Tüm hüzünlerin yolcusu: Romy Schneider

Romy Schneider Alman-Fransız bir oyuncuydur.
Romy Schneider Alman-Fransız bir oyuncuydur.

Romy Schneider, aktör bir baba ile aktris bir annenin çocuğuydu. Annesi ve babası asıl aile olarak sinemayı ve tiyatroyu seçtikleri için onu anneannesine bıraktılar. Biraz büyüdükten sonra ömrü boyunca peşini bırakmayan suçluluk hissi ile tanıştı. Ailesinden ayrı olmasının sebebinin kendisi olduğunu düşünüyordu. Annesi ile babası boşanınca Romy, yatılı okula verildi. Artık yapayalnızdı. Dört sene boyunca bir kez olsun evci iznini kullanmadı. Çünkü kimsenin ona ayıracak vakti yoktu. O, ziyaret edilmeyen genç bir kızdı, kendisini fazlalık gibi hissediyordu. Yaralarını hep gizlemeye çalışsa da tiyatroya başlayarak ailesinin gözüne girmeye karar verdi. Çünkü o doğuştan oyuncuydu, durmadan rol yapıyor, tüm nasılsın sorularına karşı iyi oluyordu. Oysa kendisini hiç iyi hissetmiyordu.

Ben Sissi değilim, Romy’im

Beyaz Leylaklar filmi ile sinemaya başladığında henüz on beş yaşındaydı, rol arkadaşı ise annesiydi. Fakat babasının ilgisini bir türlü çekememişti. Babasından ne bir tebrik geldi ne de bir haber. Bu onun canını yaksa da mücadeleyi bırakmadı. Birkaç sene içinde çeşitli filmlerde oynadı. 17 yaşındayken başrol oynadığı Sissi filmi ile iyi bir çıkış yakaladı. Sissi, sadece Fransa'da on sekiz milyon izlenmişti. Romy, artık ünlüydü. Fakat Sissi rolünü sevmiyordu. Seneler sonra ona Sissi diye seslenildiğinde ben Romy'im diye cevap verecek kadar bu rolün üzerine yapışmasından bıkmıştı.

Kariyerine 1950'lerin başında 15 yaşındayken Alman Heimatfilm türünde başladı
Kariyerine 1950'lerin başında 15 yaşındayken Alman Heimatfilm türünde başladı

İlk aşk ilk yara

Christine filminin çekimlerinde ilk aşkı Alain Delon ile tanıştı. Bu ilişkiyi Romy'nin ailesi onaylamasa da Romy, tüm hayatını Delon'a göre değiştirdi. Onun için Almanya'yı terk edip Fransa'ya yerleştiğinde Almanlar onu vatana ihanet ile suçladılar. Ama o suçlamalara da Alain Delon hakkındaki söylentilere de aldırmadı. Aslında ikili birbirlerine zıt çevrelerde yetişmişlerdi. Alain Delon, sokaktan gelen bir aktör olduğu için Romy'i burjuva bulup küçümsüyordu. Romy ise onun hayatına adapte olmakta zorlanıyordu. Her şeye rağmen nişanlandılar. Kısa süre sonra Alain Delon, Romy'i aldatmaya başladı ve ilişkileri bitene dek sayısız kez aldattı. Sonunda Romy'i başka biri için terk etti. Romy, tüm bunlardan sonra artık eski Romy değildi. Askın yakıcı tarafı onu sarmış, geriye tek bir kül bile bırakmamıştı.

Kendinden kaçarken istemediği biri olmak

1955'ten 1957'ye kadar Avusturya İmparatoriçesi Elisabeth'in Avusturya karakterini Avusturya Sissi üçlemesinde oynadı ve daha sonra rolünü daha olgun bir versiyonda yeniden canlandırdı.
1955'ten 1957'ye kadar Avusturya İmparatoriçesi Elisabeth'in Avusturya karakterini Avusturya Sissi üçlemesinde oynadı ve daha sonra rolünü daha olgun bir versiyonda yeniden canlandırdı.

Romy, aktör Harry Meyen ile evlenince sinemayı bıraktı. Bu sırada oğlu David dünyaya geldi. Bu dönemde sessiz sakin bir aile hayatı yaşasa da zamanla sinemayı özlemeye başladı. Üstelik Harry Meyen'in ona kendisini yetersiz hissettiren davranışlarından, onu değiştirmeye çalışmasından yorulmuştu.

Sonunda Sautet'in Hayat Bağları filmiyle sinemaya ve kendine döndü.

Visconti'nin Ludwig filmindeki rolüyle başarısını katladı. Romy, söz konusu sinema olunca canla başla çalışan, dur durak bilmeyen biriydi. Çalıştığı tüm yönetmenler, onun kadar çalışan, seti ciddiye alan bir oyuncu tanımadıklarını söylüyorlardı. Harry Meyen'den boşanabilmek için neredeyse tüm mal varlığını vermek zorunda kaldı. Artık daha çok çalışması gereken bir döneme girmişti. Romy'nin yasamı setlerde geçiyordu. Birkaç yıl sonra Harry Meyen intihar ettiğinde, insanlar bu durumdan Romy'i sorumlu tuttular. Oysa Romy suçlu değildi. Harry Meyen başarısız oldukça dibe batmıştı.

Yaşamıyorum böylece beni kimse öldüremez

Schneider, 29 Mayıs 1982'de Paris'teki dairesinde ölü bulundu.
Schneider, 29 Mayıs 1982'de Paris'teki dairesinde ölü bulundu.

Bir insanın başına gelebilecek en kötü şeyi yaşadı. Oğlu David, bahçede geçirdiği bir kaza sonucu hayatını kaybettiğinde, acısını yazdığı birkaç satıra sığdırmaya çalıştı: "Babayı gömdüm / Oğlu gömdüm / İkisinden de hiçbir zaman ayrılmadım / Onlar da beni hiç bırakmadılar." Öyle çok canı yanıyordu ki ne yapacağını bilemedi, çalışarak atlatmaya çalıştı. Oğlu hayattayken çekimlerine devam ettiği Sans-Souci Yolcusu filminin hikâyesini sevmişti. Üstelik bu film onun için başkaydı. Çünkü okuduğu aynı isimli romandan etkilenip film olması için teklifi sunan kendisiydi. Yine de sinema, onu yaşatmaya yetmiyordu. Yarasına teslim olup tüm yorgunluğuyla beraber dinlenmeye gitti, ölüme. Artık manşetlerde onun film haberleri değil intihar haberi vardı. Ölüm nedenine ani kalp durması deseler de o kalbinin kaldıramadığı bir acıdan ölmüştü.