Gurbetin müziği

Gurbette olmak, o dönemde Türk müziği furyasına engel olmadı.
Gurbette olmak, o dönemde Türk müziği furyasına engel olmadı.

1970’lerden itibaren başta Almanya olmak üzere Türklerin yaşadığı Avrupa şehirlerinde bir müzik furyası başlamıştı. İşçi yurtlarında, pansiyonlarda ve evlerde üzerinde Minareci, Uzelli, Türkola yazan plak ve kasetler dinleniyor, her geçen gün içerisinde gurbet teması işlenen yeni şarkı ve türküler piyasaya çıkıyordu. Kimler kimler yoktu ki? Ruhi Su, Cem Karaca, Neşet Ertaş, Abdullah Papur, Yüksel Özkasap, Ferdi Tayfur, Metin Türköz, Nurcan Opel ve daha niceleri gurbete yakılan şarkıları, türküleri seslendiriyordu.

O dönem iletişim imkânlarının kısıtlı olması nedeniyle gurbette yaşayan Türkler şarkılar ve türküler aracılığıyla memlekete olan özlemlerini gidermeye çalışıyor, Anadolu’dan süzülüp gelen gurbet ezgileri sılaya olan hasreti bir nebze olsun dindiriyordu.

Talep öylesine büyüktü ki, Türklerin işçilikten işletmeciliğe geçiş sürecine kaset sektörü neredeyse damga vurmuştu. Bakkallardan sonra en çok açılan dükkânlar kaset ve video satan export dükkânları olmuştu. Münih’teki Türk işyerlerinin yoğun olduğu Bayer ve Goethe Caddesi üzerindeki dükkânların sayısı her geçen gün artıyordu. Bu dükkânların sahipleri Türkiye’den arabalar dolusu kaset ve plak getiriyor, ancak çok kısa zamanda hepsi tükeniyordu.

Türk plakçılığının duayen ismi Tahir Minareci, adını verdiği Minareci Videola firması ile 50 yılı aşkın bir süre Almanya 'da yaşayan gurbetçilerin sesi olmuştur.
Türk plakçılığının duayen ismi Tahir Minareci, adını verdiği Minareci Videola firması ile 50 yılı aşkın bir süre Almanya 'da yaşayan gurbetçilerin sesi olmuştur.
Kasetleri Almanya’da üretip satmanın zamanı gelmişti.

Tahir Minareci, Sirkeci’den tahta bavullarla gelen binlerce işçiden biriydi.Münih’te çeşitli fabrikalarda, atölyelerde çalıştı. Müziğe hep ilgisi vardı. Türkiye’de çıkan kasetlerin Almanya’ya getirilmesinin zahmetli ve pahalı bir iş olduğu fark edince Türkiye’deki sanatçılarla anlaşarak onların kasetlerini Almanya’da basmaya ve satmaya karar verdi.

Minareci ismini verdiği şirketi bir anda Almanya’nın en önemli müzik şirketlerinden biri haline geldi.

İbrahim Tatlıses’ten Zeki Müren’e, Orhan Gencebay’dan Emel Sayın’a kadar birçok sanatçının kasetleri, filmleri artık Almanya’da basılıp satılıyordu. Evinde, arabasında Minareci logolu kaset ve video olmayan Türk neredeyse yoktu. Onu Uzelli ve Türkola şirketleri izledi. Türkola’nın kurucusu ise fabrika işçisi olarak gelen kadın bir işçimizdi.

İlk, orta ve lise eğitimini Malatya'da tamamlayan Özkasap, ortaokul yıllarında mandoline merak sardı ve ardından Prof. Cemil Demirsipahi'den keman dersleri almaya başladı..
İlk, orta ve lise eğitimini Malatya'da tamamlayan Özkasap, ortaokul yıllarında mandoline merak sardı ve ardından Prof. Cemil Demirsipahi'den keman dersleri almaya başladı..

6 çocuklu Malatyalı bir ailenin kızı olan Yüksel Özkasap, 1966 yılında fabrika işçisi olarak Köln’e gitmişti. Almanya’daki üçüncü ayındayken, dönemin meşhur sanatçılarından Ali Ekber Çiçek konser için Köln’e gelmişti. Birçok işçi gibi Yüksel Özkasap da konserdeki yerini aldı. Konser bittiğinde sanatçıyı ziyaret etmek ve imza almak için kulise kabul edilenler arasında o da vardı. Arkadaşlarının ısrarıyla orada bir türkü okudu. Ali Ekber Çiçek, Yüksel Özkasap’ın sesini ve yorumunu çok beğenmişti. Onu hemen Köln’de export dükkânı olan Yılmaz Asöcal’la tanıştırdı. Böylece Yüksel Özkasap müzik dünyasına ilk adımını atmış oldu.

