Pek kimsenin bilmediği az önemli olaylar güncesi: Rüya makinesinin icadı

GÜRAY SÜNGÜ
Abone Ol

Ahmet rüyalarını kaybetmemek için hayal kurar olunca, rüyalarını kaybetmemeyi de, hatta hep rüya görür olmayı da hayal etmiştir en nihayetinde. Hep rüya görür olmayı hayal edince, hep rüya görür olmaya yarayacak bir şey olsa diye, hayal etmiştir bu sefer…

Bir şehre azıcık tepeden bakıldığında görülen hâkim rengin (elbette coğrafyaya göre değişse de teşbihte hata olmaz, zira teşbih zaten hatadır) yeşilden kırmızıya dönmeye başladığı yıllar, “Akseden bir derdin devası olarak tasarlanmış, ancak bir takım zevat tarafından sekteye uğratılmış makinelerden en acayibi nedir?” deseler, kimse tarafından bilinemediği için adı verilemeyecek bir makinedir, Rüya Makinesi.

Dünyanın en orta yerine dair ölçüye gelmez mülahazalar bahsidir
Cins

“Olay Akşehir’de geçti.” diyenler var. Bir kısım tarihçi ise, olayın Güney Amerika’da yaşandığını iddia ediyor. Akşehir zaten Güney Amerikalılar tarafından pek sevilir. Özellikle Akşehir’e büyülü gerçekçiliğin mucidi sayılan Nasreddin Hoca’yı anmak için gelen Güney Amerikalılar tarafından… Zatı şahaneleri “Kendimizi evimizde hissediyoruz burada.” derler her fırsatta. Ama olayın nerede geçtiği çok da önemli değil aslında. Dünya zaten her yanı birbirine benzeyen bir eğreti küre.

Kurduğu hayaller onu Rüya Makinesi icat etmeye kadar sürüklemiştir.

Akşehir’i bilenler bilir, şehrin tam kıyısından bir tren yolu geçer ki, tren istasyonu da zaten oradadır. Ama bahse değer olay sırasında orada doğal olarak tren yolu da istasyonu da yoktu. Ama tren yolu olsaydı, o tren yolu tıpkı şimdiki gibi, şehirle şehre bağlı, şimdi kasaba o zamanlar köy olan Adsız arasında bir sınır idi.

Adsız, Akşehir’in bittiği yerde başlayan ve ona bağlı bir köydü yani. O zamanlar on üç hane vardı köyde. Ortasında harman yeri, ortanın kıyısında bir cami aslında mescit, caminin yanı başında küçük ve tek odadan müteşekkil kahvehane. O kahvehanenin pek müşterisi yoktu o zamanlar. Şimdi vardır. Çünkü çok zaman geçmiştir aradan, köy kasaba olmuştur, nüfusu artmıştır.

Müşterisiz hanenin aslında iki odalı kerpiç bir evin odalarından biri olduğu da ifade edilsin bu arada. O odada bir genç vardı o yıllarda. Adı Ahmet. Hayalci bir genç olduğu rivayet edilir. Çünkü kahveye bir süre önce nereden geldiği belli olmadan uğrayan bir adem oğlu, rüya kaçıran otu çiğnediği için rüyalarını kaybettiğini, bunun için derdine deva aradığını, bunun için yollara düştüğünü, o haneye de bunun için geldiğini söylemiştir. Bunu duyan Ahmet, kendi rüyalarını da kaybetmekten korkmuş, bu korkuyu zihninden atabilmek için sürekli hayal kurar olmuştur. Kurduğu hayaller onu Rüya Makinesi icat etmeye kadar sürüklemiştir.

Orada haşhaş ekilir upuzun tarlalara.

Akşehir’e Konya’dan daha yakındır Afyonkarahisar. Orada haşhaş ekilir upuzun tarlalara. Haşhaştan afyon elde edilir. Şehir de adını zaten oradan alır. Afyonun ne olduğunu da herhâlde söylemeye gerek yoktur.

Ahmet rüyalarını kaybetmemek için hayal kurar olunca, rüyaları kaybetmemeyi de hatta hep rüya görür olmayı da hayal etmiştir en nihayetinde. Hep rüya görür olmayı hayal edince, hep rüya görür olmaya yarayacak bir şey olsa diye, hayal etmiştir bu sefer. Hep rüya görür olmaya yarayacak bir şey olsa diye hayal edince de aklına elbet Afyon gelmiştir. Bunu şerre yorup tövbe istiğfar edeceğine, hayra yorup “Buldum galiba Ya Rabbi şükür.” demiştir. Gitmiştir köyün bittiği yerden şehre açılan yolun başına, oradan bakmıştır Akşehir’e. Görememiştir. Eh o kadar yakın değildir elbet ki nasıl görsün. Bulup demirci Hamdi’yi şehirde bir hafta boyunca yaptığı çizimleri verip ona...

Sesin idrakine dair bir ıtırlı teveccüh bahsi
Cins

Makine şöyle bir şeydir; Alaman kaskı gibi kafaya takılır, alttan çeneyi sıvazlayan bir kemeri mevcuttur. Göz kısımları açıktır ki, ufuk kararmasın ama burun kısmına iner tepeden bir kısım, o kısımın dışı eğri, içi büğrüdür, büğrünün içinde de bir oluk vardır. Oluk, başlığın sol yanındaki hazneye kadar uzanır. Haznede afyon sütü için mini bir kâsecik bulunur. Haznenin üstü dumanı çeksin diye soba bacasından ilhamla yapılmıştır.

  • Afyon sütü inceden yanar, dumanı kafaya geçirilen rüya makinesinin edevatı sayesinde burundan beyne akar akar, beyin buruşur buruşur, sahne kurulur kurulur, sahnede envai çeşit hâl ve gidişat neşvünema bulur bulur. Ahmet makineyi denemek için hazırlığını yapar; sonra bakar ufkuna ki, makinenin ne kadar harika bir icat olduğunun hakkını teslim etmenin akabinde seri üretime geçer, önce yüzlerce sonra binlerce imal eder, yetişemez; adam tutar, yer yetmez oda tutar, odaya sığmaz ev alır, evlerden taşar şehre açılır, şehrin öte yanında dışa doğru bir koca alana fabrika kurar, binlere satar, milyonlara satar, herkes alır, herkes hayal eder, Ahmet de hayal eder.

Sonra hafiften bir baş ağrısı ertesi gün. Bir de susatır elbet. O kadarla kalsa iyi. Cinlendi bu diye adı da çıkar Ahmet’in kısa zamanda. Bakar ki böyle boşluğa bak bak olmayacak, saplanıp kaldığı yerde dedikodu kazanı sürekli kaynayacak, yollara düşer Ahmet. Güney Amerikalı bir grup, Hoca Nasreddin’in türbesi başından yeni ayrılmıştır o esnada. Kader mi yaşanan yoksa keder mi yaşanacak olan bilinmez, Ahmet takılır grubun peşine. Yolu Medelin’e kadar uzanır. Sonrasını biliyorsunuz.