20.356 Takipçi

"Postumuzu Serdik!". Post Öykü, 2014'te bu slogan ile matbaanın yolunu tuttu. Öyküyü merkezinde tutan dergi; kurmaca metinler, makaleler, incelemeler ve röportajları da sayfalarına alıp, iki ayda bir satış şubelerinin raflarında yerini alıyor. Şimdi, siz bu kaydı dinlerken Post Öykü, dijital dünyada da yeni bir öyküye imza atıyor. Atölyeler, ilginç dosyalar ve yazarların mutfağında olup, bitenler! Tüm bunlar ve daha fazlası sayfalardan ekranlarınıza taşacak! Post Öykü ve GZT'yi sosyal medya mecraları üzerinden takip etmeye başlayın.

Kendi bedenine sürgün bir haşere

Ne var ki Samsa görüntü itibariyle böcek olsa da zihin olarak hâlâ bir insandır.
Ne var ki Samsa görüntü itibariyle böcek olsa da zihin olarak hâlâ bir insandır.

Yaşadığımız bu sonsuz uzay birbirinin içine geçmiş anlatıları barındırır. Öyle ki Gregor Samsa’yı aradığımız bir sokakta gördüğümüz kapalı kapıyı araladığımızda kendimizi bir anda Ashab-ı Kehf anlatısının tam ortasında bulabiliriz. Ashab-ı Kehf ’in rehberliğinde Yeraltı’na ve Genç Werther’in Acıları’na ulaşırız.

Modern zamanda insan kendine ait olanı yitirdi. Suretler kayboldu. Parmak izleri silindi. Oysa insanın kendi yarattığı “sermaye” ve “piyasa” bağımsızlaşıp tam da bu dönemde insanın aksine kimlik kazandı. Kişi ya da birey zamanla aynılaşıp kendine yani insana ait olanı kendi yarattığı bu “Frankenstein’ler” yüzünden terk etti.

Kimliksizleşme durumu Dönüşüm romanında da önemli bir yer alır.
Kimliksizleşme durumu Dönüşüm romanında da önemli bir yer alır.

Kimliksizleşme durumu Dönüşüm romanında da önemli bir yer alır. Öyle ki Samsa kimliğini, dilini, saygınlığını en önemlisi de insanlığını (fiziksel bir gösterge olarak) kaybetmiştir. Bu durum Dönüşüm’de Samsa’nın genelde insanın yeniden sığınabileceği bir yere ihtiyaç duymasına neden olur. Sığınma hissiyatı ise toplumundan ayrı düşmüş birçok insanın en başat özelliğidir. Bu kişi bir peygamber olsa bile “sığınacak bir mağaraya” her zaman ihtiyaç vardır.

Gregor Samsa bir sabah tedirgin düşlerin arasından sıyrılıp devasa bir böceğe dönüşür; fakat yabancılık/acayiplik onun böceğe dönüşmesinde değildir. Acayiplik böcekleşmiş haline aldırmayıp işe gitmeye çalışmasındadır. İşte bu noktada yabancılaşma uç verir. Gerçek dünya onun için “iş” demektir. Her sabah uyanıp işe giden Samsa bedensel olarak nasıl göründüğünü önemsemez. Aksine bu durumda bile bir sonraki trene yetişmek onun için elzemdir. Kendini kaybetmiş, kendine tamamen yabancılaşmıştır. “Peki şimdi ne yapacaktı? Bir sonraki tren saat yedide kalkıyordu, ona yetişebilmek için deli gibi acele etmesi gerekecekti ve koleksiyon henüz paketlenmemişti; kendisini hiç de zinde ve canlı hissetmiyordu.”1

Gregor’un içinde bulunduğu durumu Pappenheim şöyle açıklar:

  • “İnsan karşı karşıya kaldığı kararlardan kurtulmaya çalışırken, aslında kendi kendisinden kaçmaya çalışmaktadır. Kaçamayacağı şeyden... Kendisi ne ise işte ondan kaçmaya çalışmaktadır. Gene de ıstırabı o kadar derindir ki artık kendini kendi öz benliğine adamayıp, “ötekiler”in, “onlar” denilen belirsiz topluluğun seçimlerine tabi olduğu bir dünyaya sürüklenip gittiğini hisseder. Bu kişilikten bütünüyle yoksun bir varlık biçimidir; o denli genel ve meramını anlatmaktan aciz bir varlık biçimidir ki Heidegger bunu tanımlarken Almanca’da kişisellikten en arınmış ve en yansız bir terim olan ve ‘birçoğu arasından biri’ anlamına gelen “man” zamirini kullanır.”2

