Yağmur çamur demeden siyah beyaz bir lanetlenme

Béla Tarr, Macar sinema yönetmeni, yapımcısı ve senarist.
Béla Tarr, Macar sinema yönetmeni, yapımcısı ve senarist.

1955’te Macaristan’ın Pécs şehrinde doğan, on altı yaşındayken 8 mm filmler çekmeye başlayan, üniversitede felsefe okumasına izin verilmeyen, filmleri yüzünden genç yaşında rejimle sorunlar yaşayan Béla Tarr; Béla Balász Stüdyosu’nun yardımlarıyla ilk uzun metrajlı filmi Aile Yuvası’nı / Családi Tüzfészek (1979) bitirir. Bir sene sonra Mafilm’le ortak iş tutarak Yabancı (Szabadgyalog) adlı filmi, ardından da Prefabrike İnsanlar / Panelkapcsolat (1982) isimli yapımıyla adını Macarlara telaffuz ettirir.

Kim yönetti?

İlk filmlerinde kendini toplumsal meselelerin içinde daha sonrasındaki işlerinde ise memleketinde yoksulluğun içinde kalan insanların arasında, varoluşsal soruların merkezinde bulan Béla Tarr; her şeyin bir nedeni olduğuna inanır ve insanı da bu neticede evrenin en küçük parçalarından biri olarak görür. 1988’de Lanet (Kárhozat), 1994’te -450 dakikalık- Şeytan Tangosu (Sátántangó) ve 2000de çektiği Karanlık Armoniler (Werckmeister Harmóniák) filmleriyle Macar yönetmenin adı, dünya çapında telaffuz edilir hâle gelir.

Béla Tarr, Macaristan'ın güneyindeki Pécs şehrinde doğdu fakat Budapeşte'de büyüdü.
Béla Tarr, Macaristan'ın güneyindeki Pécs şehrinde doğdu fakat Budapeşte'de büyüdü.

Ne yönetti?

“Çok basit. Kárhozat filminde tamamen yalnız bir adamımız vardı. Biz sadece bu adamın toplumdaki ve evrendeki yalnızlığını göstermek istedik. Bu nedenle tabiat, doğal çevre ve zamanı da işin içine sokmamız gerekti. Adamın, sürekli kaybolduğunu gördük, sonunda kurduğu iletişim tamamen bozuldu ve bir köpeğe havlar hâle geldi. Doğaya gitmesinin nedeni de buydu. Artık daha fazla konuşmak istemiyordu, çünkü yaşamı sona eriyordu. Sadece bu. Bu iş her zaman çok basittir.” Cümleleriyle Béla Tarr neyi yönettiğini anlatıyor aslında. Ülkesinin iç bölgelerinde bir maden kasabasında geçen bu nemli film, romancı Laszlo Krasznahorkai'nin senaryosundan uyarlanmış; tıraşsız, önyargısız bir alkolik olan Karrer’in Titanik Bar’da şarkı söyleyen isimsiz, evli bir kadına olan duygularıyla hayat kalma hikâyesi…

Nasıl yönetti?

Son yıllardaki açıklamalarında hiç senaryo yazmadığına dikkat çeken, asıl senaryonun birlikte yaşanılan sokaklar ve insanlar olduğuna inanan, film çekmek için senaryonun bir ihtiyaç olmadığını düşünen, film çekerken çeşitli notlar aldığı cebindeki küçük kâğıt parçalarına kopya çekiyormuş gibi bakarak filmlerini kaydeden Béla Tarr’ın bu filminin de müzikleri tıpkı o dediği sokakları ve insanları çoğu melodisinde hissettirebilen Mihály Vig’e ait. István Szabó yönetimdeki 1985 Avusturya-Macaristan ortak yapımı Colone Redl filminin de yapımcılığı yapan József Marx’ın yapımcılığını üstlendiği filmin kurgusunda; Márta Mészáros’un 1981 Fransa-Macaristan ortak yapımı Anna filminden tanınan ve Béla Tarr’ın tüm filmlerinde yer alan Ágnes Hranitzky bulunuyor. Görüntü yönetmenliğinde ise; Andrei Schwartz’ın 1997 Alman yapımı Wastelan (Auf Der Kippe) ve András Jeles’in 2018 Macar yapımı Sinister Shadow (A Rossz Árnyék) filmlerinde yer alan Gábor Medvigy bulunuyor. Filmin oyuncu kadrosu; Székely B. Miklós, Vali Kerekes, Gyula Pauer, György Cserhalmi ve János Derzsi gibi isimlerden oluşuyor.

