Bursa'dan Budapeşte'ye: Osman Şevki Bey

Osman Şevki Uludağ Türk asker, doktor, tıp tarihçisi, besteci, milletvekili, yazar.
Osman Şevki Uludağ Türk asker, doktor, tıp tarihçisi, besteci, milletvekili, yazar.

Osman Şevki Bey 1889 doğumlu bir Bursalı. Askeri doktor olarak Balkan, I. Dünya ve Kurtuluş savaşlarına katıldı. İlmi araştırmalar için Millî Savunma Bakanlığı adına Cumhuriyet tarihinde Keşiş dağına ilk tırmanışı gerçekleştirdi. Dağın heybetinden etkilenen ve “Ne ulu dağ!” ifadesini kullanan Osman Şevki Bey, İstanbul’a dönünce verdiği raporda Keşiş dağının adının Uludağ olarak değiştirilmesini teklif etmiş, Mareşal Fevzi Çakmak’ın emriyle de Keşiş dağının adı Uludağ’a çevrilmişti. 1934’te çıkan soyadı kanunuyla kendisi de Uludağ soyadını alacaktı.

İlklerin Adamı

Osman Şevki Uludağ doktorluk kariyerinin yanı sıra güzel sanatlarla da ilgilenmişti: Ta‘lik ve nesih yazılarda gayet başarılıydı, sulu boya resimler yapıyordu, güzel şiirler yazıyordu, aynı zamanda musikişinastı: Yüzü aşkın bestesi vardı. Uludağ, hayatında pek çok ilki de barındırıyor: Türkiye’nin ilk radyologlarından, tıp tarihi ve antropolojiyle ilgili yazı yazan ilk kişi. Osmanlı tıp tarihine dair çalışmaları dışında Bursa ve Uludağ, Yeşil Cami, Uludağ Tapınakları, Keşişleri ve Dervişleri adlı kitaplarıyla şehrine dair borcunu ödemiştir.

Gülbaba Türbesi.
Gülbaba Türbesi.

Viyana Yolculuğu

1935’te milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne giren Uludağ, bir yıl sonra bir rahatsızlık geçirir. Yazdıklarından, daha çok psikolojik olduğu anlaşılan hastalığının tedavisi için hocası Prof. Tevfik Sağlam’ın “Vakit kaybetmeden Viyana’ya git, orada 1-1,5 ay kadar hiçbir şeyle uğraşmadan kal. Fakat acele et” tavsiyesine uyarak meclisten izin aldı. Kısa sürede seyahat hazırlıklarını tamamladı. O devirde Viyana’ya gitmek için birkaç yol vardı. Osman Şevki Uludağ Karadeniz’den Köstence’ye, oradan Bükreş-Budapeşte üzerinden Viyana’ya gitmeyi tercih ederek yola koyuldu.

Parklar, Müzeler, Kütüphaneler

1940'lar...
1940'lar...

Uludağ, güzergâhın her adımında molalar veriyor, bulunduğu şehrin tarihi yapılarını, müzelerini, parklarını geziyordu. Ayrıca kütüphanelerde de Türk tıp tarihini aydınlatacak elyazmalarının peşindeydi. Budapeşte’ye geldiğinde ziyaret ettiği yerlerden biri de Gülbaba türbesiydi. Evliya Çelebi’nin anlattığına göre Gülbaba bir Bektaşi dervişiydi. Amasya’nın Merzifon ilçesinde doğmuştu. Fatih, II. Bayezid, Yavuz ve Kanuni dönemlerindeki pek çok savaşa katılmış ve 1541’de Budin seferinde şehit olmuştu.

Çiçekli Bahçe İçinde Bir Türbe

Budin fethedildikten sonra Osmanlı Türklerinin Gültepe ya da Gülbababayırı dedikleri, Budapeşte’nin Buda yakasındaki yere defnedilen Gülbaba’ya Budin Beylerbeyi bir türbe yaptırmıştı. Evliya Çelebi türbeyi “Yaz ve kış meydanlarında çeşitli şamdan, çerağ, kandiller, buhurdanlar, gülâbdanlar vardır. Kara ve deniz seyyahları mermer kapı ve duvarlarına pek çok beyitler yazmışlardır” şeklinde anlatıyor. Ayrıca Gülbaba’nın çiçekli bir bahçe içinde kurşun örtülü bir kubbe altında yattığını söylüyor.

1940'lar...
1940'lar...

İstanbul’dan Giden Seccadeler

Gülbaba ve türbesine dair bilgileri borçlu olduğumuz rahmetli âlim Semavi Eyice’ye göre bu yıllarda Budin’in en büyük Müslüman mezarlığı türbenin çevresindeydi. Budin kaybedildikten sonra bu mezarlık da ortadan kaldırılmıştır. Osmanlı Devleti, son yıllarında bu türbeyle ilgilenilerek tamir ve tefrişi için yardımda bulunmuştur. 1926-1927 yıllarında Budapeşte’de başşehbender olarak görev yapan Çağlayanlar yazarı Ahmed Hikmet Müftüoğlu türbenin içini İstanbul’dan getirilen seccadelerle döşetmiştir.

Öğle Vakti Gülbaba’da

1940'lar...
1940'lar...

Osman Şevki Uludağ bir öğle vakti, “bu Yeniçeri babası Bektaşinin türbesi Budapeşte’de yegâne Türk eseri olarak kalmış” dediği türbeyi ziyaret etti ve günlüğüne şu ilginç bilgileri not düştü:

“Öğrendiğime göre Macarlar bir gün Gülbaba türbesinin Türkler için Mekke gibi bir hac yeri olacağı zannında imişler. Güya Gazi, Türkleri Mekke’ye gitmekten men etmiş, Türkler de şimdiden sonra hacı olmak için Gülbaba’yı ziyaret edeceklermiş. Bir kısım Macarlar bu hayalin bir gün tahakkuk edeceğini ve her sene Budapeşte’ye yüzbinlerce Türk’ün gelip hacı olacaklarını bekliyorlarmış ve hatta bunun şimdiye kadar niçin tahakkuk etmediğine şaşırıyorlarmış.” (İrem Ela Yıldızeli, Büyükdedem Dr. Osman Şevki Uludağ-1915 Çanakkale ve 1936 Viyana Günlükleri, Pan, 2010).

Osman Şevki Bey, Budapeşte’den Viyana’ya doğru gidedursun, bazen küçük ve sevimli bir seyahatnamenin satır aralarında dolaşmak kalın, kocaman bir tarih cildini okumaktan daha verimli olabiliyor.

1940'lar...
1940'lar...

Ne dersiniz?