Samsa da kendi kişiliğini yitirmiş, kendi yaşamını ailesi için, onların daha rahat yaşaması için feda etmiştir. Kendi kendinden kaçmaya çalışan bir tek pazarlamacı Samsa mı vardır? Daha doğru bir ifadeyle kendi bedenine sürgün olan kişi paçasında kaç yüzyılın kumuyla bize kadar gelir? Eski anlatılara bugünden baktığımızda dahi çıkarılabilecek çok fazla ders vardır. Üstelik bu çıkarımlar hala faydalıdır. Çıkarılması muhtemel bu sonuçlardan biri de hangi çağ olursa olsun topluma uzak ama kendine yakın herkesin bir “sığınak” ihtiyacı duyduğudur.

Yukardaki paragrafı detaylandırmadan evvel bu başlığa şöyle bir giriş yapmak hem okur için hem de başlığın inşası bakımından faydalı olacaktır.

Her metin bir metinlerarasıdır...
Her metin bir metinlerarasıdır...

Roland Barthes metinlerarasılık hususunda şöyle der: “Her metin bir metinlerarasıdır; onda farklı düzeylerde az çok tanınabilecek biçimler altında öteki metinler yer alır: Daha önce edinilen ekinden gelen metinler ile etrafınızdaki ekinden gelen metinler. Her metin eski alıntıların yeni bir örgüsüdür.”3

Elbette bu hususta yalnızca Roland Barthes kelam etmedi, onunla hemen hemen aynı dönemlerde Julia Kristeva şöyle izah ediyordu metinlerarasılığı: “Her metin bir alıntılar mozaiği gibi oluşur, her metin içinde başka bir metnin eritilmesi ve dönüşümüdür.”4

Bu isimlerden mülhem Nurdan Gürbilek de şöyle izah eder bu durumu:

“Birincisi hiçbir yapıt boşluğa doğmaz; akan nehre sonradan eklenir. Bu dünya bizden önce de düşünülmüştür; bütün yapıtlar kendilerinden önceki yapıtlarla yapılmış bir konuşmanın izini taşır modern edebiyatta da böyle bu. Dostoyevski İnsancıklar’da Gogol’la tartışır. “Kafka Dönüşüm’de Dostoyevski’nin elli yıl önce sorduğu soruyu “insan mıyım, yoksa böcek mi?’yi cevaplar.”5

Ashab-ı Kehf anlatısına baktığımızda tıpkı diğer metinlerde olduğu gibi yaşadıkları bu dünyadan uzaklaşmayı seçen yedi kişi ve bir köpeğin başından geçenler ele alınır.

Bu noktada ben de durup Samsa’ya baktığımda karşımda Ashab-ı Kehf (mağara arkadaşları) anlatısını görmek, bu anlatıya baktığımda Yeraltından Notlar’ın anlatıcısına ya da Genç Werther’e ulaşmak beni şaşırtmıyor. Bu dört metinde de başat öğe içinde bulunduğu dünyayı kendinin olmadığını ortaya döken “bireyin, boğucu toplumsal kuvvetler, tarihsel miras, dış kültür ve yaşam tekniği karşısında varoluşunun özerkliğini ve bireyselliğini koruma savından kaynaklanmaktadır.”6

Ashab-ı Kehf anlatısına baktığımızda tıpkı diğer metinlerde olduğu gibi yaşadıkları bu dünyadan uzaklaşmayı seçen yedi kişi ve bir köpeğin başından geçenler ele alınır. Bu anlatı genel anlamıyla yabancılaşmanın önemli faktörlerini bünyesinde barındırır zira “yabancılaşma ve onun önemli göstergesi anomi, toplumsal yapıyı oluşturan değer ve norm gibi etmenlerle, bireyi bunlara uymaya zorlayan toplumsal yapı ya da kurumlar arasındaki kopma durumudur.”7 Seven Nişanyan’ın özet aktarımıyla olay örgüsü şöyle gerçekleşir.

