Yaralı bir Süvari'den griye kalanlar: Théodore Géricault

Théodore Géricault, özellikle Medusa'nın Salı isimli tablosuyla tanınan Fransız ressam ve taş baskı sanatçısıdır.
Théodore Géricault, özellikle Medusa'nın Salı isimli tablosuyla tanınan Fransız ressam ve taş baskı sanatçısıdır.

Théodore Géricault, 26 Eylül 1791’de Fransa'nın Rouen şehrinde doğar. Babası Georges, zengin bir toprak sahibi olarak tütün fabrikası işletmektedir. Normandiya parlamentosunda önemli bir avukatın kızı olan annesi Louise Caruel ise eski ve zengin bir Norman ailesine mensuptur.

İlk yıllar

Ailesi 1796 civarında Paris'e taşınınca, liseyi İmparatorluk lisesinde okuyan Géricault, Pierre Bouillon’dan resim dersi alma şansını elde eder. Liseyi bitirdiği 1808 yılında annesini kaybettikten sonra kalan mirasla resim eğitimi almaya karar verir. Babasının karşı çıkmasına rağmen ressam olmaya karar veren Géricault, seçtiği güncel konular ve özellikle yaptığı at resimleriyle o dönem oldukça revaçta olan, Carle Vernet’nin (1758-1836) atölyesinde çalışmaya başlar. Géricault, Vernet’in atölyesinde geçirdiği iki yılda biçime dayalı bir sanat eğitim almak yerine özgürce gözlemleme, çizim yapma ve kopya yapmayı öğrenir.

  • Saldıran Süvari (The Charging Chasseur), 1812.

  • Henüz 21 yaşındayken alelacele bir kararla 1812 Paris Salon’una başvurmaya karar veren Géricault, beş hafta gibi şaşırtıcı bir sürede ilk önemli eserini yaratır. Jacques-Louis David 'in Napolyon’un Alpler Geçişi isimli resminin özellikleri ve onun dramatik düzenlemesini hatırlatan Saldıran Süvari, aynı zamanda da Antoine-Jean Gros ve Rubens izleri taşımaktadır. Bu resim sayesinde genç yaşta parlak bir çıkış yakalayan Géricault, Salon'da altın madalya kazanır. Sonraki birkaç yıl boyunca atlar ve süvariler üzerine bir dizi çalışma yapmaya devam eder.

Daha programlı eğitime ihtiyaç duyunca Ecole des Beaux- Arts'da Pierre-Narcisse Guerin’in (1774-1833) atölyesine girer. Burada aldığı yaklaşık bir yıllık eğitim sırasında canlı modelden çalışarak, düşünce ve pratik yönünden figür üzerine eğilme olanağı bulur. Ancak gitgide bu disiplinli eğitim sisteminden sıkılan Géricault, kendi kendisini yetiştirecek özgür bir çalışma programına başlamaya karar vererek, altı sene boyunca Müzesi’ndeki eski ustaların eserlerini kopyalamaya başlar. Daha bu yıllarda Klasisizm’e olan ilgisizliğini göstererek, Rönesans ve barok ustalarının, özellikle Rubens, Jan van Dyck, Titian ve Rembrandt gibi dramatik kompozisyonlara sahip olan sanatçıların eserlerine ilgi duyar.

  • Yaralı Süvari (The Wounded Cuirassier), 1814
  • Öncekine göre üzerinde daha çok çalıştığı ancak daha kötü tepkiler aldığı Yaralı Süvari isimli tablosu Paris Salon’unda sergilenir. Muzaffer ve atılgan duruşuyla başarı kazandığı Saldıran Süvari’nin tersine, Fransa’nın 1813-14 yıllarındaki yenilgisini simgeleyen Yaralı Süvari, yenilgiye uğramış bir ulusun hissini yansıtıyordu. Resimde dikkat çeken unsur ise, başlıkta "yaralı" kelimesi geçmesine rağmen, askerde görünür bir yara göstermemeyi tercih ederek izleyicilere yaranın içsel olduğunu düşündürmesidir.

