20.356 Takipçi

"Postumuzu Serdik!". Post Öykü, 2014'te bu slogan ile matbaanın yolunu tuttu. Öyküyü merkezinde tutan dergi; kurmaca metinler, makaleler, incelemeler ve röportajları da sayfalarına alıp, iki ayda bir satış şubelerinin raflarında yerini alıyor. Şimdi, siz bu kaydı dinlerken Post Öykü, dijital dünyada da yeni bir öyküye imza atıyor. Atölyeler, ilginç dosyalar ve yazarların mutfağında olup, bitenler! Tüm bunlar ve daha fazlası sayfalardan ekranlarınıza taşacak! Post Öykü ve GZT'yi sosyal medya mecraları üzerinden takip etmeye başlayın.

Dünyadaki obezite sorunu azalıyor

Dünyada obezite sorunu giderek azalıyor.
Dünyada obezite sorunu giderek azalıyor.

Aslında Taster da o kadar kötü değilmiş, biraz abartıyormuşuz yan etkilerini. Her şeyi abarttığımız gibi onun kullanımını da abartıyormuşuz. Kararında kullansak ne kadar faydalı olduğu gün gibi ortadaymış. Mesela dünya sağlık örgütünün yaptığı araştırmalara göre obezite büyük ölçüde azalmış...

İçindekiler

“Aç değilim!” diye bağırdım elinde bir tabldotla gelen hasta bakıcıya. Beni duyan doktor yanıma geldi. “Yemek istemiyor musun?” diye sordu yumuşak bir sesle. Birdenbire gözlerim doldu, boğazımda bir yumru, boğuk ve kısık sesle “İstemiyorum,” dedim. “O zaman seni damardan beslemek zorundayız,” dedi doktor. “Olur,” dedim artık tutamadığım gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken. “Ama Taster’ımı istiyorum.”

Doktor birden sertçe “Hayır, bundan sonra Taster yok,” dedi.

Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.

Doktorun yanımdan ayrılırken hemşirelere “Bu odaya Taster’la girilmeyecek” gibi bir şeyler söylediğini duydum. “İstiyorum, istiyorum!” diye bağırdım arkasından.

Birkaç hemşire yanıma geldi, biri kollarımdan tuttu, biri bana sakinleştirici iğne vurdu. Biraz daha tepindikten sonra ruhum çekilmişçesine yatağa yığılıp kaldım.

Bembeyaz ve apaydınlık bir oda. Neredeyse bomboş. Ortada bir masa ve iki sandalyeden başka bir şey yok. Doktor masanın karşısında oturuyor. Bu başka doktor. Bana oturmam için eliyle karşıdaki sandalyeyi işaret ediyor. Çekine çekine oturuyorum. Bu, iki haftadır hastane odasından ilk çıkışım. Her şey fazla aydınlık, gözlerim acıyor.

Doktor kendini tanıtıyor. Psikiyatristmiş. Bana neden burada olduğumu soruyor.

“Bilmiyor musunuz?” diyorum şaşkınlıkla. “Senin neden burada olduğunu düşündüğünü merak ediyorum,” diyor. “Yan etkilere maruz kaldım,” diyorum. “Yüz binde bir görülen yan etki bende çıktı. Şansa bakın.”

Ben buradan çıkınca hemen Taster’ı kafanıza geçireceğinizi bilmiyorum mu sanıyorsunuz demek istiyorum.
Ben buradan çıkınca hemen Taster’ı kafanıza geçireceğinizi bilmiyorum mu sanıyorsunuz demek istiyorum.

“Taster’dan bahsediyorsun sanırım,” diyor. Evet tabii ki ondan bahsediyorum. Bilmiyormuş gibi soruyor bir de. İçimden neler neler demek geçiyor. Sizin de başınıza gelebilirdi demek istiyorum. Ben buradan çıkınca hemen Taster’ı kafanıza geçireceğinizi bilmiyorum mu sanıyorsunuz demek istiyorum. Bana fırçalar çeken hemşireler, doktorlar, annem, ablam, hepiniz benim gibisiniz, hepiniz. Tek fark sizde yan etki çıkmadı, henüz. Bu üstten bakmaları hak etmiyorum. Sizin de başınıza gelsin de görün demek istiyorum. Ama ağzımdan sadece “Evet, Taster’dan bahsediyorum.” cümlesi çıkıyor.