“Olay Efes’te geçer (ama burada geçen Ephesos’un bizim Selçuk’taki meşhur Ephesos mu, yoksa Maraş Afşin’deki öteki Ephesos mu olduğuna dair rivayet muhtelif). İmparator Decius zamanında (249-251) Hıristiyanlara yönelik zulümden kaçan yedi Hıristiyan genç bir mağaraya sığınır. Burada takdir-i ilahinin bir tecellisiyle yüzlerce yıl uyurlar. Uyanınca, aradan o kadar zaman geçtiğini bilmeden, aralarından birini erzak almaya şehre gönderirler. Çocuk Decius zamanının parasıyla ödeme yapınca olay anlaşılır. Yedi Uyurlar aziz ilan edilirler. Allah’ın hikmeti bir kez daha idrak edilir.”8

İlginizi çekebilirİnsan çiftliği ya da dünya mı deseydik

Ashab-ı Kehf anlatısını ortaya döküp saçmaya çalışmamın nedeni giriş paragrafında da vurguladığım gibi sığınak ya da mağara imgesidir. Ashab-ı Kehf anlatısına modern bir başlangıç cümlesi yazmak isteseydim muhtelif cümleler üretirdim ve bu cümlelerden birisi de şöyle olurdu: “Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.”9 Bundan başka edebiyat tarihinde bu anlatıyı/kıssayı doğrulayacak birçok cümle kurulmuştur ve bu meşhur cümleleri söylemeye yaraşan meşhur karakterler de vardır.

Bunlardan biri Genç Werther’dir. Arkadaşı Wilhelm’e yazdığı mektuplardan birinde şunu not eder: “Tanrı biliyor ya! Çoğu zaman bir daha uyanmama isteğiyle, hatta bazen bir daha uyanmama umuduyla yatıyorum yatağıma.”10 Bir diğer meşhur karakterse Dostoyevski’nin yer altından ses veren böceğimsi anlatıcısıdır. Şöyle der Yeraltından Notlar’da bu kişi: “Ruhumda ta o zamanlarda bile bir yeraltı vardı. O zamanlar beni görecekler, üstüme varacaklar, ya da tanıyacaklar diye çok korkardım. Bu nedenle de sık sık gittiğim karanlık köşeleri değiştirirdim.”11

Ashab-ı Kehf anlatısına baktığımızda tıpkı diğer metinlerde olduğu gibi yaşadıkları bu dünyadan uzaklaşmayı seçen yedi kişi ve bir köpeğin başından geçenler ele alınır.
Ashab-ı Kehf anlatısına baktığımızda tıpkı diğer metinlerde olduğu gibi yaşadıkları bu dünyadan uzaklaşmayı seçen yedi kişi ve bir köpeğin başından geçenler ele alınır.

Esas öğe olarak Ashab-ı Kehf anlatısını merkeze aldığımızda Yeraltından Notlar’ın anlatıcı karakteri, Genç Werther’in Acıları romanındaki Werther, bize Dönüşüm romanındaki Gregor Samsa’nın toplumdan kaçarak mağaramsı bir odada bir sabah neden böcek olarak uyandığının cevabını verebilir. Elbette bu cevabı bulmak sanıldığı kadar kolay olmayacaktır. Bu metinler iç içe geçmiş birer mozaiktir. Şimdi bu mozaiği ögelerine ayırıp tekrardan toparlayalım.

Bu metinleri incelerken önemsediğimiz tema, karakterlerin toplumdan bunalıp yalnızlıklarına yani kendi bedenlerine “iltica” etmeleridir; tabi bu iltica durumunu irdelerken çoğu kez gönüllülük faktörü esas olmadığı için değindiğimiz bu iltica halinin bir “sürgüne” dönüşüyor olmasını göz ardı etmemeliyiz.

Nurdan Gürbilek’e göre:

“Kafka’nın böceği gözlerini yirminci yüzyılın başında bir pazarlamacının yatağında açmadan elli yıl kadar önce Dostoyevski’nin küçük memurlarının, yoksul üniversite öğrencilerinin, yeraltı adamlarının kabuslarında ortaya çıkmıştı. ‘Dönüşüm’ün koşullarının aslında çoktan hazır olduğunu haber veren şu temel soruyla birlikte: Ya başkaları için böcek kadar değersizsem? Ya böcek kadar ezilip geçilebilir, böcek kadar önemsizsem? Ya başkalarına göre insan değil de böceksem ben?”12

Nurdan Gürbilek’ten farklı düşünen James Hawes, Dönüşüm romanındaki böceğin esas kaynağını Genç Werther’in Acıları’ndan aldığını savlar.

