Yer altındaki klinik: Chuck Palahniuk

Chuck Palahniuk.
Chuck Palahniuk.

Şiddet. Bütün türevleriyle şiddet. Palahniuk’un büyükannesini ve sonra kendisini öldüren bir dedesi var. Babası da eşinin eski erkek arkadaşı tarafından katledilmiş. Yazarımız, yazarlık kariyerinden önce Gazetecilik Okulu'na devam etti, serbest gazeteci ve ticari araç tamircisi olarak çalıştı, evsizler için barınaklarda ve gençlik yurtlarında gönüllü olarak bulundu. En zorlu iş doğru miktarda yanlış anlamayı sağlamaktır. Palahniuk, insanları, dünyayı ve hatta kendisini optimum yanlış anlamayı başarmış biriydi. Polisiye bir hayatı olmadı. Polisiye bir bakışı oldu hep. Bir emeklinin bastonu, bir kadının saç tokası, bir araba anahtarı… Palahniuk hepsinden dehşetler damıtıp, elde ettiği sıvıyla gül bahçesi yaratabilmeyi meslek edinmiş bir yazar.

Her gün işe gidiyorsun. Akşamları erken uyuyorsun ve bunun karşılığında aldığın tek şey koltuk takımı. Gerçekten acınası bir durumdasın.”
Chuck Palahniuk, Amerikalı yazar ve gazetecidir.
Chuck Palahniuk, Amerikalı yazar ve gazetecidir.

Çocukların dikkatleri acımasızca dağınıktır. Dikkat etmeye değer bir şey bulamadıklarından mı? Hayır. Her şeye dikkat etmek istediklerinden. Romancılar çocuklar gibi… Bir yeni dünya yaratabilmek için bütün dünyalara ilgi duymak o dünyanın sakinlerini gözlemlemek zorundalar. O başka dünyalar hatta kendileri olsa bile gözlemlemek zorundalar. Sanatçıyı diğerlerinde ayıran turnusol bu çünkü: Dikkat. Palahniuk neye dikkat ediyor? Yazdıklarına bakılınca acı çekmeyi öğrenmiş insanlara dikkat ettiği anlaşılıyor. Yalnız bu, acı çekmenin fotoromancısı yapmıyor onu. Aksine Palahniuk’un metinlerinde acı ve insanın trajedisi transparan değildir. Bakınca görünmez. Acı acı gülümsemeye eşlik eder.

Zayıfmış gibi yaparak, güç kazanırsınız. Kendinizi güçsüz göstererek diğer insanların kendilerini güçlü hissetmesini sağlayabilirsiniz. İnsanların sizi kurtarmasına izin vererek, aslında siz onları kurtarırsınız. Böyle diyor romancımız. Yerinde tespitler… Palahniuk bu düşünceleri nerdeyse her romanında ısrarla tekrar eder. Ötekinde kendimizi inşa ederiz. Arkadaşlarımızın hataları olmasa kendi hatalarımızı hiçbir zaman göremeyiz. Palahniuk okumak bir terapi değil elbette. Ama romancı özneler arası transfer hareketliliğine meraklı olduğu için sanki bir seans hissi veriyor yazdıkları.

Palahniuk güvenilmez tipleri anlatmada çok usta bir yazar. Yazarın karakterinden mi yoksa yapmak istediklerini sadece bu görüntü üzerinden verebileceğini düşünmesinden mi bu tercih, bilinmez. Onun anlattıklarında sanki hayatın duru ve el değmemiş tarafları yok sayılır ya da görmezden gelinir. İkinci el, kullanılmış, yıpratılmış, bozulmuş, dönüştürülmüş şeylerdir hayatı kuran. Bütün hislerin defosu vardır. Güvenin defosu sağlanmasının imkânsız oluşudur. Palahniuk bu imkânsızlığı hissetmiş ve insanın kılcallarını bu imkânsızlıkta konumlandırmıştır. Palahniuk kadar yeis içinde olmak zorunda değiliz. Palahniuk’un roman kahramanları da değiliz. Gerçeğiz, güvenmek bir tercih değil bizim için. Güven haddinden fazla güvenmek zorunda olduğumuz bir kelime.

En çok David Fincher tarafından Brad Pitt ve Edward Norton ile filme çekilen ilk romanı Dövüş Kulübü ile tanınır.
En çok David Fincher tarafından Brad Pitt ve Edward Norton ile filme çekilen ilk romanı Dövüş Kulübü ile tanınır.

Kaderimizi çizerken elimizde cetvel yok. Palauhnik, Dövüş Kulübü romanında ya da Gösteri Peygamberi'nde kusursuz pergellerle çizilmiş bir dünyanın nasıl sefil hayatlar yarattığını ifşa eder. Kaderimizi çizerken elimizde cetvel yoktur. Ama modern yaşam bizden her gün cetvellerin kulu olmamızı bekler. Hesap makinesine dönüşen zihinlerimizle mutluluk peşinde koşarız. Bir dişli gibi yaşayıp bir ırmak gibi çağıldamak isteriz. Ev eşyası satın almaya, kafelerde kahve içmeye fotoğraf paylaşmaya hayat deriz. Oysa Palahniuk, modern pratiklerin diktasının sınırlarını çizdiği böyle bir hayatın eleştirisini yapar romanlarında. Onun meselesi, dışarıda bırakılmışlık duygusunun dışında bırakılan tek bir Allah'ın kulunun olmadığını anlatmaktır.

 Palahniuk, kendisini okuyanı birer romancıya dönüştürme galibiyetine sahip.
Palahniuk, kendisini okuyanı birer romancıya dönüştürme galibiyetine sahip.

Roman sanatının artık kurguyu öncelemediği bir dönemi yaşıyoruz. Kurgudan çok dil ve düşüncenin ağır bastığı metinler revaçta. Hiç de şaşırtıcı gelmiyor bana bu. Hikâye en sonunda bir aparattır. Büyüsü bozulmuş dünya, hikâyelerle değil ifade ediş şekliyle büyüleniyor artık. Palahniuk bu dönüşümün başlatıcılarından birisi. Roman onun elinde bir şey söyleyen bir kimlik kazandı. Rahatsız etti. Huzur kaçırdı. Eleştiriye zorladı. Bu başarı onun. Octavia Paz için söylenilen söz onun için de geçerli: Palahniuk, kendisini okuyanı birer romancıya dönüştürme galibiyetine sahip. Onun her metni müşteriler dünyasının gürültüsüyle dolu. Her yerde karanlık var. Her yer karanlık. Sonuçta, elinizde çekiç varsa her şeyi çivi olarak görürsünüz. Palahniuk romanı okuyan elinde çekiç tutuyor.