Neden yönetti?

Bir başka Macar yönetmen Miklós Jancsó gibi uzun planlarıyla ve siyah-beyazdan vazgeçmeyen görüntü yönetimiyle izleyenleri “hiç”lerine hayran bırakan, mistik ve felsefi derinliğiyle öne çıkan, Eski Ahit’ten beri yeni bir hikâye anlatılmadığına inandığı için film izlemeyen, filmlerinde hikâye anlatmaya kalkmayan, senaryo ve storyboard gibi süreçleri “aptalca” bularak kendine özgü bir film üretme şekli benimseyen, son filmi Torino Atı’ndan / A Torinói Ló (2011) sonra sinemayı bıraktığını açıklayarak bir kez daha şaşırtmayı başaran Béla Tarr, -acemiliğinden de olabilir- bu filmin yolculuğunda kendisine şaşırır. László Krasznahorkai ile ilk kez bu filmde beraber çalışan Macar yönetmen, Kárhozat filmi için başta kadın şarkıcı hikâyesi olarak yola çıksa da sürecin sonunda tamamen yalnız bir adamın bir köpeğe havlar hâle gelişine varır.

Babası sahne tasarımcısıydı. Annesi ise 50 seneden daha fazla tiyatrolarda suflör olarak çalıştı.
Babası sahne tasarımcısıydı. Annesi ise 50 seneden daha fazla tiyatrolarda suflör olarak çalıştı.

Ne zaman yönetti?

1987 yılında çekimlerine başlanan, siyasi ve ekonomik sebeplerle 1988 yılında çeşitli festivallerin ardından çok az sinema salonunda gösterime giren, aslında çok eski bir dostluktan başlayan 122 dakikalık filmin yapım sürecini Béla Tarr şöyle anlatıyor:

…85’te Akademi’deki bazı arkadaşlarım bana Laszlo Krasznahorkai’den bahsetmişlerdi. Daha sonra onunla tanıştık ve çok iyi dost olduk. Elbette ilk olarak aklımızda Sátántangó vardı, Laszlo’nun ilk kitabı… Hikâyeye kesinlikle bayılmıştım ve çekmek istemiştim ama bu derece girift, büyük bir hikâyeye girişmek için yeterli bütçeyi bulamayacağımı biliyordum. Biz de bunun üzerine çok daha basit ve ucuza mâl edebileceğimiz bir senaryo yazmaya karar verdik; Kárhozat işte böyle doğdu. Fakat film Berlin Film Festivali’nde gösterildiğinde Macaristan’daki hemen hemen herkes nefret etti, Özellikle de politikacılar. Bana gayet net bir şekilde şunu söyleyen dahi oldu: Bir daha burada asla film çekemeyeceksin!”

Nerede yönetti?

Mekânın önemi hakkında kararsız kalınan bu filmin çekimleri Macaristan’ın iç kesimlerinde gerçekleştirilmiş ve söz konusu barın adı gerçekten de Titanik Bar. Kameranın, Titanik Bar'daki konukları taramasından sonra Karrer'e, ardından şarkıcıya ve son olarak grup üyelerine yakınlaştığı kısımda giren şarkı: “Bitti, hepsi bu. Başkası olmayacak.” Filmle mükemmel bir şekilde birleşen, yönetmenin tüm filmlerinin altında yatan ruh hâlini ifade eden bu kısım aslında tüm mekânları; zihnen önemsiz, hikâyenin içinde ise önemli hâle getiriyor.

Her zaman felsefe ile uğraşmak istediğini söyledi ve film yapmayı bir çeşit hobi olarak gördü.
Her zaman felsefe ile uğraşmak istediğini söyledi ve film yapmayı bir çeşit hobi olarak gördü.

Kerrer’den parçalanma üzerine: Güzel bir aile hikâyesi. Ama bu hikâye de diğer hikâyeler gibi bitiyor. Çünkü hikâyeler hüzünlü biter. Bütün parçalanma hikâyelerinin hikâyesi. Kahramanlar hep parçalanır ve onlar hep aynı şekilde parçalar. Yapmasalardı, parçalanma olmayacaktı adı, diriltme olacaktı. Ama ben diriltmeden bahsetmiyorum, dediklerim parçalanma üzerine. Dönülmez bir parçalanma... Yani burada gerçekleşmek üzere olan şey milyonlarca yıkıntının içinden sadece biri.