Sular şehri İstanbul

Osmanlı kentinin fiziki yapısında çeşmeler önemli bir yere sahiptir.
Osmanlı kentinin fiziki yapısında çeşmeler önemli bir yere sahiptir.

İstanbul’un tanınmış hekimlerinden Julius Van Millingen’in oğlu olan Alexander Van Millingen (1840-1915), İngiltere’de tarih, din ve klasik filoloji dallarında eğitim aldıktan sonra uzun yıllar Robert Kolej’de ders verir. Millingen’in başlıca araştırma alanı İstanbul’un Bizans dönemi tarihsel topografyasıdır. Bu konuda eserler kaleme almasının yanı sıra İstanbul’un gündelik hayatına duyduğu ilginin bir sonucu olarak Constantinople adıyla bir kitap yazar. 1906’da Londra’da basılan kitap, hem bir şehir tarihçesi hem de Osmanlı İstanbul’unun son yüzyılına bir tanıklık olarak okunabilir. Ayrıca Millingen’in metnine İngiliz ressam Warwick Goble'ın suluboya resimleri eşlik eder.

Zarif çeşmeler, parlak testiler

Alexander Van Millingen’in uzun yıllar geçirdiği İstanbul’a dair gözlemleri arasında en dikkat çeken yerlerin başında çeşmeler geliyor.

Millingen, bir kişinin sokakta gezerken şehrin neredeyse her yerine dağılmış meydan çeşmeleriyle karşılaştığını söyler.

Pek çoğunun mimari güzellikleriyle ön plana çıktığını söyleyen yazar, çeşmeleri şöyle anlatıyor:

“Sayılarının çokluğu, şehre su getiren eski şebekenin suyu evlere değil fakat yalnız şehrin değişik mahallelerine getirmesiyle, bu yüzden, ya kendi kendilerine ya da tuttukları su taşıyıcılarının verdiği hizmetle şehir sakinlerinin su temin edebilecekleri uygun noktalarda, yollarda inşa edilmelerinin gerekliliğiyle açıklanır. Bu düzenleme zahmetli gibi görünebilirse de akşama doğru musluktan fışkıran suyu zarif, parlak renkli testilerine doldurmak üzere mahallelerindeki çeşmenin etrafında çocuklarıyla birlikte toplanan ve sonra da evlerinin yolunu tutan kadın topluluklarının oluşturduğu manzarayı izlemek her zaman hoştur.”

Millingen’e göre en zarif çeşme örneklerinin başında Topkapı Sarayı’nın önündeki III. Ahmed Çeşmesi geliyor.

Amadeo Preziosi, III. Ahmet Çeşmesi.
Amadeo Preziosi, III. Ahmet Çeşmesi.

Yazar, çeşme yaptırmanın Müslümanlar arasında halka hayır yapmanın en bilindik biçimi olduğunu ve bunun yüksek bir saygıyla karşılandığını söylüyor. Mesela Boğaziçi boyunca, yoldan geçenlerin özellikle de akıntıya karşı kürek çekerek kıyıya yanaşan kayıkçıların rahatlamasını sağlamak için, Türk konutlarının rıhtım tarafına açılan bahçe duvarlarında bir çeşmeye rastlamanın yaygın olduğunu öğreniyoruz.

Lezzetli sular

Millingen, kitabında sözü Türklerin içtiği suyun niteliklerine getirir ve Osmanlıların bu konuda fazlasıyla titiz olduklarını, halkın sevdiği suyu temin etmek için çokça zahmeti ve harcamayı göze aldığını söyler. Peki mükemmel bir suyun kriterleri nelerdir? Cevabı Millingen veriyor: “Bir kayadan çıkması, yüksekten dökülmesi, orta sıcaklıkta olması, bolca ve hızlı akması, tatlı olması, yüksek ve ıssız bir topraktan gelmesi, güneyden kuzeye ya da doğudan batıya akması gerekir. Herhangi bir suyun mükemmelliğine, yerine getirdiği bu koşulların miktarına göre karar verilir.”

  • Ayrıca yazar Türklerin ünlü bir kaynak suyunun yanında, ağaçların gölgesinde yaşam iksiri misali cam sürahilerle su içmekten çok zevk aldıklarını, Boğaziçi’nin yukarısındaki vadilerde ve kıyılarında “Yaşam Suyu”, “Gümüş Suyu”, “Kestane Ağaçları Altındaki Su”, “Fındık Ağaçlarının Yanındaki Su” gibi isimlerle tanınan çok sayıda mesire yeri olduğunu da ekler.