Bu yazılanlara baktığımızda Nurdan Gürbilek’in Dönüşüm’ün öncüsü olarak Dostoyevski’yi gördüğü aşikâr. Bir bakıma öyle de olduğunu söyleyebiliriz. Nurdan Gürbilek bütün Dostoyevski romanlarını Dönüşüm’ün habercisi olarak görür, bu noktada onunla hemfikir olmakla beraber ben bir başka isme de yönelmek istiyorum; Yeraltından Notlardan da evvel yazılmış olan “Genç Werther’in Acıları”.

Nurdan Gürbilek’ten farklı düşünen James Hawes, Dönüşüm romanındaki böceğin esas kaynağını Genç Werther’in Acıları’ndan aldığını savlar. Üstüne bir de biyografik okumaların eleştirmeni kör ettiğini söyler. Her iki iddiasında da haklı olduğunu kabul ediyorum. Ayrıca biyografik okumalar konusunda ise haklılık payı arş-ı âlâya ulaşır. Şöyle başlar eleştirilerine:

“Bu imge 18 Kasım 1912’de nereden geldiği anlaşılmadan habersiz, dünyada belirir; Kafka’nın bilinçaltının güneş görmemiş derinliklerinden ya Freud’un tanımına göre babasıyla arasındaki sonsuz çatışmadan, Yahudilere özgü kendinden nefret etme durumundan, Felice ile ilişkisinden ya da Yahudi Katliamı’nı gizemli biçimde öncesinden görmesinden doğar. Aslında bunların hiçbirinden doğmaz.

Kafka’nın en ünlü imgesi durup dururken ortaya çıkmaz ama Alman yazınının en baskın kişisi sayılan Johann Wolfgang von Goethe’nin yapıtlarından çıkar.”13

Gerek Yeraltından Notlar romanına gerekse Genç Werther’in Acıları romanına baktığımızda iki eleştirmenin de savına ulaşmak mümkün. İki roman da bize yaşadığı toplumun uzağına düşmüş, topluma yabancı, uzlaşmaz iki birey sunar. Bu kendine sürgün iki bedeni Samsa’yı da aralarına alarak incelediğimizde tatmin edici bir noktaya varmak mümkün. Sonraki başlık altında bu durumu biraz daha irdeleyelim.

Yeraltından Notlar’ın anlatıcısı, böcek olmayı çok arzulayan ancak bunu beceremeyen bir karakterdir.
Yeraltından Notlar’ın anlatıcısı, böcek olmayı çok arzulayan ancak bunu beceremeyen bir karakterdir.

Böcekleşme isteği:

Yeraltından Notlar’ın anlatıcısı, böcek olmayı çok arzulayan ancak bunu beceremeyen bir karakterdir. Yine de bu beceriksizlik onun bu arzusuna mâni olmaz. Anlatıcı gerçek anlamda olmasa da mecazi bakımdan bir yer altı böceği gibi yaşar. Romanın ikinci bölümünde anlatıcı, ben bu hikâyeyi neden size anlatıyorum, sorusunun cevabını vermek istercesine şöyle söyler: “Baylar, ben şimdi size, ister dinlemek isteyin ister istemeyin, neden bir böcek bile olamadığımı anlatmak istiyorum. Tüm içtenliğimle söylüyorum, ben pek çok kez bir böcek olmak istedim. Ama bunu bile başaramadım.”14

Romanın genelinde bir böcek olamasa da “Yeraltı adamı başkalarının karşısında ezile büzüle “zararlı, iğrenç bir sinek” durumuna düşmüş, hakarete uğradığı için “gücenmiş bir sıçancık”a dönüşmüştür.”15

Nurdan Gürbilek’i doğrularcasına anlatıcı defalarca bu durumu imler:

“Başkalarının karşısında ezilip büzülen, küçük düşen, hakkını korumasını bilmeyen zararlı, iğrenç bir sinekten başka bir şey değildim.”16

“Bana bir sinek kadar bile değer vermedikleri belli oluyordu.”17

“Zverkov ise bana hiç sesini çıkarmadan bir böceğe bakar gibi bakıyordu.”18

“Çünkü ben alçağın biriyim. Yeryüzündeki sürüngenlerin en iğrenci, en gülüncü, en zavallısı, en aptalı, en kıskancı benim.”19

Romandan yapılan alıntılarda da görüldüğü gibi Yeraltından Notlar’ın anlatıcısı kendini bir böcek ya da aşağılık bir sürüngen gibi hissetmektedir. İşte bu anlarında onun sığınağı yeraltıdır ve bu sığınağı kutsar: “Evet, yaşasın yeraltı!”20 Yeraltı onun ruhunda Kalu Bela’dan beri var olan ve içinde gizlendiği, yüzlerce yıl uyuduğu mağarasıdır.

