Kendime yepyeni bir dünya kurmam gerek

Necip Tosun, Rasim Özdenören
Necip Tosun, Rasim Özdenören

Kendime kitaplardan, yazdıklarımdan, dostluklardan oluşan yepyeni bir dünya kurmam gerek. Ayrıca, tasvir, ritim ve duygularla örülü bir yazı evreni. Sözcüklerden oluşan bu dünyada her şey yer almalı. Yalnızlıklarım, rüyalarım ve anlayışsızlıklar. Ben bu iki dünyaya da sığabilmeliyim.

31.01.1984

Aylık Dergi’nin yeni sayısı çıkmış. Mehmet’in Mamak’ta yazdığı şiiri yayınlanmış. Çok güzel bir şiir. Aylık Dergi A, Aylık Dergi B bölümleri var dergide. Yaşar Kaplan böyle bir şeyi yapmak istediğini ama mümkün olamayacağını söylemişti. Demek ki çıkışı böyle buldu. Bölümlemeyi kalite ölçütüyle yapmak gerektiğini söylemişti. Geçenlerde bir öykü okumuştum. Her şeyin yolunda gittiğini, kahramanın mutluluğunu, sevincini şöyle ifade ediyordu hikâyeci: “Gözlerini gökyüzüne çevirdi, kuşlar hep aynı yöne uçuyordu.” Çok hoşuma gitmişti.

02.02.1984

Ankara’ya giderken, Tarmaksan’a Ömer Lekesiz’e uğruyorum. Sonra uzun bir süre otobüs bekledikten sonra Ankara, Zafer’deyim. İsmet Özel’in Zor Zamanda Konuşmak adlı yeni bir kitabı çıkmış. Bir Ömer’e bir de kendime alıyorum. Şu zamanda böyle bir kitabın çıkması hoş bir şey. Yakında düşünen insanlardan ciddi bir kitap çıkmadı. Yani tam da herkesin hararetle beklediği bir kitap.

03.02.1984

Aylık Dergi’ye çıkıyorum. Çoğunlukla olduğu gibi ya kapalıdır ya kimse yoktur diye düşünürken dergi açık ve içeride Hicabi Kırlangıç var. Hicabi ile ilk kez karşılaşıyoruz. Sevimli, pırıl pırıl, şair bir arkadaş. “Yeni çıkan kitaplar gelecek onun için bekliyorum” diyor. Ben de onunla beklemeye başlıyorum. Şiirden, dergilerden konuşuyoruz. İsmet Özel’in son kitabını görüp görmediğini soruyorum. “Gördüm” ama “almadım” diyor. Ama ben bir şair olarak o kitabı benden daha çok istediğini hissediyorum. O dışarıya çıktığında Zor Zamanda Konuşmak’ı çantamdan çıkarıyor, “Hicabi’ye, tanışma günümüzün anısı için” notunu düştükten sonra masaya bırakıyorum. O ara Recep Yumuk da geliyor dergiye. “Kitap bekliyoruz” deyince o da beklemeye başlıyor. Nihayet yeni çıkan kitaplar koliler hâlinde dergiye geliyor. Arkadaşlarımın kitapları… Necati Polat’ın Kalender isimli şiir kitabı, Mehmet Ay’ın Yol, Yağmur ve Hüzün adlı öykü kitabı. Hep beraber kitapları içeri taşıyoruz. Sonra Recep Yumuk’la dergiden çıkıp Zafer Çarşısı’na doğru giderken parmaklarımı kesen koli iplerinin acısını yeni yeni hissetmeye başlıyorum. Parmaklarıma bakıyorum. İp oturmuş parmaklarıma, kırmızı, derin izler.

08.04.1984, Kırıkkale

Ömer Lekesiz, Üzeyir Sali, Ali Sali, Hüseyin Bektaş ile birlikte Baturalp pikniğe gidiyoruz. Teklif benden gelmişti. Şu anda kafamda Öykü-roman, öykü-şiir ilişkilerine dair bir yazı yazma düşüncesi var. Yol boyunca bunu tartışıyoruz, piknik yerinde de bunu konuşuyoruz. Ben biraz fazla konuşuyorum galiba oysa yapmazdım böyle şeyler. Arkadaşlar böyle bir yazı yazmalısın dediler.

Ömer ile akşam Ankara’dan gelen misafirleri uğurluyoruz. Bense bu konuşmalardan sonra şiir-öykü ilişkileri yazısını yazmak üzere coşkuyla eve koşuyorum. Orada öykünün şiirle roman arasında bir tür olduğunu temellendirmeye çalıştım. Bana göre öykü, şiir ile roman arasında bir tür. Ne şiir gibi kapalı, dize dize yazılıyor ne de roman gibi uzun uzun, hayatın bütünü anlatılıyor. Hayattan bir kesit.

05.05.1984

Ankara’da Ramazan Dikmen’in düğünündeyim. Arkadaşların hemen hepsi buradalar. Rasim Özdenören var ve diğerleri… Bir sessizlik. Rasim Özdenören’den bir konuşma bekleniyor. Ama Rasim Özdenören o kişilerden olmadığını söylüyor. Cemal Şakar ile birlikte Mete Çamdereli’yi Diyarbakır’a uğurluyoruz. Akşam çok kalabalık bir evdeyim. Şakir Kurtulmuş’un yayın dünyasından haberlerini dinledim. Geç vakitte düğüne gelenlerin kalacağı yer kararlaştırılıyor. Biz Cemal Şakar ile birlikte Ahmet Arıca’nın evinde kalıyoruz.

22.05.1984

Bir iş görüşmesi daha doğrusu torpil yapması için Durmuş Yavuz ile birlikte Rasim Özdenören’in yanına çıkıyoruz. Rasim Özdenören ile görüşüyoruz. Durmuş Yavuz yanımızdan ayrılıyor. Bir saati aşkın Devlet Planlama Teşkilatında Rasim Özdenören ile oturuyoruz. Sonra Kurtuluş Parkı’na kadar birlikte yürüyoruz. Kahkahalar atarak, konuşarak, anlaşarak… Tabi ben “abi sana torpil yapman için gelmiştim şu işimiz ne olacak demedim, diyemedim” Kırk yıl işsiz kalsam da bir sanatçıyı, bir edebiyatçıyı bu işlerle ilgili rahatsız etmem.

Akşam Hüseyin Bektaş’tan bir aşk hikâyesi dinledim. Uykumu kaçırdı, sabaha kadar uyuyamadım.

28.05.1984

Kendime kitaplardan, yazdıklarımdan, dostluklardan oluşan yepyeni bir dünya kurmam gerek. Ayrıca, tasvir, ritim ve duygularla örülü bir yazı evreni. Sözcüklerden oluşan bu dünyada her şey yer almalı. Yalnızlıklarım, rüyalarım ve anlayışsızlıklar. Ben bu iki dünyaya da sığabilmeliyim. Ama insan yeni bir dünya yaratabilmek için önce bulunduğu dünyadan çıkabilmeli. Bu, sancılı ve yıkımla da olsa başarabilmeli. Şimdi okuyarak, yazarak, hissederek ruhumu bilmeli o dünyaya doğru ilerlemeliyim. Şimdi iyice inanabilmem için yeni dünyayı görebileceğim bir pencere açmalıyım. İnsan ancak görebildiği, tasarlayabildiği umutlara daha güçlü inanabilir. O ışığı, parıltıyı, renkleri hissetmeliyim.