İtalya

Géricault da dönemin birçok genç sanatçısı gibi, ödül olarak İtalya'da sanat eğitimi verilen Prix de Rome’a katılır. Yarışmanın çizim ve kompozisyon ile ilgili olan ilk aşamasını geçmesine rağmen ikinci aşamasında seçtiği mitolojik konu jüri tarafından beğenilmez. Ödülü kazanamamış olsa da kendi imkânlarıyla İtalya'ya seyahat etmeye karar verir. İtalya’da özellikle Michelangelo ve Barok sanat üzerine çalışmalar gerçekleştiren Géricault’un bu seçimi üslubunun gelişmesini sağlar. Işık-gölge karşıtlığına dayanan chiaroscuro tekniğini öğrenmesi, heykelsi insan formlarına ve anıtsal büyüklükteki resimlere duyduğu ilgisi, iki sene sonra gerçekleştireceği başyapıtının üretim aşamasında oldukça etkili olacaktır.

  • Beyaz At Kafası (The Head of White Horse), 1815.
  • Géricault, Yaralı Süvari ile eleştirmenlerden olumsuz yanıt aldıktan sonra uzun bir sanatsal çalışma dönemine girer. Çocukluğundan beri iyi bir at binicisi olan Géricault, at imgesine olan duyarlılığı bu yıllarda başlamış, sanat yaşamı boyunca vazgeçemeyeceği temel konulardan birine dönüşmüştür.

1817’de Paris’e döndükten sonra, Louvre'da açılan yeni Salon sergisinde sergileyeceği, ulusal bir skandalı betimleyen devasa bir tuval üzerinde çalışmaya başlar. Sıkıcı ve yanlışlarla dolu tarihi resimler yerine, yaşamsal değere sahip konularla izleyiciye dokunabileceğini keşfeder. Uzun bir çalışma döneminin ardından 1819'da Medusa’nın Salı’nı (The Raft of the Medusa) tamamlar. Fransız kamuoyunu şiddet uyandıran yakın tarihli bir gemi enkazının tasvir eden eser, ressamın ününün İngiltere’ye kadar yayılmasına sağlar. 20 Nisan 1820 tarihinde Londra’da sergilenen Medusa’nın Salı elli binden fazla ziyaretçi çeker.

  • Epsom Yarışları (The Epsom Derby), 1821.

  • İngiltere’de geçirdiği verimli dönemde John Constable ve Turner dâhil olmak üzere büyük İngiliz peyzaj ressamlarından etkilenen Géricault, taş baskılar, sayısız desen ve aralarında ünlü at yarışı tablosu Epsom Derby’sinin de bulunduğu birkaç yağlı boya yapar. Fransızların İngiliz yaşamına olan ilgisini tekelleştiren Géricault, Londra'dan döndükten sonra Fransa'da hazır bir izleyici bulan İngiliz temalı eserler yaratmaya devam eder.

Son Yıllar

1821 yılının Aralık ayında Paris’e dönen Géricault, büyük sanatsal başarılar elde etmesine rağmen fiziksel ve ruhsal sağlık problemler ile boğuşmaya başlar. Yaşamının son döneminde psikiyatrist arkadaşı Dr. Georget’nin kayıtlarından yola çıkarak bir dizi akıl hastası portresi resmeder. Hayatının son günlerinde, üç at binme kazasının sonucu olan, alt omurgasındaki bir tümörü aldırmak zorunda kalır. 1824 yılında tüberkülozla geçen uzun bir hastalık döneminden sonra 32 yaşında hayatını kaybeder. Ölmeden önce yaptığı son otoportresi, bakanda korku ve merhameti aynı anda hissettirir ve son yıllarında yaşadığı tüm acıları kapsıyor gibidir.