İki Yüzlü

Bir gözü diğerinden fazla görenler anlatır ki Yılan Dağı’ndaki hazineyi istemiş kral.
Bir gözü diğerinden fazla görenler anlatır ki Yılan Dağı’ndaki hazineyi istemiş kral.

Avcılar dağın yamacına dizilmiş. Sırayla mağara girmeye başlamışlar. Gün olmuş, on gün olmuş, yüz gün olmuş. Tek bir avcı kalmış çadırda. Sabahına mağaraya giriyorum demiş haber göndermiş ulaklarla memlekete. Akşamına dili tutuk. Elleri boş. Dönmüş saraya. Kral yolun sonunu görmüş.

Anlatılan odur ki evvel zamanın en büyük devletinin kralı çaresiz bir hastalığa yakalanmış. Pul pul yaralar çıkmış sırtında. Bu devlet o kadar büyükmüş ki bir ucundan kervanla yola çıkan çocuk, torunu kucağında diğer uca varırmış. Şifacılar, şamanlar büyücüler çağırılmış, çadırlar kurulmuş, develer kesilmiş ama derman bulamamış kral. Yolun kısalığından emin olunca kral, son görevim demiş, tacı tanıdığım en delikanlı adama devredeceğim. Tellallar salınmış. Güvercinler uçurulmuş. Yarışma duyurulmuş. Saray, binbir renk maharetli kahramanla dolmuş.

Kral yolun sonunu görmüş.
Kral yolun sonunu görmüş.

Bir gözü diğerinden fazla görenler anlatır ki Yılan Dağı’ndaki hazineyi istemiş kral. Onu sadece tanıdığım en delikanlı adam getirebilir. Yılan Dağı’ndaki hazineyi ise derisi pullarla kaplı bir Bekçi korurmuş. Hikaye anlatır, Bekçi mağarasından çıkamamakla lanetli. Kafasının arkasında da iki gözü, burnu, ağzı varmış. Bekçi’yi öldürmenin tek yolu sağ kolunu kesmekmiş. Yüzyıllar boyunca ne yiğitler kurban olmuş Yılan Dağı hazinesi uğruna. İki yüzü olduğundan mağaraya giren hiçbir yiğit doğru kolu bulamazmış. Bir tek bizim ihtiyar kral, genç bir prensken geri gelmiş dağdan. Doğru yalan anlatanın boynuna. Elleri boştu denir. Dili tutuk. Hiç konuşmamış o günü. İhtiyarlar böyle anlatır. Bire bin katıp bin eksilterek.

Yılan Dağı’ndaki hazineyi ise derisi pullarla kaplı bir Bekçi korurmuş.
Yılan Dağı’ndaki hazineyi ise derisi pullarla kaplı bir Bekçi korurmuş.

Avcılar dağın yamacına dizilmiş. Sırayla mağara girmeye başlamışlar. Gün olmuş, on gün olmuş, yüz gün olmuş. Tek bir avcı kalmış çadırda. Sabahına mağaraya giriyorum demiş haber göndermiş ulaklarla memlekete. Akşamına dili tutuk. Elleri boş. Dönmüş saraya. Kral yolun sonunu görmüş.

Hikayenin ne kadarı doğru ne kadar gerçek Allah bilir. İnsan aleminde sadece kralın bildiği şey ise bekçiyi öldüren yiğit lanetlenirmiş, pullarla kaplanırmış ve mağaraya hapsolurmuş. Düşmanı o olur, o düşmanına dönüşürmüş.