Sebepsiz kötülükler muamması

İDİL ÖNEMLİ
Abone Ol

Zihnimde hep bir muamma olarak yer etmiş sebepsiz kötülük meselesi, Mevlana’nınMesnevi’sinde okuduğum bir hikâyenin sonunda yine karşıma çıktı. Niye ama? Vezir bütünbu dolapları niye çevirdi, bütün bu kötülükleri ne uğruna yaptı? Çıkarı neydi?Hem de sonunda kendini öldürme pahasına bu işe ne için girişti?

“Siz yeşil boynuzlular! Zahmetin ve tehlikenin, düzenbazlığın ve şeytanlığın bu dünyadaki tek karşılığı paradır zannediyorsunuz. Ya şeytan, Havva’yı kandırmakla ne kadar para kazandı?“

Çocuklarım için tüm bunlar
Cins

Herman Melville

Sağlam Adam- Bir Maskeli Geçit

Birine istemeyerek ya da kasti olarak kötülük edersiniz. Karşılığında kötülük görürseniz, şaşırmazsınız. Kötülük yerine karşılığında affedilme görürseniz, bir yandan bu büyüklüğün altında ezilir bir yandan da mutluluğa gark olursunuz.

Birisinden sebepsiz kötülük görürseniz, iş değişir. Binlerce, binlerce kere sorarsınız: Neden? Neden ben? Ne yaptım sana? Sebepsiz kötülük insanın zihnini allak bullak eder. Dünyaya olan güvenini tahrip eder.

Nasıl ki kimileri iyiliğin arayışına giriyorsa, karşılıksız iyilikler peşindeyse, kimisi de karşılıksız kötülüğün peşinde, saf kötülüğün arayışında.

Zihnimde hep bir muamma olarak yer etmiş sebepsiz kötülük meselesi, Mevlana’nın Mesnevi’sinde okuduğum bir hikâyenin sonunda yine karşıma çıktı. Niye ama? Vezir bütün bu dolapları niye çevirdi, bütün bu kötülükleri ne uğruna yaptı? Çıkarı neydi? Hem de sonunda kendini öldürme pahasına bu işe ne için girişti?

Mesnevi’deki hikâyede bir Yahudi Padişah, Hristiyanlara zulmetmektedir. Dinlerinden dönmeyenleri birer birer acımadan öldürür. Bir gün veziri onları artık öldürmemesini söyler. Bu uyarı, Hristiyanların başına açılacak daha büyük bir şerrin habercisidir elbette.

Vezir artık onları daha fazla öldürmemesini, çünkü Hristiyanların, canlarını kurtarmak için dönmedikleri halde dinlerinden dönmüş gibi davranabileceklerini söyler. Dünya üzerinde dinini açıktan ya da gizliden yaşayan bir tek Hristiyan kalmaması için vezirin bir planı vardır.

Vezir öncelikle padişahtan, kulağını, elini kestirmesini, burnunu ve dudağını yardırmasını sonra da kendisini darağacının altına götürmesini ve tam infaz edilecekken bir şefaatçinin halkın gözleri önünde kendisi için af dilemesini; sonra da onu Hristiyanların bol olduğu bir şehre sürgün etmesini ister. Amacı Hristiyanlar arasına nifak tohumları ekmek ve vakti geldiğinde de bu meşum hasadı biçmektir.

Padişah vezirin dediklerini bir bir yapar. Vezir, sözde kurtuluşunun ardından halkın arasına karıştığında, onlara, kendisinin gizli bir Hristiyan olduğunu, dinini gizli gizli yaşarken padişahın bunu fark ettiğini ve bu yüzden de canına kast edildiğini envai çeşit işkenceden geçtiğini ama yine de dininden dönmediğini anlatır.

Mesnevi’deki hikâyede bir Yahudi Padişah, Hristiyanlara zulmetmektedir.

Sinsi düzen tıkır tıkır işler. Vezir, Hıristiyanların gönlünde saygın bir yere sahip olur zamanla. Onlara, vaazlar verir, İncil’in ve Zünnar’ın sırlarını anlatır. Ahali yavaş yavaş onun çevresinde toplanır ve ona candan hayranlık besler. İş o noktaya gelir ki, Veziri İsa’nın vekili sanır, Mesih’lik atfederler.

  • Vezir, gül suyu şerbetine azar azar zehir karıştırmaktadır. Hıristiyan halk gönlünü ve iradesini tamamıyla ona teslim ettiğinde ise yılan zehrini halkın gönlüne çoktan zerk etmiştir.

İnsanların ona bağlılığı zirvedeyken beklenmedik bir hamle yapar ve itikâfa kapanır, kimseyi yanına almaz. Müritleri el aman eder, yüzünü görmek için kapılarda yatıp kalkar. Sahtekâr Vezir’in itikâfı bir türlü bitmez. Sonunda feryat eden müritlerine bir açıklama yapar: Vezir nice zamandır, İsa’yla hasbihal halindedir. İsa ona, el etek çekmesini buyurmuş, o da boyun eğmiştir.

Sırayla Hıristiyan Beyliklerinin yöneticilerini yanına çağırıp her biriyle yalnız konuşur, her birini veliaht tayin eder. Hepsine, “Ben öldükten sonra halifem sensin,” deyip “diğer beyleri senin emrine bağladım” der. Hepsinin avcuna aynı mavi boncuktan bırakmıştır. Bu olaydan sonra, kırk gün daha itikâfta kalıp kendini öldürür. Evet, kendini öldürür. Bekleneceği üzere, Beylikler birbirine düşer, kılıçlar çekilir, oluk oluk kan akar.