Uzmanlar bu durumu paketli gıdalara ve fastfood’a olan talebin azalmasıyla açıklıyor. Shake’lere olan talep ise en yüksek seviyesinde.
Uzmanlar bu durumu paketli gıdalara ve fastfood’a olan talebin azalmasıyla açıklıyor. Shake’lere olan talep ise en yüksek seviyesinde.

Odama geri döndüm, yatakta uzanıyorum. Televizyon açık. Spikerin ağzı kulaklarında. Haberler iyi, dünyada obezite sorunu giderek azalıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün hazırladığı son rapora göre obezite tarihinin en düşük seviyelerinde. Diyabet ve kolestrol hastalıklarında da azalmalar söz konusu. Uzmanlar bu durumu paketli gıdalara ve fastfood’a olan talebin azalmasıyla açıklıyor. Shake’lere olan talep ise en yüksek seviyesinde. İşte şu anki yemek trendleri hakkında diyetisyen Hicran Göktürk’ün yorumları.

“Bir bok bildikleri yok” diyor babam hışımla. Onun küfür ettiği nadir anlardan. Televizyonu kumandayı kırarcasına kapatıyor. Sonra bana nasıl olduğumu soruyor. Kanserli birinin yanında ölümden bahsetmiş gibi bir mahcubiyet var sesinde. Omuzlarımı silkiyorum. Daha kötü günlerim olmuştu. Kendime zarar verdiğim için hemşirelerin kollarımı yatağa bağlamak zorunda kaldıkları günler. Tatlı dil güler yüz silahımı kullanarak bir hademenin Taster’ını çaldığım günler. Yere yığılıverdiğim günler. Gözlerimin ciddi ciddi görmediği günler. Bacaklarımın tutmadığı günler. Ki aslında bacaklarım hâlâ pek tutuyor sayılmazdı ama yavaş da olsa iyileşiyordum. Ama haberler iyi. Dünyadaki obezite sorunu azalıyor. Hahaha.

Medyada benim gibilerden hiç bahsedilmiyordu. Ufak bir yan etkiydi yaşadığım. Tabii canım. Bir Taster aldığınızda kullanma kılavuzunun son sayfalarında küçük harflerle uyarılar yazdığını görürdünüz. Bu cihaz iştahınızı azaltabilir. Bilinçli kullanın. Sadece eğlence amaçlı kullanımlara uygundur. Öğün yerine geçmez. Diyetinizin parçası olarak kullanılması tavsiye edilmez. İştahınızda önemli ölçüde azalma fark ettiğinizde cihazı kullanmaya ara verin. İstenmedik kilo verme durumunda doktorunuza başvurun.

Bunlar kılavuzda istediği kadar yazsın, haberlerde her gün Taster sayesinde fazla kilolarını verenlerin başarı hikayeleri yayınlanıyordu. Haberlerden hemen sonra Taster’ın mucitleriyle röportajlar izliyorduk. Programlar arasında da Taster reklamları eksik olmuyordu.

-Hâlâ yaşadıklarının yan etki olduğunu mu düşünüyorsun?

-Emin değilim.

-Başka bir şey olabileceğini de düşünmeye başladın, o yüzden mi emin değilsin?

-Bağımlılık olabilir.

-Bağımlılık tedavisinin ilk aşamasının ne olduğunu biliyor musun?

-Kabullenme.

-Bu doğru. Kabullenme. Bugün bunun üzerinde çalışmak ister misin?

-Bağımlı olduğumu mu düşünüyorsunuz?

-Bana az önce bağımlı olabileceğini sen söyledin, öyleyse üzerinde çalışmak istemez misin?

“Üstüme çok geliyorsun kadın!” diyecektim. Beni köşeye sıkıştırmaya çalışıyor, bak bak bak... Kendi laflarımı bana karşı kullanıyor. Aslında bağımlı olduğumu kabulleneli çok oldu. Ama bunu itiraf etmek çok zor. İnsan zayıflığını kabul etmek istemiyor. Aynaya baktığımda herkesin gördüğü iskeleti aylarca o yüzden göremedim. Zayıf olduğumu kabul edemedim. Ta ki bir gün zayıflıktan yere yığılana kadar.

-Eğer bağımlı olsaydım çalışmak isterdim ama siz de biliyorsunuz ki bu yalnızca bir yan etki. Detoksum bitince iyileşeceğim.

İki aylık detoks işe yaramış mıydı?
İki aylık detoks işe yaramış mıydı?