İlk 45’liği olan "Gülom" birkaç ay içinde 150 bin adet satınca Yüksel Özkasap’ın ismi, hem Almanya’da hem Türkiye’de konuşulmaya başlandı.

Ardı ardına 45’likler çıkarıyor, konserleri dolup taşıyordu. Şarkı ve türkülerinde çoğunlukla memlekete ve aileye olan özlemi dile getiren Yüksel Özkasap’a, en çok da Almanya’da çalışan Türkler hayran olmuştu. Posterleri yurtlarda kalan işçilerin duvarlarını süslüyor, plakları ve bantları milyonlarca satılıyordu.

O artık "Köln Bülbülü"ydü.

Bir süre sonra müziğe adım atmasını sağlayan Yılmaz Asöcal ile evlendi. Ardından Türkola müzik şirketini kurdular. 1978 yılına gelindiğinde Yüksel Özkasap, 500’den fazla eser seslendirmiş ve satışları 3 milyona ulaşmıştı.Almanya, İtalya, Macaristan gibi birçok ülkede eserleri çalınıyordu.12 Altın Plak, Almanya’da onur ödülü, sanat nişanı, Cannes’da Long Play ödülü aldı.

Yüksel Özkasap dünyaca tanınan bir sanatçı olmuştu. Werner Müller Orkestrasıyla seslendirdiği "Zindan Oldu Sensiz"deki gibi birçok performansı hafızalara kazındı. Bir zamanlar Türk işçilerin dilinden düşmeyen "Zalim Almanya" türküsünde şöyle sesleniyordu.

Yüksel Özkasap, memleket hasreti nedeniyle birçok parçasında Türkiye'ye olan özlemini anlatan gurbeti ve ayrılık acısını işledi.
Yüksel Özkasap, memleket hasreti nedeniyle birçok parçasında Türkiye'ye olan özlemini anlatan gurbeti ve ayrılık acısını işledi.

“Ayrı düştüm vatanımdan yurdumdan

Sermayem yok servetim yok elimden

Bilinmiyor yoksulların dilinden

Almanya’ya mecbur ettin yoksulluk beni

Fakirlik beni, yoksulluk beni

Bir garibim kimse bilmez halimden

Ağlıyorum hasretimden derdimden

Çekmem şu gurbeti gelse elimden

Almanya’ya mahkûm ettin yoksulluk beni

Fakirlik beni, yoksulluk beni

Anamdan babamdan ettin yoksulluk beni”

Gurbet türküleri denilince akla gelen ilk isimlerden biri de hiç şüphesiz Neşet Ertaş’tı.

1970’li yılların sonunda, sahne aldığı bir gün parmaklarında uyuşma hissedince tedavi olmak istemiş ancak Türkiye’de şifa bulamayınca soluğu Almanya’daki kardeşinin yanında almıştı. Orada gördüğü tedavi sonuç verince, bir süre uzak kaldığı sazına geri dönebilmişti. Ancak oturma izni olmadığı için Türkiye’ye geri dönmesi gerekiyordu. İşçi ya da turist olarak değil, müzisyen olarak vizeye başvurursa işlemlerinin kolayca halledileceğini öğrenmişti.

Neşet Ertaş, Türk halk ozanı, abdallık geleneğinin son büyük temsilcisidir.
Neşet Ertaş, Türk halk ozanı, abdallık geleneğinin son büyük temsilcisidir.

Gerçekten de öyle oldu, müzisyen vizesiyle Almanya’da yaşamaya başladı. Onun geldiğini öğrenen gurbetçiler düğün, toplantı, konser gibi etkinliklerde kapısını çalmaya başladı.

Neşet Ertaş’ın 27 yıl sürecek gurbet hayatı Almanya’nın Köln şehrine 17 kilometre uzaklıktaki Bergheim kasabasında başlamış oldu.

