Hasan Dağı'nın çığlıkları

​Hasan Dağı.
​Hasan Dağı.

İstanbul’dan Adana’ya, Adana’dan Niğde’ye giderken İç Anadolu’nun pek çok yerinden görülen bir dağ yükselir. Anadolu coğrafyasını iyi bilenler anlamıştır: Görünce insanın içinde yer eden, bizden biriymiş hissi yaratmasıyla, keşfedilmeyi bekleyen mahcup havasıyla tırmanma arzusu uyandıran Hasan Dağı’ndan bahsediyoruz.

Böyle görünen bir dağdan gotik romanlara taş çıkartacak korku hikâyeleri beklemezsiniz ama Hasan Dağı kendi çapında bir K2 performansı sergiliyor. Kaç dağcı tanıdıysak hepsinin Hasan Dağı ile zorlu bir imtihanı olmuş.

Kendimi bütün o dağ filmlerini izlediğimizde adrenalin dozumuzu yükselten sahnelerin içinde bulmuştum!
Kendimi bütün o dağ filmlerini izlediğimizde adrenalin dozumuzu yükselten sahnelerin içinde bulmuştum!

Mesela ben (Ergin) 2017 kışında üzerimdeki halat soğuktan donduğu için kaz tüyümü giymeye fırsat bulamadan hipotermiye girmiştim. 2018 kışında yine gündüz kazma alıştırmaları yaparken hemen 100 metre ötede çığ kopmuştu. Gece boyunca devam eden çığ nedeniyle rehberimiz zirve denememeye karar verdi. Ancak 2019’da, -10 derece soğuk ve 45 km/s esen rüzgâr eşliğinde zirve yapmayı başarabildim.

Aradan geçen dört yılın sonunda, bu efsanevi dağa birlikte adım atmıştık. Hasan’a dair anlattıklarımdan ve duyduğu hikâyelerden ötürü Fatma Büşra çok heyecanlıydı. Hakkı da vardı zira Hasan yine coşacak, zirve günü 70-80 km/s esen rüzgârla bizi sıra dayağına çekecekti.

Hem de ne dayak! Hasan’a çıkmak istiyordum (Fatma Büşra) çünkü kış dağcısı olabilecek miyim, merak ediyordum. Karlı dağlara tırmanmıştım fakat kışın en sert zamanında, tipi ve rüzgârdan kimsenin göz açamadığı, birçok dağcının ölümle bakıştığı bir dağa tırmanmayı denemeliydim. Ergin bana “kendini bir de fırtınada görmelisin” derdi. İşte fırsat bu fırsattı! Ve ilk defa bir tırmanışta bu denli korktum. Kendimi bütün o dağ filmlerini izlediğimizde adrenalin dozumuzu yükselten sahnelerin içinde bulmuştum!

Gece 03.30’da yirmi sekiz kişilik ekip iki kol hâlinde yürüyüşe hazırdık. Ay geceyi aydınlatırken, dağ karşımızda tüm gizemiyle uzanıyordu. Ben de (Ergin) dahil olmak üzere dört rehberin telsiz ve sayı kontrolünün ardından yürüyüş başladı. Yarım saat sonra rotaya girmiş, dağa ayak basmıştık.

Gözümün önünden Everest filminden sahneler geçip duruyordu, ona sürekli hareket etmesini söylüyordum.
Gözümün önünden Everest filminden sahneler geçip duruyordu, ona sürekli hareket etmesini söylüyordum.

Grup lideri derin karda iz açarak yürüyordu, bense (Fatma Büşra) arkasından gidiyordum. İlk saatler hiç sorun yaşamadım, türlü düşüncelerle ha babam tırmanıyordum. İlk dik kısım bitti. Ardından uzun bir düzlüğe çıktık. Aniden bir yorgunluk çöktü üstüme. Dağ gözüme gereksiz göründü bir an ve çıkmaya üşendim. Meğer başıma gelecekler için uyarıymış. “Dönüşte haşat olurum” diye korkarak dönmek istedim. Benim için bir ilkti bu. Şaşkındım. Fakat Ergin’in motive edici tavrı beni kamçıladı ve tırmanmaya devam ettim.

Bu tırmanıştan payımıza neler düştü neler! Ekip ruhu her şeydi. Dağcılık gerçekten cesaret işiydi.
Bu tırmanıştan payımıza neler düştü neler! Ekip ruhu her şeydi. Dağcılık gerçekten cesaret işiydi.