Bu öyküdeki Veziri hayatı pahasına kötülük yapmaya iten şey neydi? Bu soruyu sorup aklımızın bir köşesine bırakıyor ve başka bir öyküye geçiyoruz şimdi.

Bu konuda bir başka güçlü hikâye, Herman Melville’e ait. Melville, “Sağlam Adam, Bir Maskeli Geçit’’ (İletişim yay. Çev: Ayşe Deniz Temiz) adlı romanında dolandırıcılığı ve riyakârlığı bize bir istimbot yolculuğu sırasında yolcular arasında geçen olaylar aracılığı ile anlatır. Missisipi Nehri’nde aheste aheste yol alan istimbota bir sürü sıradan yolcu ile birlikte bir de dolandırıcı binmiştir. Ve okuyucu bu yolculuk sırasında bir insanın diğer insanların güveninin ve iyi niyetinin sömürülüşüne; türlü çeşitli düzenbazlıklara şahit olur. Dolandırıcımız, her kılıkta çıkar karşımıza ve insanların en güzel özelliklerini, vicdan, merhamet, şefkat, cömertlik gibi en övülesi özelliklerini sömürür.

Romanın sonlarına doğru gizemli yabancımız, bir din adamıyla sohbete girişir, sohbetin bir yerinde, yazarın görmüş geçirmiş adam diye nitelediği karaktere sorar: ‘’Bir sürüngenin güzelliği ile büyülendiğiniz vakit onun yerine geçmek aklınızdan geçmedi mi? Bir yılan olmak nasılmış görmek? Çimenin üzerinde fark edilmeden süzülmek? Bir dokunuşta sokmak, öldürmek, güzel bedeninizin tamamı bir hançermiş gibi? Kısacası kendinizi bilgiden ve vicdandan muaf hissetmek ve bir süreliğine tümüyle içgüdüsel, kayıtsız, sorumsuz bir yaratığın tasasız, keyifli yaşantısını sürmek arzusu hiç içinizden geçmedi mi?’’

Herman Melville, “Sağlam Adam, Bir Maskeli Geçit’’ )İletişim yay. Çev: Ayşe Deniz Temiz)

Gizemli Yabancı’nın bu sorusu bizi Mesnevi’deki Vezir’in mizacına ışınlar. Kötülüğe adanmış bir ruhun doğası ile ilgili bir şeyler söyler aslında bu sorular bize. Isırarak zehrini zerk eden ve bundan lezzet alan bir yılan gibidir her iki hikâyedeki anti-kahraman da. Her ikisi de dolandırıcı ve riyakârdır. Avları ile oynar, onları en büyük zaaflarından yakalarlar. Sözleri ve davranışları ile önce güvenlerini kazanır ardından da yanlarına yeterince sokulduktan sonra avları en savunmasız haldeyken azar azar zehirlerler.

Ne Melvilie’nin dolandırıcısı, ne de Mevlana’nın Vezir’i bunu şan şöhret, zenginlik için yapmamıştır. Dalalet bataklığındaki bu şerli insanlar, habis ruhlar, yaptıklarından meşum, aşağılık bir lezzet almaktadırlar. Yakıp yıkmaktan, bozmaktan, dağıtmaktan alınan kötücül bir zevk, kötücül bir haz alırlar. Pis yiyeceklerle beslenen muzır hayvanlara dönüşürler. Motivasyon kaynakları işte bu kötücül haz ve lezzettir.

Dünya bir hercümerç içinde doymak bilmez bir karanlığa gark oldu olacak. Medeni dünyanın şirazesi kaydı kayacak.

  • Kötülüğün bin bir türü saçılıyor beş kıtaya. İçini dışına çevirecek olsak, kurt, sırtlan ve yılan görünecek olan insan suretindeki insi şeytanların dünyayı ateşe verdiği, zulme uğrattığı bir zaman bu zaman. Mevlana’nın Veziri de Melvillie’in “Sağlam Adam”ı da bin bir kılıkla aramızda dolaşıyor.

Nasıl ki kimileri iyiliğin arayışına giriyorsa, karşılıksız iyilikler peşindeyse, kimisi de karşılıksız kötülüğün peşinde, saf kötülüğün arayışında. Dünyamızı, bir simyacı titizliği ile kana bulamayı hazza dönüştürmek için sapkın deneylerini gerçekleştirdikleri bir laboratuvar gibi kullanıyorlar. Kayıtsız şartsız bir adanmışlıkla canla başla kötülüğe hizmet ediyorlar. Kapkaranlık dünyalarına zıt her iyiliğe, güzelliğe, şefkate düşman kesilip iyilikle savaşıyorlar.

Kusursuzluk ve kibrit alevi
Cins

Peki, bunu bir çıkar için mi yapıyorlar? Biz bu soruyu sorar sormaz, “Sağlam Adam” romanın sayfaları rüzgâr değmiş gibi dalgalanır, sayfalardan diğer bir roman kahramanı başını uzatır cevap vermek için. Belli ki bu soruyu bize sorduran saflığımıza sinirlenmiştir, azarlarcasına bir sesle bağırır yüzümüze:

“Siz yeşil boynuzlular! Zahmetin ve tehlikenin, düzenbazlığın ve şeytanlığın bu dünyadaki tek karşılığı paradır zannediyorsunuz. Ya şeytan, Havva’yı kandırmakla ne kadar para kazandı?”