O dönem türkü ve türkücülere yönelik TRT’nin uyguladığı ambargodan Neşet Ertaş da nasibini almıştı. Ona ait türküler ya anonim olarak anons ediliyor ya da rahmetli türkücünün eseri diye seslendiriliyordu. Olup biten karşısında kimseye küsüp darılmayan Neşet Ertaş’ın tek ilacı çalıp söylemekti. O da öyle yaptı. Gurbetçiler arasında ismi artık efsaneleşmişti. Avrupa’nın birçok şehrinde konserler veriyor, küçük bir düğün daveti olsa bile kimseyi kırmadan gidip türkülerini havalandırıyordu. Gurbet ona yeni yeni türküler de yazdıracaktı…

Bozkırın Tezenesi, araba sürmeyi yeni öğrendiği zamanlarda başka bir arkadaşının aracını takip ederek Almanya’dan Türkiye’ye gitmeye karar verir. Böylece hem kaybolmayacak hem de acemiliği yüzünden başına bir şey gelmeyecektir. Ancak evdeki hesap çarşıya uymaz. Yugoslavya topraklarında ilerlerken önünden giden arkadaşının aracını bir anda kaybeder, o an telaşla üstüne bir de kaza yapar. Yugoslav polisi hemen olay yerine gelir ancak dil bilmeyen Neşet Ertaş’la bir türlü anlaşamazlar. Ehliyet ve pasaportunu da öndeki arabada unutmuş olması işin üstüne iyice tuz biber olur.

Neşet Ertaş 3 ay boyunca Yugoslavya’da hapis yatacaktır.

Orada sigara kağıdının arkasına kibrit çöpünün barutlu kısmını ıslatarak yazdığı türkü ise yıllarca dillerden düşmeyecektir.

Yaşar Kemal, Ertaş'ı "Bozkırın Tezenesi" olarak adlandırmıştır.
Yaşar Kemal, Ertaş'ı "Bozkırın Tezenesi" olarak adlandırmıştır.

“Şu garip halimden bilen şiveli nazlım

Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen

Tatlı dillim güler yüzlüm ey ceylan gözlüm

Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen

Ben ağlarsam ağlayıp gülersem gülen

Bütün dertlerimi anlayıp gönlümü bilen

Sanki kalbimi bilerek yüzüme gülen

Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen

Sinemde gizli yaramı kimse bilmiyor

Hiçbir tabip yarama merhem olmuyor

Boynu bükük bir garibim yüzüm gülmüyor

Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen”

Almanya’daki Türk müzik sektörüne damga vuran isimlerden biri de Cem Karaca’ydı.

1979’da bir konser için Almanya’ya giden sanatçı, bir yandan Alman müzisyenlerle ortak çalışmalar yaparken bir yandan da Almanya’da çalışan gurbetçilerin orada yaşadıkları sıkıntıları gözlemliyor, onların hayatına girmeye çalışıyordu. Türklerin yaşadığı mahalleleri, işçilerimizin çalıştığı işyerlerini ziyaret edip onlarla sohbet ediyordu. Şahit olduğu gerçekliğe seyirci kalamadı ve en iyi yaptığı şeyi yaparak yurtdışındaki Türkler için şarkılar söylemeye başladı.

Muhtar Cem Karaca, Anadolu rock türünün kurucularındandır.
Muhtar Cem Karaca, Anadolu rock türünün kurucularındandır.

Kısa zamanda Almanya’da Türklere yönelik olumsuz bakış açısını ve yapılan haksızlıkları dile getiren, "Willkommen" ve "Es kamen Menschen" isimli Almanca şarkılarla hayranlarının karşısına çıktı.

Karaca, Almanya'daki müzisyen arkadaşı Fehiman Uğurdemir ile birlikte 1982'de Bekle Beni albümünü yayınladı.

Cem Karaca’nın şarkıları Almanya’daki müzik sektöründe yeni bir alanın açılmasına da katkı sağlayacaktı. Göçmenlere yönelik yapılan haksızlıkların popüler kültür içerisinde eleştirel bir dille ifade edilmesi özellikle gençler arasında büyük karşılık bulacak, Kreuzberg gibi göçmen yoğun mahallelerde yaşayan müzik severlere ilham kaynağı olacaktı.

Göçün ilk yıllarında gurbeti ve sılaya olan hasreti anlatan şarkı ve türküler, yeni nesillerin yetişmesiyle birlikte toplumsal eşitsizlikleri, göçmenlere yönelik uygulanan ayrımcı ve ırkçı tavırları eleştiren bir dile evriliyordu. İslamic Force, 36 Boys, Massaka, Cartel gibi rap grupları, Münih’in export dükkânlarında başlayan Türk müzik sektörünü, Almanya’nın getto diye anılan sokaklarına taşıyan "sivri dilli" temsilcileri olacaktı.