İşte bir terapiyi daha çöp ettim, odama geçiyorum. Detoksla da nah iyileşirim.

Babam yatağımın başında oturmuş, bana fısır fısır hastane dedikodularını anlatıyor. Hemşirelerden biri fenalık geçirmiş, o kadar koşturma arasında yemek yemeye vakit bulamıyorlarmış. Shake ve Taster’la geçiştiriyorlarmış öğünlerini. Geçen bir doktorda da böbrek yetmezliği çıkmış shake’ten dolayı. Hem de bir doktorda, en bilinçli olması gereken insan. Halk ne yapsın doktoru böyleyse? Arkadaşlarının çocukları da tek tek hastanelik oluyormuş. İnsanlar kafelere gidip birer shake söylüyor, saatlerce Taster’larının başında, başlarında Taster başlığıyla o yemek simülasyonu senin bu yemek simülasyonu benim vakit öldürüyorlarmış.

Babamın kendimi iyi hissetmek için biraz abarttığını düşünüyordum. Yalnız olmadığımı hissettirmeye çalışıyordu belki. Ya da herkesin bu duruma gelebileceğini göstermeye çalışıyordu. Sorunun bende olmadığını, Taster’da olduğunu filan. Ama sonra biraz dikkat kesilince babamın pek de abartmadığını fark ettim. Hemşireler benim odam dışında hep Taster başlığıyla dolaşıyorlardı, hepsi incecikti. Birçoğunun sanal yemekleri gerçeklere tercih ettiği ayan beyan ortadaydı. Haksız olduklarını söyleyemeyeceğim. Ben hâlâ her gece rüyalarımda Taster’ı görüyordum. Açıyordum menüsünü, çeşit çeşit, akla sığmaz. Seçiyordum birini. Saç diplerimde hafif bir elektriklenme. Hemen ardından tüm zihnimde lezzet denen duygunun yankısı. Kendi kendine çiğneme hareketleri yapan çenem, tat tomurcuklarının neşesi, yutkunma refleksi. Gözlerimle görmesem aslında bir şey yemediğime inanmazdım. Zaten Taster’ın başarısı da buydu. Yediğinize ikna oluyordunuz. Midenizdeki ağırlığı bile duyuyordunuz. Üstelik tek kalori almıyordunuz.

Gözlerimle görmesem aslında bir şey yemediğime inanmazdım. Zaten Taster’ın başarısı da buydu. Yediğinize ikna oluyordunuz. Midenizdeki ağırlığı bile duyuyordunuz. Üstelik tek kalori almıyordunuz.

Taster’ın “yan etkileri” gün geçtikçe salgın hastalık gibi yayılıyordu. Televizyondaki sunucular giderek zayıflıyordu, doktorlar zayıflıyordu, hastanenin yeme bozukluğu katı gün geçtikçe tıklım tıkış bir hale geliyordu. İki kişilik odalarda dört kişi kalmaya başlamıştık. Benden daha kötü durumdakilere yer açmak gerektiği için de çok geçmeden taburcu edildim. İki aylık detoks işe yaramış mıydı? Belki. İki aydır Taster’a elimi sürmemiştim, damardan beslendiğim bir haftayı saymazsak sadece gerçek yemekler yemiştim. Bunu sürdürebilirsem iyileştim diyebilirdim.

Psikiyatristim bana eğer Taster’ı tekrar kullanacak olursam bir shake’le beraber kullanmamı tavsiye etmişti, böylece en azından besin eksikliği yaşamazmışım. İnsanın bir öğünde ihtiyacı olan vitamin ve minerallerin hepsi Nutritaste marka shake’te bulunuyormuş... Ayrıca içeriğindeki fiber sayesinde bağırsaklara da iyi geliyormuş... Ve Nutritaste marka shake bilim adamları tarafından titizlikle formüle edilmiş üstelik Nutritaste marka shake veganmış... Ve Nutritaste marka shakepalm yağı da içermiyormuş. Aslında Taster da o kadar kötü değilmiş, biraz abartıyormuşuz yan etkilerini. Her şeyi abarttığımız gibi onun kullanımını da abartıyormuşuz. Kararında kullansak ne kadar faydalı olduğu gün gibi ortadaymış. Mesela dünya sağlık örgütünün yaptığı araştırmalara göre obezite büyük ölçüde azalmış...

  • Gördüğünüz gibi zamanın her noktasında ve dünyanın her yerinde durum stabil: Post’tan müthiş öyküler! (A.E.)