Kavramlar kelimeler ve acayip hakikatler: Savaş

GÜRAY SÜNGÜ
Abone Ol

İnsanlar bir kenara toplaşıp diğer yanda toplaşan insanların yapacaklarına bakardı. Bakanlardan bir yandakiler diğer yandakilere taş atmaya başlardı. Savaş bir taş ile ateş alır, sonunda insanlığı yakardı. İnsanlık yanınca kül olan insan olurdu.

Bir vardı, bir yoktu, pireler berber değildi, develer derbederdi, çöller aşılırdı, ormanlar ateşle katılaşırdı, denizlere gemiler salınır, ovalara ordular atılırdı, insanlar kendileri olabilmek için insanların ruhlarını bedenlerinden ayırırdı, ruhla beden ayrılınca buna ölüm denirdi, ölüm savaş denen şeyin en hakiki besiniydi, her şey iki kardeşten birinin diğerini öldürmesiyle başlamıştı.

Kavramlar kelimeler ve acaip hakikatler:Elit
Cins

Öldüren ve öldürülenin olduğu bir sahnede onların kardeşliğinden bahsetmek elbette işin romantik tarafıydı. Oysa kardeşlik nasıl iki insanın arasındaki ilişkiye dair bir şeyse, kalleşlik de iki insanın arasındaki ilişkiye dair bir şeydi. Kalleşliğin insanın içinde uyanması, kardeşliğin insanın içinde uykuya dalmasıyla olurdu. Kardeşliği içinde uyutan insan, o benden daha çoğuna sahip diye düşünür, uyanan kalleşliğiyle ona bir hâl edeyim de onun çoğu benim olsun diye plan yapardı. Öte yandan çoğa sahip olan da kardeşliği içinde uyutup kalleşliği içinde uyanınca, o bana bir hâl yapacak, o yapmadan ben yapayım derdi. Aslında bu işin azı çoğu yoktu. İnsan böyle bakınca hayata ve kendisine, kardeşliği az, kalleşliği çoktu.

Kardeşliği içinde uyutan insan, o benden daha çoğuna sahip diye düşünür, uyanan kalleşliğiyle ona bir hâl edeyim de onun çoğu benim olsun diye plan yapardı.


Kalleşlik eden ne yapar ne eder nihayetinde cana kastederdi. Bu kasıt iki kişi arasında olursa adına kavga, iki topluluk arasında olursa adına savaş denirdi. Özde ise savaş, kazananın olmadığı, insan ile insanlık arasındaki kavganın bir diğer adıydı. İnsanlık ideal olandı, insan var olandı. Var olan ideal olana her daim galebe çalardı. İnsanlar bir kenara toplaşıp diğer yanda toplaşan insanların yapacaklarına bakardı. Bakanlardan bir yandakiler diğer yandakilere taş atmaya başlardı. Savaş bir taş ile ateş alır, sonunda insanlığı yakardı. İnsanlık yanınca kül olan insan olurdu. İnsan, kazansa da kaybetse de insanlığı yaktığı için yok olurdu.

Bu böyleydi de ötesi de vardı. Bir de durduğu yerde duramayıp kendinin dışında ne varsa onu kendine katmak isteyenler vardı. Onlar adeta savaş için bahane arardı. Derdi ki senin kaşının altında gözün var, derdi ki senin gözünün üstünde kaşın var. Sana bir şey edeyim de sende olan benim olsun, sen bana bir şey et ki, benim sana bir şey etmem için bahane olsun. Böyle derdi, derdini ifade ederdi, dünya ona kanardı, sonrasında dünya kana doyardı.

Onlar adeta savaş için bahane arardı.

İnsan dünyaya gönderilirken melekler yaratıcıya dedi ki, dünyayı kana doydurana dünya mı vereceksin. Şüphesiz onlar bilmiyorlardı. Emir ve yasak; helal ve haram zaten bunun için vardı. Yaratıcı insanı dünyaya gönderdi, ona eğriyi ve doğruyu verdi. Eğriyi gör, doğruya yürü, doğrudan şaşma, eğriye kanma dedi. Dünyaya bir düzen getirdi. İnsana baktı ve zalim misin, mazlum musun ona bak, diye seslendi. Hakkı koru, hakkı gözet, dedi. Mazluma zulmedene karşı dur, her daim mazlumdan yana ol, dedi.

  • Yaratıcı insanı dünyaya gönderdi, ona eğriyi ve doğruyu verdi. Eğriyi gör, doğruya yürü, doğrudan şaşma, eğriye kanma dedi.

İnsan aldığı bu emri evirdi çevirdi, o yanına baktı, bu yanına baktı. Mazlum dedi, kimdir, benden olanın hakkı yeniyor hep. Zalim dedi, kimdir, benden olmayan zulmediyor hep. Kendine yapılanı hep kötü bildi insan, kendinin yaptığını hep iyi bildi. Kendi kötüyü yaşıyorsa hep hak etmediği hâldeydi, kendi iyiyi yaşıyorsa hep zaten hak ettiğiydi. Öteki iyiyi yaşıyorsa hep hak etmediği hâldeydi, öteki kötüyü yaşıyorsa hep zaten hak ettiğiydi. Mesele zalimin ve mazlumun kim olduğu değildi, mesele ben kimim ve kim bendendir idi. Böyle baktı insan ve emri kendine göre dönüştürdü. İçine heva ve heves kattı.İçinden insanlığı çıkarıp attı. Ben dedi, biz der gibi görünerek, kendimi mi korusam, hakkı mı korusam; ben dedi, biz der gibi görünerek, elbet kendimi korusam, haktan kime ne?

Oysa her şeyi bilerek insanı dünyayı gönderen, insanın dünyada yapıp ettiğine bakmaktaydı. Bu itibarla savaş, aslında insanın kendiyle nefsi arasında olmaktaydı.

Nefsine yenilen, ötekiyi benden değil diye görüp eline kendine uygun silahı almaktaydı. Bu silah bazen ateşli çubuk, top tank, mermi, bazen kalem, bilgi, zenginlik olmaktaydı. Oysa insanın dünyadaki zamanı sınırlıydı. Saat yaklaştı ve ay yarıldı. Hasılı kelam, kıyamet yavaş yavaş kopmaktaydı. İş sadece bir süreç meselesiydi, nasıl ki, insan doğduğu andan itibaren ölmekteydi, güneş de doğduğu andan itibaren batmaktaydı. Olanlar olur, ölenler ölür, dünya ve kâinat, vakti geldiğinde kâğıt gibi dürülür. Sen, ölümünü kıyamet bil, dünyaya ve hayata serin yaklaş. Hesap günü geldiğinde cevap ver; Rabbim kıymadım canım için hiçbir cana ve canana. İnşallah.