Görüldüğü gibi Samsa, “dönüşümdeki hatlarına en çok Yeraltından Notlar’da yaklaşır. Çünkü ‘ne bir kahraman ne de bir böcek’ olabildiğinden yakınıyordur orada yeraltı adamı; madem kahraman olamamıştır, hiç olmazsa böcek olabilmelidir.”21

İster yaşadığınız yeri yeraltı diye adlandıran bir devlet memuru, isterseniz de baba evinde ki bir odada yaşayan sigortacı olun yabancılaşma ya da yabancı olma hissi kaçınılmaz bir kader gibi boynumuzda asılı duruyor. Daha önce de vurguladığımız gibi yabancılaşma modern insanın adeta yazgısı. İki metne de baktığımızda “Dostoyevski’nin böceğini St. Petersburg devlet dairelerinden, kirası ödenmediği için gizlice girip çıkılan bekar odalarından, incinmişlik ve meydan okumadan dokunmuş bir hayali yeraltından patronun yasasının babasının yasasıyla ayrılmaz bir biçimde iç içe geçtiği küçük burjuva baba evine taşımıştı Kafka.”22 Bu konuda Gürbilek’e katılmamak elde değil. Öyle ki Dostoyevski’nin yeraltı adamında mecazi olan “böcekleşme” Samsa’da vücut bulur.

Böcek’in yani “kendi bedenine sürgün”Samsa’nın bir başka esin kaynağının ise Werther olduğunu belirtmiştik. Alman Edebiyatı’nın en öndeki isimlerinden biri olan Goethe’nin zamanını ve ardıllarını derinden sarsmış bu eser bir mektup roman biçiminde yazılması ve ana karakter Werther’in romanın sonunda intihar etmesiyle ünlüdür. Kalabalık bir dünyadan doğaya kaçan Werther, önceleri orada aradığını bulduğunu sansa da bunda yanıldığını anlaması fazla sürmez ve olaylar gelişir. Werther, mağarasını arayan yedi Ashab-ı Kehf’ten biridir zira kendi toplumuyla uzlaşamamış çalışmayı dahi reddeden sanatçı ruhlu bir kişiliktir. Bu romanı okurken içerisinde yabancılaşmanın ilkel bir tanımını dahi buluruz; “İnsan soyu tek bir kalıptan çıkmadır. Çoğu yaşayabilmek için günlerinin büyük bir bölümünü çalışarak geçirir ve özgürlük olarak arta kalan zaman onları o kadar kaygılandırır ki, ondan kurtulmak için denemedik şey bırakmazlar. Ey insanın alınyazısı!”23

Bu noktada Werther’in sözleri Karl Marx’a da adeta ilham olur, “Marx için ücretli emek ve yabancılaşmanın sonucu insanın alçalması, insanlığından uzaklaşmasıdır ve “o artık kendini hayvandan başka bir şey olarak hissetmez.”24 Werther’in para karşılığı çalışmaya bakışını Samsa’da da yakalarız fakat Samsa Werther gibi çalışmaya karşı bir direnç gösteremez zira o ailesinin borçlarını kapatmak için çalışmak zorundadır. “Anne babam yüzünden kendimi tutmasam çoktan istifa ederdim; patronun karşısına çıkar, düşüncelerimi içimden geldiği gibi söylerdim. [...] anne babamın borçlarını ödemek için gerekli parayı topladığım anda -ki bu beş yıl daha sürebilir- bu işi kesin yapacağım."25

Dönüşümdeki Kafka’nın böceğinin Genç Werther’in Acıları romanına bağlanmasının ana sebebinin ne olduğunu sorduğumuzda, buna cevap olarak romanın merkezinde yer alan bir cümleyi görmekteyiz; James Hawes’in dediği gibi:

