Gördüğümüz şeyleri gördük mü gerçekten? Televizyonun icadı

Televizyon veya kısaca TV, bir vericiden elektromanyetik dalga halinde yayınlanan görüntü ve seslerin, ekranlı ve hoparlörlü elektronik alıcılar sayesinde yeniden görüntü ve sese çevrilmesini sağlayan haberleşme sistemidir.
Televizyon veya kısaca TV, bir vericiden elektromanyetik dalga halinde yayınlanan görüntü ve seslerin, ekranlı ve hoparlörlü elektronik alıcılar sayesinde yeniden görüntü ve sese çevrilmesini sağlayan haberleşme sistemidir.

Evlerimizin bir numaralı demirbaşı olan televizyonun tarih sahnesine girişi bundan yaklaşık yüz yıl öncesine dayanıyor. Artık televizyon yavaş yavaş yerini akıllı telefonlara, bilgisayarlara ve internete bıraksa da 20. ve 21. yüzyılın en büyük icadı olma özelliğini hâlâ muhafaza ediyor.

Televizyon öncesinde kitle iletişim radyo aracılığıyla sağlanırken, her büyük icadın bir hayalle başladığı gerçeğine dayanarak sesin yanında görüntüyü de aktarma fikri ilk defa İngiltere’de Logie Baird adındaki azimli bir hayalperest tarafından ortaya atılır.

Baird, 1924 yılında bugünkünün primitifi olan ilk televizyonu icat etmeyi başarır.

Parası olmadığı için ilk televizyonunu bir lavabo ve çay tenekesiyle yapan Baird, bir sonraki denemesinde projeksiyon lambasını bisküvi kutusuyla kaplayıp basit bir düzenek geliştirerek imkansızlıklara meydan okur.

Televizyon sözcüğü, Yunanca uzak anlamındaki tele ve Latince görmek anlamındaki visio sözcüklerinden, 20. yüzyıl başlarında türetilmiştir.
Televizyon sözcüğü, Yunanca uzak anlamındaki tele ve Latince görmek anlamındaki visio sözcüklerinden, 20. yüzyıl başlarında türetilmiştir.

Yakın zamana kadar kullandığımız tüplü televizyon ise Baird’in kaldığı yerden meşaleyi devralan Philo Taylor Farnsworth’un çalışmalarıyla ortaya çıkar.

Farnsworth 1927’de bir görüntüyü odadan odaya nakletmeyi başarır ve bu on dört yaşında bir köy çocuğu iken hayal ettiği şeydir.

Ancak televizyonu icat etmek, Farnsworth’u ne yaşarken ne de öldükten sonra ihya eden bir girişim olur. Televizyonun mucidi hayatı boyunca bir kez televizyona çıkar. Onda da CBS’in "Benim Bir Sırrım Var" adlı yarışma programına çıkan Farnsworth, ünlü konukların karşılarındaki ünsüz kişiye sorular yönelterek sırrını ortaya çıkarmaya çalıştıkları programda "ünsüz" konumundadır. Sırrı ise tabii ki elektronik televizyonu icat etmiş olması. Ünlüler sırrını çözemeyince Farnsworth kısa günün kârı deyip, evine seksen dolar ve bir karton sigarayla döner.

Televizyon 1923 yılında, John Logie Baird tarafından Birleşik Krallık'ın Hastings kasabasında icat edilmiştir.
Televizyon 1923 yılında, John Logie Baird tarafından Birleşik Krallık'ın Hastings kasabasında icat edilmiştir.

Televizyonun icadının mucitlerine pek bir faydası olmasa da bu devrim niteliğindeki buluş, başka meraklılar sayesinde gelişmeye devam eder. Televizyon denilen alet, 1940’lı yıllar ve sonrasında son sürat gelişmeye devam ederken, ticari lisanslar da serbest bırakılır, fakat yayınlanacak yeterince program yoktur; çünkü televizyon yayıncılığı için henüz erkendir.

Renkli televizyon ilk kez 1950’lerin başında arz-ı endam ederken, bu tarihler aynı zamanda Türkiye’deki ilk televizyon yayınlarının yapıldığı yıllar olarak kayıtlara geçer.

Türkiye’de ilk olarak 1953 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından deneme yayınları başlar.

Zamanla gelişen bu televizyon altyapısı TRT’nin İstanbul stüdyoları ve vericisi kurulana kadar TRT’ye de hizmet verir. Ancak TRT Kanunu ile radyo ve TV yayın tekelinin TRT Kurumuna verilmesi üzerine haftada bir yapılan İTÜ TV yayınlarına son verilir. TRT, siyah beyaz olarak deneme yayına 1968 yılında başlar ve renkli yayın kısmen de olsa 1980’lerde hayatımıza girer. Türk halkı da evinin başköşesine yerleştiği bu sihirli kutuyu üzerini dantellerle donatarak kendince kabullenmiştir. Nihayet 1990’lara gelindiğinde ise gayri resmi olarak yayına başlayan özel kanallar aynı dönemde çıkarılan kanunla resmiyet kazanır.

İlk televizyon görüntüsü ise yine Baird tarafından 1926 yılında yayınlanmıştır.
İlk televizyon görüntüsü ise yine Baird tarafından 1926 yılında yayınlanmıştır.
Televizyon dünyası 1995’lere kadar önemli bir değişiklik yaşamaz ancak bu dönemde ortaya çıkan plazma ve LCD ekran panelleri adeta bir devrim niteliğindedir.

Tüplü, hantal ve kocaman televizyonlar, yerini incecik ekranlara bırakırken günümüzde geldiğimiz noktada ise HDTV’ler, 3D’ler, Smart TV’ler, Curved TV’ler ve QLED TV’ler olarak hayatımızda çoktan yerini aldı. Tüm bu baş döndüren gelişmeler sonucunda televizyonlar akıllanırken, Yılmaz Erdoğan’ın "Vizontele" filmiyle hayatımıza giren "Zeki Müren de bizi görebilecek mi" repliği artık daha fazla anlam taşıyor. Seyircisini izleyebilen televizyonları konuştuğumuz şu dönemde, Merhum Zeki Müren olmasa da sanırım artık birileri de bizi görebilecek.