medya ortamında şiirin ahvalini irdelerken ikinci çevirdiğim kitap da Paul Valéry'nin nazarından modern şiirin daha geleneksel ve oturmuş boyutlarını ele alıyordu. Şimdi ise modern şiirin tanımlanmasında büyük rol oynayan Ezra Pound'un T. S. Eliot tarafından hazırlanan edebi makaleler seçkisini çeviriyorum. Kitap üç kısımdan ibaret ve her kısımda Ezra Pound'un edebi kişiliğinin başka bir veçhesini görebiliyoruz. İlkinde doğrudan sanata ve özelinde şiire dair görüşlerini beyan etmektedir. Böylece günümüze kadar akışkanlığını yitirmeden gelen modern sanat anlayışına Pound'un ne denli bir katkıda bulunduğunu görebiliyoruz.

İkinci kısımda ise Ezra Pound'un akademik yönü ortaya çıkıyor. Romans dillerine hayatını adamış biri olduğundan Latince ve Latin kökenli dillerin en üstün şair ve şiirlerini müthiş bir ustalıkla ele alıyor. Arnaut Daniel, Guido Cavalcanti ve Dante Alighieri gibi şairlerin kolay kolay başka yerde bulunamayacağı şerhlerini yıllar boyunca yaptığı çalışmalardan damıtarak okurlarına sunmuş. Guido Cavalcanti'nin mesela döneminde neşredilen kitapları inceleyerek hangi felsefi ve dini akımlardan etkilendiğini tespit etmeye çalışmış ve şiirlerindeki gizemli addedilebilecek noktaları izaha kavuşturmak için uğraşmıştır. Bu hususta benim ilgimi çeken noktalardan biri Cavalcanti'nin İbni Sina'dan etkilendiğini tahmin ettikten sonra herhangi bir İbni Sina nüshasını almayıp Cavalcanti'nin okuma ihtimali olduğu ortaçağa ait Latince bir İbni Sina çevirisini alıp okumasıdır. Böylece Cavalcanti'nin kullandığı kelimeler ile çevirideki kelimeler arasında bir paralellik kurmaya çalışmış.

Şiir hususunda hem akademik hem de pratik açıdan bu kadar hassas ve özverili çalışmış kimsenin eseri de kendini zaten hemen belli ediyor. Pound'un Romans dilleri hakkında yazdıklarını okuduğumuzda en temel kaynak kitabın Dante'nin De Vulgari Eloquentia adlı eserinin olduğunu görüyoruz. Bir yandan Pound'un makalelerini çevirirken bir yandan da yarım kalmış bu küçük risaleyi okuyayım dedim. Böylece ele aldığım makaleye daha hâkim olmayı umuyordum. Bulduğum nüsha da öyle akıcı ve sarih ifadeler içeriyordu ki parça parça çevirmekten kendimi alıkoyamadım. Pound'un girift ve zor pasajlarıyla mücadele etmekten yorulduğum zamanlar bu kitaptan küçük tercümeler yapmaya başladım. Kitabın ebadı da bir hayli kısa olduğundan çok geçmeden çevirmiş oldum. Bu açıdan an itibariyle esas çevirdiğim kitap başka tür kitaplar çevirmeme de vesile oldu diyebilirim. Ezra Pound'un bu kitapta kaleme aldığı hususlardan biri de çeviri eleştirisi.

Mesela Dante'nin İlahi Komedya eserinin İtalyanca orijinal haline oldukça hâkim olmasına rağmen birçok İngilizce çevirisini okuyarak muhtelif sebeplerle hangisini daha çok beğendiğini yazıyor. Bu şekilde Ezra Pound'un çeviriye dair kıstaslarını peyderpey çevirirken bir yandan da kendi benimsediğim yöntem ve üslubun bu kıstasların neresinde durduğunu tartmaya çalışıyorum. Tercümeye dair bilgi iktisap ederken eşzamanlı olarak tercüme faaliyeti gütmek enteresan bir tecrübe oluyor açıkçası. Son zamanlarda pek bakma imkânım olmadı, ama tesadüfen bulduğum bir şiir kitabını da çevirmeye çalışıyorum. İnternette yıllara göre yayımlanmış eski şiir kitaplarına can sıkıntısından şöyle bir bakarken gözüme Nureddin Addis adında bir şairin İngilizce başlıklı bir şiir kitabı takıldı. İlk başta Müslüman birisinin şiirlerinin 50'li yıllarda yapılmış bir çevirisi diye düşünmüştüm. Sonradan araştırdığımda Nureddin Addis'in aslında bir Amerikalı olduğunu, Sultan II. Abdülhamit döneminde Türkiye'ye seyahat amacıyla geldiğini sonradan da memleketine dönünce Müslüman olduğunu öğrendim.

Soyadını muhafaza etmekle beraber kendine Ahmed Nureddin ismini koymuş. Herhalde Amerika'da insanlar çok soruyor diye de kendi yazdığı küçük biyografik pasajda Türkleri sevmesine rağmen Türk olmadığını, dini sebebiyle bu ismi benimsediğini söylemiş. Bu kitabın satılık nüshasını da Türkiye'de bulduğumdan temini kolay oldu, alıp hemen okudum. Genel itibariyle kendi neslinin "bayağı" addedebileceği tarzdan şiirler yazmış olsa da İstanbul'a dair beş tane şiiri var. Nureddin Addis'i hiç tanımadım ama hakkında okuyabildiğim kısa birkaç metin sayesinde kendisine kalbim ısındı, hatırına bütün kitabını çevirmeye karar verdim, ama şimdilik biraz ağır gidiyor. Tabii Addis'in kitabını Türkiye'de bulduğuma göre bu eseri okuyan ilk Türk olmadığım belliydi. Kendi dediğine göre İttihat ve Terakki Fırkası'nın ileri gelenleri ile ahbaplık düzeyinde bir ilişkisi varmış. Belki kitap neşredildikten sonra onu İttihatçı arkadaşlarından birine göndermiştir ve zamanla kitap bir şekilde sahafların yolunu bulmuştur.

O tarafı tam bir muamma olsa bile serüvenini hayal etmek eğlenceli oluyor. Şiir ve yazı hususunda lisedeyken üretkenliğin önemli bir şey olduğu zannına kapıldığımdan çeviriye bu üretkenliği artırmak namına girişmiştim. Tabii zamanla insan yaptığı işin tabiatını ve hedeflerini daha iyi kavrayabiliyor. Çeviri işini ciddiye aldığım bu birkaç sene zarfında bu emeğin yazacağım orijinal eserlere de ne şekilde olumlu etki edebileceğini gördüm. Bunun öncesinde çevirinin ihtiyaç duyduğu enerji ve zamanı ona adamakla diğer edebi işlerde yarım kaldığımı düşünürdüm. Ezra Pound'un çeviriyi şiir eleştirisinin en etkin formu olarak gördüğünü öğrendikten ve sözün arkasındaki mantığı idrak ettikten sonra daha müspet bir bakış açısı kazandım. Zamanla bu sözün pratik sonuçlarını da gördüm. Yurt dışında yayımlanan edebi dergileri imkânım olduğu ölçüde takip edip dikkatimi celbeden şiirleri çevirmeye çalışıyorum. Tabii nadir rastlanılabilir örneklerin dışında hiçbiri alelade bile olsa yeni yazılan Türk şiirlerinin verdiği heyecanı sağlamıyor. Çeviri açısından bundan sonra karşıma ne gelir bilmiyorum, ama mevcut ve müstakbel çevirilerimi inşallah layığıyla çeviririm.