“Werther bir böceğe dönüştüğünü düşünür. Ve bunu kitabın kıyıda kalmış bir yerinde düşünmez. Bu hayalini mektup romanın ilk mektuplarından birinde anlatır. O yüzden aşağıdaki bölümün Kafka’nın zamanındaki Almanca konuşan eğitimli her kimse tarafından okunduğunu ve hiç değilse kuramsal olarak incelendiğini söylemek hiç de abartı sayılmaz: İnsan bir haziranböceğine [maienkafer] dönüşüp bu hoş kokular denizinde yüzebilir, tamamen böyle beslenebilir [Nahrung]. Goethe’nin kullandığı Almanca sözcük (Nahrung) Kafka’nın Değişim’deki sözcüklerinden en anlamlı olanıdır."26

Romana bakıldığında Werther’in böcekleşme isteği sanki bir bahar pırıltısı gibi anlatılsa da esasında durum hiç de öyle değildir. Werther bu dünyadan başka bir yere ulaşmaya çalışıyor; Yedi Uyurların Tanrı’dan istediğine benzer bir şeydir bu, bir böcek olsam da değişsem, başka bir dünyada başka tatlara uyansam. Bu kendi dünyasından sıkıldığının açık bir delilidir. Şöyle izah eder Hawes bu durumu: ““Burada çapıcı olan yalnızca Werther’in (yazının en ünlü intihar kahramanının) böceğe dönüşmeyi hayal etmesi değildir, bunu neden yaptığıdır. Gizemli ve dünyevi olmayan bir besin bulmak için dönüşmek ister.”27

Bu noktada beslenmeyi tek anlamıyla değerlendirmemek gerekir çünkü insan müzikten de beslenebilir. Biliyoruz ki hem Werther hem de Samsa bu dünyanın pek hazzetmediği iki ötekisi, iki anomik karakteridir bu yüzden “Werther ve Gregor her ikisi de zor yaşama işini bir yana kaldırmanın yolunu bulmayı ve (sırasıyla kokulardan ve müzikten) katıksız duyumsal bir biçimde beslenmeyi hayal ederler.”28

Romana bakıldığında da Werther müziği içe işleyen bir büyüye benzetir: “Müzikte eski bir büyü gücünün bulunduğuna dair söylenegelen sözler hiç de anlaşılmaz değil benim için. Bu yalın ezgi nasıl da içime işliyor.”29

Dönüşüm romanının belki de zirve yaptığı sahne de müzikli bir sahnedir ve bu müzikli sahne gerçek anlamda Genç Werther’in Acıları’Dönüşüm’ün öncülü yapar. Gregor kız kardeşinin çaldığı kemana kendini kaptırır; bu bölümde de tıpkı Werther’in bahsettiği gibi büyülü bir şeyler vardır çünkü Gregor kendini müzikten alıkoyamaz öyle ki çok sevdiği “egzotik bir besine” gider gibi müziğe doğru ilerler.

“Fakat kız kardeşi o kadar güzel çalıyordu ki! Başı yana doğru eğilmiş, dikkatli ve hüzünlü bakışları nota satırlarını izliyordu. Gregor bir parça daha öne doğru süründü, kafasını iyice yere eğdi, bir ihtimal kız kardeşiyle göz göze gelebilmek için. Müzik onu bu kadar etkilediğine göre gerçekten bir hayvan mıydı yoksa? Sanki ona özlenen, bilinmedik gıdaya giden yol gösteriliyordu.”30

Bilinmedik gıda imgesi hem Genç Werther’in Acıları hem de Dönüşüm romanında önemlidir. Werther mistik, bilinmeyen besine ulaşmak için böcekleşmek isterken bu mecazi durum Dönüşüm romanında Gregor Samsa’yla tıpkı Yeraltından Notlar da olduğu gibi vücut bulur.

Yaşadığımız bu sonsuz uzay birbirinin içine geçmiş anlatıları barındırır. Öyle ki Gregor Samsa’yı aradığımız bir sokakta gördüğümüz kapalı kapıyı araladığımızda kendimizi bir anda Ashab-ı Kehf anlatısının tam ortasında bulabiliriz. Ashab-ı Kehf ’in rehberliğinde Yeraltı’na ve Genç Werther’in Acıları’na ulaşırız.