Bütün bu psikolojik harpten sonra zirveye vardığımızda bizi amansız bir fırtına karşıladı. Zaten son otuz metrelik açıklığa geldiğimizde rüzgâr çirkin yüzünü göstermişti de yine de zirveye adım attığımızda neye uğradığımızı şaşırdık. Saatte 70 kilometreyle esen rüzgârda ayakta duramıyorduk. 3 dakika içinde inişe geçtik. O rüzgârda çökmeden durmak onca yolu tırmanmaktan daha zordu neredeyse. Ama bu daha hiçbir şey değildi!

Rüzgâr grubun dengesini iyice bozmaya başlamıştı. İz açan rehberin ayağına kramp girdi. Hızla dağdan kurtulmak isteyen birkaç dağcı, rehberi beklemeden aşağı inmeye başladı. Rüzgâr çok şiddetli olduğu için kayıp düşmeyen kimse kalmamıştı. Yine de o âna kadar herkes kalkıyordu. Bu esnada biri dengesini hepten kaybetti. Önündeki kişiyi de düşürdü, iki kişi birlikte yaklaşık 300 metre kadar kaydılar. Onları yakalamak için peşlerinden giden lider bizden epeyce uzaklaşmıştı. Fatma Büşra iyice yorulmuştu, dengesini sağlamakta zorluk çekiyordu. Gözümün önünden Everest filminden sahneler geçip duruyordu, ona sürekli hareket etmesini söylüyordum. Düşersek değil durursak ölecektik. Ardıma onunla birlikte beş kişiyi daha aldım (Ergin), yavaşça inmeye devam ettik. İzlere sürekli yeni kar doluyor, iniş ölümcül bir hâl alıyordu.

Rüzgâr göz açtırmıyordu, sürekli düşüyordum (Fatma Büşra). Durduğu an toparlayıp kalkıyordum fakat kalkar kalkmaz yine düşürüyordu. Bu cendereden çıkamayacaktım. Sağ salim inmek hayal olmuştu. Ergin her seferinde beni tutuyor, kaymamı engelliyordu fakat vakit ilerledikçe ölüm daha hızlı koşuyordu arkamızdan. Bir ara rüzgâr o kadar şiddetlendi ki Ergin üstüme kapandı, bana ancak o şekilde set olabilmişti. Her yerimize kar doluyordu, ıslıkla başlayan rüzgâr artık çığlıklar atıyordu. Sanki dağda bir cadı kazanı kurulmuştu da cadılar bilmediğimiz bir dilde bizi lanetliyordu. Hasan Dağı'nı yıllar sonra bile bu çığlıklarıyla hatırlayacağım kesindi.

Bütün bu psikolojik harpten sonra zirveye vardığımızda bizi amansız bir fırtına karşıladı.
Bütün bu psikolojik harpten sonra zirveye vardığımızda bizi amansız bir fırtına karşıladı.

Hava kararmıştı. Önümüzü göremediğimiz için saatimdeki (Ergin) rota yardımıyla asfalt yola indiğimizde derin bir oh çektik. Yanımızda yiyecek bir şey kalmamıştı. Kafa fenerleri ve telsizin şarjı bitmek üzereydi. Üç rehber, dört dağcı arkadaşımız gerideydi. Daha geçe kaldıkları için işleri daha zordu çünkü saat ilerledikçe rüzgârın hızı, soğuk ve karanlık artıyordu. Çilemiz ancak arkadaşlarımız da sağ salim dönünce bitti.

Bu tırmanıştan payımıza neler düştü neler! Ekip ruhu her şeydi. Dağcılık gerçekten cesaret işiydi. Ergin’in soğukkanlı rehberliği ve metanetli yoldaşlığı sayesinde bizi öldürmek için elinden geleni yapan Hasan Dağı'nın kurbanı olmamıştık.

Kaç dağcı tanıdıysak hepsinin Hasan Dağı ile zorlu bir imtihanı olmuş.
Kaç dağcı tanıdıysak hepsinin Hasan Dağı ile zorlu bir imtihanı olmuş.

Çok önemli bir tırmanışı geride bırakırken birlikte ölümden dönmenin aşkın ömrünü uzattığından emindik.