Kendi bedenine sürgün edilmiş bu bireyler esasında kendi bedenlerine de ulaşamazlar; Ashab-ı Kehf kahramanları bir “sürüngen” topluluğu gibi uykuya dalıp mağarada kendilerinden geçerler. Werther mistik tada ulaşmak için böcek olma arzusu duyar. Böcek olamaz ancak insan olarak da kalamaz. Yeraltı’ndan bildiren anlatıcıysa bu hayatta ne bir kahraman olabilmiştir ne de bir böcek. Onların ardılı Samsa bütün bu istekleri gerçeğe çevirmiş, böcek olabilmiştir. Ne var ki Samsa görüntü itibariyle böcek olsa da zihin olarak hala bir insandır.

  • 1 Franz Kafka, Dönüşüm, ss. 7,8.
  • 2 Fritz Pappenheim, Modern İnsanın Yabancılaşması Marx’a ve Tönnies’ye Dayalı Bir Yorum, Salih Ak(çev.), Ankara: Phoenix Yayınevi, 2002, s. 21.
  • 3 Kubilay Aktulum, Metinlerarası İlişkiler, Ankara: Öteki Yayınevi, 1999, s. 56.
  • 4 Kubilay Aktulum, Metinlerarası İlişkiler, s. 41.
  • 5 Nurdan Gürbilek, Benden Önce Bir Başkası, İstanbul: Metis Yayınları, 2010, s. 10
  • 6 Sibel Özbudun, George Markus ve Teme Demirer, Yabancılaşma Ve..., s. 31
  • 7 Sibel Özbudun, George Markus ve Teme Demirer, Yabancılaşma Ve..., s.
  • 8 Seven Nişanyan, “Yedi Uyurlar ve bişey bişey..., http://nisanyan1.blogspot.com....
  • 9 Franz Kafka, Dönüşüm, S. 5.
  • 10 Johann Wolfgang Von Goethe, Genç Werther’in Acıları, İstanbul: Can Sanat Yayınları, 2012, s. 111
  • 11 Fyodor Mihailoviç Dostoyevski, Yeraltından notlar, Ahmet Ekeş(çev.), Cem Yayınevi: İstanbul, 1999, s. 56.
  • 12 Nurdan Gürbilek, Benden Önce Bir Başkası, s. 23
  • 13 James Hawes, Hayatınızı Mahvetmeden Önce Neden Kafka Okumalısınız, Suğra Öncü(çev.), Sel yayıncılık: İstanbul, 2014, s. 210
  • 14 Fyodor Mihailoviç Dostoyevski, Yeraltından Notlar, s. 10.
  • 15 Nurdan Gürbilek, Benden Önce Bir Başkası, S. 24
  • 16 Fyodor Mihailoviç Dostoyevski, Yeraltından Notlar, s. 60
  • 17 Fyodor Mihailoviç Dostoyevski, Yeraltından Notlar, s. 69
  • 18 Fyodor Mihailoviç Dostoyevski, Yeraltından Notlar, s. 88
  • 19 Fyodor Mihailoviç Dostoyevski, Yeraltından Notlar, s. 146
  • 20 Fyodor Mihailoviç Dostoyevski, Yeraltından Notlar, s. 42
  • 21 Nurdan Gürbilek, Benden Önce Bir Başkası, S. 26
  • 22 Nurdan Gürbilek, Benden Önce Bir Başkası, S. 36
  • 23 Johann Wolfgang Von Goethe, Genç Werther’in Acıları, s. 24
  • 24 Martin Slattery, Sosyolojide Temel Fikirler, Ümit Tatlıcan-Gülhan Demiriz(drl.), Sentez Yayıncılık: İstanbul, 2007, s. 128
  • 25 Franz Kafka, Dönüşüm, s. 6
  • 26 James Hawes, Hayatınızı Mahvetmeden Önce Neden Kafka Okumalısınız, S. 212
  • 27 James Hawes, Hayatınızı Mahvetmeden Önce Neden Kafka Okumalısınız, s. 212
  • 28 James Hawes, Hayatınızı Mahvetmeden Önce Neden Kafka Okumalısınız, s. 213
  • 29 Johann Wolfgang Von Goethe, Genç Werther’in Acıları, s. 55
  • 30 Franz Kafka, Dönüşüm, ss. 61, 62

İLGİLİ HABERLER